İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasına giden sürecin başladığı gün olan 19 Mart'ın birinci yıl dönümünde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Büyük Saraçhane Mitingi düzenliyor.
CANLI - 21.20 | ÖZGÜR ÇELİK KÜRSÜDE
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik konuşmasına 18 Mart Çanakkale Zaferi'ni anarak başladı. Çelik'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Geçen hafta Silivri'de boş tarlaların üzerinde dron uçurarak alan boş algısı yapmaya çalıştılar. O gün dedim Saraçhane'ye 18 Mart'ta dronlarınızı getirin gelin görün millet iradesine nasıl sahipo çıkıyor. İyi dinleyin bu meydanın sesini, bu meydanda yılgınlık yok, korku yok, umutsuzluk yok. O sandık illa gelecek, bu millet hesabını bir kere daha soracak. Adaletin mücadelesini verenler kazanacak. Korku duvarlarını aşarak gelen gençler kazanacak. Kadınlar kazanacak. İşçiler kazanacak. Hak kazanacak. Halk kazanacak.
21.10 | MANSUR YAVAŞ: GÖKÇEK VE AİLESİ YARGILANMADAN HİÇ KİMSEYİ YARGILAYAMAZSINIZ!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Ankara'dan dayanışma mesajları getirerek, belediye başkanlarına yönelik operasyonlara, yargıdaki usul hatalarına ve "rövanş hukukuna" sert tepki gösterdi. Gökçek dönemi dosyalarına ve televizyonlardaki dezenformasyona değinen Yavaş, adil yargılanma vurgusu yaptı.
Mansur Yavaş'ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
"Cumhuriyetin başkentinden sizlere selam getirdim. Başkentten dayanışma duygularıyla geldik. Belediye başkanlarımızın hepsinin arkasında olduğumuzu bütün dünyaya duyurmaya geldik. Hoş geldiniz, sizlerin hepinize saygılar sunuyorum.
Sevgili İstanbullular, iradenizin gasp edildiği bir yıl öncesinden bugüne kadar değişen hiçbir şey yok. Bir yıl önce ne söylediysek maalesef şimdi aynı durumdayız. Haksızlıklar, hukuksuzluklar aynen devam ediyor. Bizler ne istiyoruz? Belediye başkanları olarak, Ankara halkı beni, İstanbul halkı Ekrem Başkanı, diğer başkanlarımızı seçti kendilerine hizmet etmek için. Bizler doya doya hizmet etmek istiyoruz. Yaptığımız hizmetler sayesinde de halkın memnuniyetini artırıp en yakın yapılacak erken seçimde iktidarı değiştirmek ve bu ülkeyi daha iyi yönetmek istiyoruz.
Bu iddiayla göreve geldik. Ancak ağzımızın tadıyla gerçekten hizmet etmemiz engellendi. Bu yapılan hukuksuzluklar, bu yapılan operasyonlar maalesef bizi engellemek için yapılan işler. Güzel yaptığımız için öne çıkan işlere baktığınız zaman bunları iktidar engelleyip aynı işleri kendileri kamu idaresi vasıtasıyla yapmak istiyor. Yapamazlar. Yapamazlar. Bu yasayı kendileri çıkarttı. Büyükşehirlere bu yetkileri kendileri verdi. Eskiden yapılan sosyal yardımların çok daha adil, çok daha insani yapıldığını gördüler. Halktan yana politikaları gördüler ve halktaki memnuniyeti gördüler. Türkiye çapında yerel yönetimler genel başkan yardımcımızın yaptırdığı anketler sonucu yerel yönetimlerde memnuniyet oranı %58 çıktı. Bu yayınlandı. İşte yayınlandıktan sonra da operasyonlar maalesef başladı.
Bizler dokunulmazlığı olmayan insanlarız. Bizler adil ve eşit hukukun herkese uygulanmasını istiyoruz. Başka hiçbir talebimiz yoktur. Kendileri bir yasa çıkarttı yıllar önce. Artık dediler hiç kimse gece vakti evinden alınmayacak. Eğer bir şahsın ifadesine başvurulacaksa kendisine karakoldan yazılı tebligat gidecek, bu tebligatta karakola neden çağrıldığı, hangi konuda ifadesinin alınacağı bildirilecek denmişti. Nerede bunlar? Şimdi sabaha karşı evler basılarak, davet edilmek yerine, çağrıldığı zaman hemen gelecek belediye başkanları yaka paça ve itibarsızlaştıracak şekilde gözaltına alınıyor.
Bununla da kalmıyor. Bakınız, hazırlık soruşturmaları gizlidir. Ancak verilen ifade daha avukatların eline gelmeden basında bakıyorsunuz yandaş basında yayınlanıyor. WhatsApp gruplarında yayınlanıyor. Bu suçtur. Hazırlık soruşturmasının gizliliğini ihlal etmek suçtur. Ayrıca bu yargılanacak insanları savunacak kimse televizyonlarda yokken artık karşı fikirler adı altında dezenformasyonlar yapılmak suretiyle bir defa yargılamalar etkilenmek isteniyor. Yargıdaki bir işin bu şekilde televizyonlarda konuşulup peşinen suçlu edilmesi, suçlu ilan edilmesi resmen suçtur. Bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. Ancak Ekrem Başkanı ve diğer başkanlarımızı birisi savunduğu zaman adeta suçluyu savunma gibi mahkumiyeti olmayan insanları, kesinleşmiş yargı kararı olmadan anayasamıza göre hiç kimse suçlu edilemez hükmüne rağmen bu sefer suçlu ilan ediliyor. Twitter hesapları kapatılıyor, engelleniyor, fotoğrafları ortadan kalkıyor. Nerede adalet?
Eşit hukuk istiyoruz demiştim. 2019'da Ankara'da ben iş başına geldikten sonra, burada Ekrem Başkan iş başına geldikten sonra eski döneme ait dosyaları açtık. Kamu adına açtık, halk adına açtık ve yaptığımız şikayetleri adliye intikal ettirdik. Daha bu meşhur şahısları ifadeye dahi çağırmadılar. Televizyonlardan görüyorsunuz. Sayın Genel Başkanımızın bozuk tohum olarak ilan ettiği şahsın 600 milyon liralık villası var. Pişkin pişkin sırıtarak 600 yapmaz, 400'e veririm diyor. Hayatında bir gün çalışmamış, bir gün sigortalı çalışmamış, çalıştırmamış, vergi vermemiş insan 600 milyon liralık villa alıyor. Siyasiler servetlerin hesabını vermek zorundadır. Bunlara hiç kimse bir şey sormuyor. Kamu zararları söz konusuysa her gün televizyonlarda görüyoruz. Kasalarından kilolarca altın çıkanlar, yolsuzluk yaptıkları vakıflarla ilgili beyanları ortadayken ifadeye dahi çağrılmıyor. Nasıl hukuk? Cumhuriyet Halk Partiliysen derhal gel, yaka paça al, hapse at, verdikleri savunmanın hiçbirisini dikkate alma; diğer şahısların ifadesini dahi alma. Ben diyorum ki: Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız! Hiçbir belediye başkanını yargılayamazsınız!
Her şeyden evvel yine kendileri çıkarttıkları yasaya göre tutukluluğun sınırlarını kaldırdılar. Üst haddi şu kadar olmayan, alt haddi şu kadar olmayanlar tutuklanamaz hükmüne rağmen önüne geleni tutukluyorlar. Ayrıca tutuklama tehdidiyle birçok insanı da iftiraya zorluyorlar. Bunun hukukta asla yeri yoktur.
Bir diğer konu yargılamalarda şunu görüyoruz: 'Şunu dedi, bunu dedi'. Şimdi bir tarafta iddia eden var, bir tarafta karşısını söyleyen var. İddia eden suçlayan kişi çete lideri olarak ilan edilen kişi. Peki suçlanan kim? Hayatı boyunca karakola gitmemiş, halkın büyük çoğunluğu oylarıyla seçilmiş belediye başkanımız. Siz ne hakla o çete reisinin ifadesini bizim belediye başkanlarımızdan üstün tutup onları hapse atıyorsunuz? Bunun hukukta hiçbir yeri yoktur.
Ben mübarek günlerdeyiz. Hiç dinleyeceklerine inanmıyorum ama Maide suresinde şöyle diyor: 'Bir topluluğa olan kininiz asla sizi adaletsizliğe sevk etmesin' diyor. Belki bundan anlarsınız. Yaptığınız iş, duyduğunuz kin sonucu insanları suçsuz yere hapse atmak, adaletsiz davranmaktır. Bunun hesabını elbette öbür dünyada vereceksiniz. Evet, her cuma cumaya gidenler bilir, hutbede imam sözlerini tamamlar: 'Hükmettiğiniz zaman Cenabı Allah adaletle hükmetmenizi emreder' der. Nerede adaletle hükmetmek, nerede?
Dolayısıyla sevgili İstanbullular, bizler belediye başkanları olarak bu hukuksuz uygulamaları gördükçe daha fazla çalışıyoruz. Daha fazla halkın memnuniyetini artırmak istiyoruz ki inşallah yapılacak en erken seçimde Türkiye'deki iktidar değişecek ve bundan sonra gerçek hukukun üstünlüğü olan, herkese adil olan, hiç kimsenin yargılanmaktan korkmadığı, yargılanırken de emin olduğu sistemi mutlaka getireceğiz. Rövanş hukukunu ortadan mutlaka kaldıracağız. Kapınız sabaha karşı çalındığı zaman zannetmeyin ki polis geldi, acaba ihtiyacı olan birisi mi geldi diye hiç endişe etmeden kapıyı açacağımız günler gelecek. Türkiye bunları vaat ediyoruz. İnşallah anayasaya bağlı hukukun üstünlüğüne ve herkese uyan bir hukuk sistemini hep birlikte gerçekleştireceğiz. Diyorum ki delilleri topladınız. Delilleri topladınız ki davayı açtınız, iddianame ortada. Hala niye tutuklu tutuyorsunuz? Hala niye tutuklu tutuyorsunuz? Serbest bırakın, adli tedbirleri uygulayın. Bu insanların ömründen çalmayın. Kaldı ki hasta olan belediye başkanlarımız var. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor onları içeride tutuyorsunuz hala?
Evet sevgili İstanbullular, biz dayanışma duygularımızı ifade etmek için bugün buraya geldik. Her zaman Ekrem Başkanımızın ve diğer başkanlarımızın arkasındayız. Onlara güveniyoruz. Onların adil yargılanmalarını, tutuksuz yargılanmalarını istiyoruz ve inşallah yapılacak en erken seçimde de dilediğimiz özgür, bağımsız, herkesin huzur içerisinde yaşadığı bir Türkiye'yi vaat ediyoruz."

20.50 | DİLEK KAYA İMAMOĞLU: VAZGEÇMEYECEĞİZ, GERİ ÇEKİLMEYECEĞİZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!
Kürsüye binlerin sloganları eşliğinde İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu çıktı. İmamoğlu, konuşmasında adalet sistemine yönelik sert eleştirilerde bulunurken, tüm siyasi parti liderlerine de tarihi bir çağrı yaptı.
Dilek İmamoğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
"Sevgili dostlar, değerli yol arkadaşlarımız, kıymetli vatandaşlarımız; sizleri bugün burada bu kadar kalabalık görmek, sizlerin taşıdığı enerjiyi hissetmek, tüm baskılara ve tüm hukuksuzluğa rağmen demokratik geleceğimize verdiğiniz desteği görmek, inanın ülkemizin geleceği için hepimize çok büyük bir güç veriyor. Sağ olun, var olun!
Sizin varlığınız, insanlık onurunun hala ayakta olduğunu gösteriyor. Sizin varlığınız, adalet duygusunun bu ülkede henüz tükenmediğini gösteriyor. Sizin varlığınız, korkuya rağmen geri adım atmayan insanların sessiz ama güçlü iradesini gösteriyor.
Keşke bugün burada güzel bir vesileyle toplanmış olsaydık. Keşke bugün adaletsizliği değil, adaletin yerini bulduğunu konuşuyor olsaydık. Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık. Keşke bugün baskıyı değil, umut dolu bir geleceği konuşuyor olsaydık. Ama gündemimiz adaletsizliktir. Gündemimiz baskıdır. Gündemimiz hukuksuzluğun toplumun üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada ülkemizin ortak kanayan yarasını konuşuyoruz.
Ben bugün burada yalnızca bir eş, bir anne olarak bulunmuyorum. Bugün burada haksızlığa uğrayanların, sesi bastırılmak istenenlerin, adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz ki yaşadığımız süreç, gerçek bir hukuki süreç değildir. Bu süreç toplumun güven duygusunu yaralamakta, demokrasi inancını sınamakta ve hukuka olan bağını sarsmaktadır.
Bir yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır sevdiklerimizden ayrı kaldık. Bir yıldır bekliyoruz, bir yıldır sabrediyoruz, bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.
Değerli dostlar, 19 Mart sabahı yaşananlar bu milletin hafızasına kazınmıştır. 16 milyon İstanbullunun oyuyla seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı kapısına şafak vakti dayanıldığında ve Ekrem İmamoğlu bizlerden zorla alındığında ülkemizin adalet duygusuna da darbe vuruldu. Bu sadece bizim ailemiz için değil, ülkemizin hukukuna ve demokrasisine saplanmış bir hançerdir.
Ve aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe toplumun belleğindeki soru işaretleri daha da büyüdü, kaygılar arttı. Ortaya konulan temelsiz iddialar toplumun yargıya olan güvenini daha da sarstı. Halkımız da ülkemiz de asla bunu hak etmiyor. Böylesine ağır sonuçlar doğuran bir süreçte, ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? İşte önümüzdeki dönemde bu sorunun cevabı için çalışmalıyız.
Sadece kendimiz için değil, sadece sevdikleri hapiste olan aileler için değil, bütün halkımız için. Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Bu ülke hiçbirinin, hiçbir siyasi görüşün, hiçbir makamın tekeline bırakılamaz. Bu ülkenin her karış toprağında herkesin hakkı var. Bu ülkenin geleceğinde herkesin payı var. Hiç kimse kendisini bu milletin üstünde göremez. Hiç kimse adaleti kendi siyasi hesabına göre eğip bükemez.
Mahkeme sürecinde yaşananlar her türlü keyfilik ve fütursuzluk derin bir kırgınlık yaratıyor. Halkımız bugün yaşadıklarımızın gerçek anlamda hukuki bir süreç olmadığını görüyor. Siyasetin devletin kurumlarını ve mekanizmalarını nasıl baskı altına aldığını da görüyor, biliyor ve hafızasına kaydediyor.
Sevgili dostlar, bir yıldır yalnızca tutuklu olanlar cezalandırılmıyor. Aileler de cezalandırılıyor, çocuklar da cezalandırılıyor; anneler, babalar, eşler, kardeşler de cezalandırılıyor.
Bütün her şeyden en önemlisi de sizler cezalandırılıyorsunuz, tüm Türkiye cezalandırılıyor! Cezaevi yollarında bekleyen aileler var, yorgun düşenler var, hastalıkla mücadele edenler var, uzak şehirlerden gelenler var. Geceleri kalacak yer bulamayanlar var. Bir görüş dakikasına günlerini, haftalarını, umutlarını sığdırmaya çalışan insanlar var. Ve yetmiyor, duruşma salonları da adaletsizliğin bir parçası haline getiriliyor. İzleyici yerleri sınırlı tutuluyor, bazı aileler davayı takip bile edemiyor. İnsanlar bir adalet duygusuyla değil, belirsizlikle baş başa bırakılıyor. Yargılama sürerken de aileler cezalandırılmaya devam ediliyor.
Olmaması gereken bir dava üzerinden aylarımız, günlerimiz bizden çalınıyor. Bize yaşatılan bu uygulamalar anayasamıza aykırıdır. Ülkemizin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklere de aykırıdır. En temel insan haklarına da aykırıdır. Çünkü adalet ve hukukun üstünlüğü sadece mahkeme kararlarında değil; usulde, tavırda ve açıklıkta görünmelidir.
Mahkeme salonlarında sevdiklerine el sallayan, uzaktan kalp işareti yapan, bakışarak hasret gidermeye çalışan insanlar var. O küçücük el hareketine, o sessiz sevgi işaretine bile tahammül gösterilemiyor. Orada bir anne var, orada bir eş var, orada bir çocuk var. Tahammül edilemeyen bu küçük anlara bakın ve sorun kendinize; bu tabloda toplum adalete nasıl güvenecek?
Ama bütün bu baskı ve zorluğa rağmen bizler ayaktayız. Aileler bir yıldır metanetle ayakta, sabırla ayakta, onurla ayakta, kararlılıkla ayakta!
Bu dayanışma sessiz ama çok güçlü bir direniştir. Biz yalnızca sevdiklerimiz için mücadele etmiyoruz; adalet için mücadele ediyoruz, hukukun üstünlüğü için mücadele ediyoruz. Bu nedenle duruşmaların canlı yayınlanmasını talep ettik. Milletimiz gerçeği kendi gözleriyle görsün istedik. Bu çağrı defalarca yapıldı ama karşılık bulmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Neden toplumun güvenini rahatlatacak açıklığa izin verilmiyor?
Atılması gereken en önemli ve en gerekli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Çünkü hukukta esas olan tutuksuz yargılamadır. Çünkü adalet peşin cezalandırma değildir. Çünkü adalet siyasi rekabetin aracı değildir. Bunun yapılmadığını görüyoruz. O nedenle daha önce yaptığım iki çağrıyı bugün buradan yeniden yapmak istiyorum:
Birincisi; başta AK Parti, MHP ve DEM Parti olmak üzere tüm siyasi partilerin hukuk komisyonlarından liyakatçı hukukçular bu süreci yakından takip etsin. Mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar. Gördüklerini doğrudan kamuoyuna anlatsınlar. Böylece gerçeği herkes açıkça görsün, kimsenin aklında soru işareti kalmasın.
İkincisi; Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının yapılacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Çünkü bu mesele artık yalnızca bir dava değildir. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir.
Sevgili dostlar, şimdi size bir eş olarak seslenmek istiyorum; yalnızca kendi adıma içimden geldiği gibi... Bir yıldır çocuklarımla bu yükü taşıdım. Bir yıldır mücadele etmeyi hiç bırakmadım, inancımı bir kez olsun yitirmedim. Her sabah ayağa kalkmamı sağlayan şey ne korku ne de öfke. Beni kaldıran ve ayakta tutan güç haklı olduğumuzu ve Ekrem İmamoğlu'nun bu ülkeye olan inancının boşa çıkmayacağını bilmekti. Biz haklıyız!
Evet, biz haklıyız, bu nedenle bu ağır yükü taşıyabiliyoruz. Bu ülkede hukuka güvenmek isteyen herkes için konuşuyoruz, mücadele ediyoruz. Çocuklarına daha adil bir ülke bırakmak isteyen herkes için konuşuyoruz. Korkuyla değil, hukuk güvencesiyle yaşamak isteyen herkes için konuşuyoruz. Bizi korkutmalarına izin vermeyeceğiz! Baskıya boyun eğmeyeceğiz!
Baskıya boyun eğmeyeceğiz, suskunluğa teslim olmayacağız. Çünkü biz öfkeye değil haklılığa dayanıyoruz. Korkuyla değil cesaretle hareket ediyoruz. Karanlığı değil aydınlığı hedefliyoruz. Bu ülke hepimizin. Adalet talebi hepimizin. Gelecek hepimizin. Ve biz bu ülkede adalet yerini bulana kadar konuşmaya ve dayanışmaya devam edeceğiz. Vazgeçmeyeceğiz! Geri çekilmeyeceğiz! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!"

20.30 | ARZU ÇERKEZOĞLU: BU HALKIN MÜCADELE BİRİKİMİNİ KÜÇÜMSÜYORLAR
Mitingin en coşkulu anlarından birinde kürsüye çıkan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Saraçhane'yi dolduran on binlere seslendi. Türkiye'nin mevcut ekonomik ve politik tablosunu eleştiren Çerkezoğlu, iktidara demokrasi ve emek mücadelesi üzerinden yüklendi:
"Saraylar, saltanatlar çöker; kan susar bir gün, zulüm biter... Toplumsal desteğini yitiren siyasi iktidar, baskıyla ve hukuksuzlukla iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Siyasi iktidar, sandıkta yenemediğini yargı sopasıyla, bileğini kırmaya çalışıyor. Siyasallaşmış yargıyla 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ilkesine meydan okuyorlar.
Ülkemizi şiddet mağduru kadınlar, okula aç giden çocuklar, geleceğinden umudu kesen gençlerin ülkesi haline getirmelerine izin verecek miyiz? Hayır! Anlayın artık, hayır diyoruz! Seçilmiş belediye başkanlarımızı, siyasetçileri, sendikacıları ve gazetecileri serbest bırakın.
Demokrasi işçinin ekmeğidir! Demokrasi yoksa ekmek de yoktur. Baskıyı ve zulmü kendi iktidarlarının güvencesi olarak görenler bilsinler ki; bu ülkenin tüm değerlerini üreten halktan daha büyük bir güç yoktur. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"

20.25 | "6. FİLO'YU DENİZE DÖKENLERİN YOLUNDAN YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ"
Öğrencileri temsilen kürsüye çıkan İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu Selinay Uzuntelli, gençliğin barınma, eğitim ve özgürlük taleplerini dile getirdi. Üniversitelerdeki baskı ortamına ve ekonomik krize dikkat çeken Uzuntelli, şu ifadeleri kullandı:
"Bir yıl önce, bugün, burada geleceğimizi çalanlara karşı ayağa kalkmıştık. Binlerce öğrenci Beyazıt'tan Saraçhane'ye aktık ve o korku duvarlarını yerle bir ettik. Peki bugün ne değişti? Kampüslerde adeta OHAL uygulanıyor. Liseliler MESEM programıyla patronlara ucuz iş gücü yapılıyor, 14-15 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.
Bizler yoksulluğa mahkum edilirken, geleceğimizden çalınan para silahlara aktarılıyor. Bizi bölmek, yalnızlaştırmak, susturmak istemelerinin sebebi korkmalarıdır. Çünkü biliyorlar; biz örgütlenirsek bu düzen yıkılır! Biz 1 Mayıs'ta sınıfın saflarında, alanları doldurmaya; 6. Filo'yu denize dökenlerin yolundan yürümeye devam edeceğiz."

20.15 | "HEDEFİMİZ TALEPLERİMİZİ NETLEŞTİRMEK VE BU MÜCADELEYİ GENİŞLETMEKTİR"
Mitingin açılış konuşmalarından birini yapan Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Gilda Silifkeli, öğrencilerin işçi sınıfıyla yan yana durması gerektiğinin altını çizerek dayanışma çağrısında bulundu:
"Bugün saray rejimi yağma, rant ve savaş politikasıyla halkı sefalete sürüklemektedir. 19 Mart direnişinin arka planındaki sebepler bunlardır. Bu düzene karşı çıkan öğrenci gençlik soruşturmalarla ve uzaklaştırmalarla sindirilmeye çalışılıyor. Ancak biz öğrenciler ne gözaltılarla ne de ajanlaştırma politikalarıyla bu mücadeleden vazgeçeriz!
Bugün 19 Mart'ın hayaleti kampüslerde dolaşmaya devam etmektedir. Gücümüz kenetlenmekten, örgütlü mücadeleden gelmektedir. Öğrenci gençliğin görevi her alandaki direnişi büyütmek ve dayanışmayı güçlendirmektir. Bu sene bizi 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkaracak güç de tam olarak bu örgütlülüktür."

20.00 | BİNLER SARAÇHANE'DE BULUŞTU
Yurttaşlar 20.30'da başlayacak olan "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitingi için Saraçhane'de bir araya geldi. Alana yurttaşların akını sürüyor.
19.30 | ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ, BEYAZIT MEYDANI'NDAN SARAÇHANE'YE YÜRÜYOR
Büyük Saraçhane Mitingi öncesinde üniversite öğrencileri Beyazıt Meydanı'nda bir araya gelerek kapsamlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Öğrenciler, okudukları bildirinin ardından Saraçhane Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. Gençliğin barınma krizine, eğitimdeki baskılara ve çocuk işçi ölümlerine dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"19 Mart, bu ülkenin gençliğinin yoksulluğa, baskıya, geleceksizliğe karşı 'artık yeter' dediği gündür. Aradan bir yıl geçti. Peki koşullar ortadan kalktı mı? Hayır, aksine daha da ağırlaştı. Artan kiralar, ulaşım zamları ve KYK yurtlarının yetersizliği barınma krizini derinleştiriyor. Bize reva görülen 4.000 liralık KYK bursu, sefalet düzeninde yaşamımızı sürdürmeye dahi yetmiyor.
İktidar MESEM programıyla gençliği sömürüyor; geçen yıl en az 95 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Yüz binlerce çocuk eğitimden koparılıp fabrikalara mahkum ediliyor. Bir yandan da kampüslerimiz polis ablukasıyla çevriliyor, kulüplerimiz kapatılıyor. Ancak biz biliyoruz ki; gerçek bir değişim, öğrencilerin mücadelesinin işçi sınıfının mücadelesiyle birleşmesiyle mümkündür. Yoksulluğa, baskıya ve anti-demokratik uygulamalara karşı mücadelemiz sürecek!"
Öğrenciler, basın açıklamasının sonunda somut taleplerini şu şekilde sıraladı:
- Üniversitelere ve belediyelere yönelik kayyum politikaları derhal son bulsun.
- Muhalefete yönelik baskılar bitsin, başta tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın.
- KYK burslarına enflasyon oranında zam yapılsın; tüm öğrenim kredileri bursa dönüştürülsün.
- Çocuk işçiliği yasaklansın, genç işçilerin emeği güvence altına alınsın.
- NATO'dan çıkılsın, bütçe savaş politikalarına değil eğitime harcansın.
Açıklamanın ardından öğrenciler Saraçhane'ye doğru yürümeye başladı.
19.00 | YURTTAŞLAR TOPLANMAYA BAŞLADI
İstanbullular, mitingin düzenleneceği alana yürümek için Yenikapı Marmaray Durağında toplandıktan sonra mitingin yapılacağı Saraçhane'ye doğru yürüyüşe başladı.
Halk TV




