Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yeni bir imtihanın daha eşiğindeyiz. Mevsim şartlarını dikkate alarak, belki biraz öne çekerek tarihini güncelleyeceğimiz 2023 seçimlerinin önemini en iyi sizler biliyorsunuz” dedi. Erdoğan ayrıca, “Suriye’deki gelişmeler, Rusya-Türkiye-Suriye olarak istihbarat, savunma bakanlarımızın Moskova’da biliyorsunuz bir araya gelişleriyle bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak” dedi.

İMAMOĞLU: "DEVLETİMİZİN MAKAMLARINI AŞAĞI ÇEKMEYİN. KIZACAKSANIZ, ATADIĞINIZ SİYASİLERE KIZABİLİRSİNİZ" İMAMOĞLU: "DEVLETİMİZİN MAKAMLARINI AŞAĞI ÇEKMEYİN. KIZACAKSANIZ, ATADIĞINIZ SİYASİLERE KIZABİLİRSİNİZ"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Yeni bir imtihanın daha eşiğindeyiz. Mevsim şartlarını dikkate alarak, belki biraz öne çekerek tarihini güncelleyeceğimiz 2023 seçimlerinin önemini en iyi sizler biliyorsunuz” dedi. Erdoğan ayrıca, “Suriye’deki gelişmeler, Rusya-Türkiye-Suriye olarak istihbarat, savunma bakanlarımızın Moskova’da biliyorsunuz bir araya gelişleriyle bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AKP Genel Merkezi’ndeki Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı. Erdoğan özetle şunları söyledi:

“BELKİ 2023 SEÇİMLERİNİ BİRAZ ÖNE ÇEKEBİLİRİZ”

“Kuruluşumuzun 21,5 yılını ve iktidarımızın 20 yılını geride bıraktığımız şu günlerde yeni bir imtihanın daha eşiğindeyiz. Mevsim şartlarını dikkate alarak, belki biraz öne çekerek tarihini güncelleyeceğimiz 2023 seçimlerinin önemini en iyi sizler biliyorsunuz. Milletin kurduğu, iktidara getirdiği ve her mücadelesinde yanında yer aldığı bir siyasi teşekkül olarak tarif ettiğimiz AK Parti’nin bu imtihanı da başarıyla geçmesini sağlamak öncelikle bizlerin, buradaki heyetin sorumluluğundadır. Şu gerçeğin altını bir kez daha çizmek istiyorum. AK Parti resmen kurulduğu 14 Ağustos 2001 tarihinden bugüne kadar sadece girdiği her seçimi kazanmakla kalmamış milletimizin gönlündeki yerini de sürekli güçlendirmiştir. Bu gücün tezahürlerinden birini üye sayılarımızda görmek mümkündür. Kuruluşumuzun ardından girdiğimiz ilk girdiğimiz seçim yılı olan 2002’de üye sayımız 400 binler seviyesindeydi. Bir sonraki seçim yılı olan 2007’de üye sayımız 1 milyon 350 bine yükseldi. 2011’de üye sayımız 4,4 milyonu buldu. 2015 yılında üye sayımız 9 milyonun üzerine, 2018 yılında 10 milyon sınırına çıktık. Yargıtay Başsavcılığa tarafından açıklanan kayıtlara göre 2023 yılına 11 milyon 241 bin üyeyle girdik. Bu eser, hepinizin.

Diğer partilerin üye sayılarını vereceğim. Bunların hepsini üst üste koyun sonra ikiyle çarpın yetmedi üçle çarpın yine de AK Parti’nin üye sayısına yetişemiyor. AK Parti’nin üye sayısı artık ilk yüzyılını devirmek üzere olduğumuz cumhuriyet tarihimiz boyunca bir siyasi partinin erişebileceği en yüksek üye rakamıdır. Türkiye gibi siyasi rekabetin oldukça sert yaşandığı bir ülkede rekor üyesi sayısına ulaşmak elbette kolay değildir. 21 yıla rağmen ilk günkü heyecanla, inançla, azimle çalışarak bu başarıyı elde eldik. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diyerek çıktığımız bu eser ve hizmet yolculuğumuzda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma devrimleriyle milletimize verdiğimiz sözü tutmuş olmanın huzuru içindeyiz.

Ülkemizin makroekonomik görünümüne baktığımızda 2012, 2013, 2014 yıllarında gerçekten hedeflerine uygun bir zirve yaptığını görüyoruz. Demokraside sessiz devrimlerle milletimizin her kesiminin hak ve özgürlük taleplerini karşıladığımız, yatırımlarla asırlık ihmalleri giderdiğimiz, sergilediğimiz başarılı yönetimle ülkemizi hızla kalkındırdığımız bir dönemden söz ediyoruz. Milli gelirimizden enflasyona, faiz oranlarından büyük projelerin ritmine kadar her alanda tarihi bir yükseliş yakalamıştık. Dünyanın en büyük en 10 ekonomisi hedefimize emin adımlarla ilerlediğimiz bu süreçte bir anda önümüze akılla, izanla, mizanla, siyasi ve sosyal gerekçelerle açıklanamayacak hadiseler çıkmaya başladı. Gezi olayları bahanesiyle önümüze konan talepler bile tek başına alenen ve resmen Türkiye’ye ‘Dur’ ikazıydı. Biz bu resti görüp yolumuza devam edince 17-25 Aralık yargı emniyet darbe girişimiyle ülkenin resmi yönetimini devirmeye yönelik kumpaslar devreye sokuldu. Milletimizle birlikte bu kumpası da akamete uğratınca Çukur eylemleriyle vatan topraklarının bütününe saldırdılar. Kahraman güvenlik güçlerimizle birlikte teröristleri açtıkları çukurlara gömünce sınırlarımızı ve şehirlerimizi hedef aldılar. Tehditleri kaynağında yok etme stratejisiyle yeni güvenlik konseptimizi hayata geçirerek ardı ardına yaptığımız harekatlarla bu oyunu da bozduk. Ordu içine sızdırdıkları hainler vasıtasıyla başlattıkları 15 Temmuz darbe girişimi de milletimizin sinesine çarpıp akamete uğradı. Yönetim sistemimizi değiştirerek mücadeleyi bir üst seviyeye çıkarmamız üzerine dünyada eşi benzeri olmayan ekonomimizi çökertme tehdidine maruz kaldık. Aldığımız tedbirler ve hayata geçirdiğimiz mekanizmalarla bu meseleyi de hal yoluna koyarken bu defa tüm dünyayı etkileyen krizlerin rüzgârı esmeye başladı. Covid-19 salgınıyla başlayan süreç uzunca bir süredir bizi köşeye sıkıştırmaya, sinsi yol ve yöntemlerle diz çöktürmeye çalışanların aslında ne kadar kırılgan bir siyasi, sosyal, ekonomik, güvenlik mimarisine sahip olduklarını gösterdi. Rusya-Ukrayna kriziyle genişleyen kriz, gelişmiş diye tabir edilen ülkelerin kendi güvenlik ve refahları dışında hiçbir şeyi umursamadıklarını, bunu korumak için her yola başvuracaklarını bir kez daha ispatladı.

“DAHA SONRA GELİŞMELERE GÖRE LİDERLER OLARAK BİR ARAYA GELECEĞİZ”

İşte bu sabah, Sayın Putin ile bir görüşmem oldu. Etraflıca Rusya-Ukrayna savaşını ele aldık. Bunun yanında neler bölgede yapabileceğimizi konuştuk. Türkiye-Rusya ilişkilerini değerlendirdik. Suriye’deki gelişmeler, Rusya-Türkiye-Suriye olarak istihbarat, savunma bakanlarımızın Moskova’da biliyorsunuz bir araya gelişleriyle bir süreç başlattık. Ardından dışişleri bakanlarımızı yine üçlü olarak bir araya getireceğiz. Daha sonra da gelişmelere göre liderler olarak bir araya geleceğiz. Derdimiz bölgedeki sükuneti, suhuleti sağlamak, bölgede barışı egemen kılmak. Bugün yine, Zelenski ile görüşmem olacak. Bu görüşmede de aynı şekilde Sayın Putin ile yaptığımız görüşmeler ve Rusya-Ukrayna ilişkilerinin daha yumuşak bir zemine nasıl oturtabiliriz, bunları görüşeceğiz. Tahıl koridorunu görüşeceğiz. Amonyak olayını, gübre olayını görüşeceğiz. Fakir Afrika ülkelerine bilabedel Rusya tahıl verme noktasında hazır olduğunu Sayın Putin bugün yine söyledi. Biz de bu tahılı alıp fabrikalarımızda öğüterek una çevirmek suretiyle, az gelişmiş Afrika ülkelerine bunları göndermenin gayreti içerisinde olacağız.

Biz tüm bu çalışmalarımızı yürütürken, elbette sancıların, sıkıntıların, belirsizliklerin üzerimize bir karabulut gibi çöktüğü günler de oldu. Ama mücadeleyi hiç bırakmadık.

“İZMİR’İN YOLLARINI KİM YAPTI?”

Bay Kemal, lütfeder de Gemlik’e gidersen, sana rehberlik edecek kişiler de görevlendirebiliriz ama Sanayi ve Teknoloji Bakanımı da göndermem lazım. Fakat ondan da çok korktu mu ne yaptı, ‘O gelirse gelmem’ demiş. Öbürü oraya atmış bin kişi, ‘Gelirse bir kere doldursunlar elini öperim’. Biz öyle herkese el öptürmeyiz. Büyük Çamlıca Camii’miz nice defalar 60 binleri ağırladı. Hamdolsun. Bizim, bu zattan bu ifadeyi duymamız bizi çok üzmüştür. Bunu o masanın etrafında birileri söyleyebilir ama akıl kâr erdiremedik. Yazıklar olsun. Öbürü de çıkmış, ‘Erdoğan Ayasofya’yı açamaz’. E açtı. Ne yapacaksın şimdi? Aslında Meral Hanım bizi gayet iyi bilir, tanır da bu lafı nasıl etti, ben onu anlamadım. Meral Hanım, şu anda cami, müze değil. Şöyle bir teşrif edersen isabetli olur. Ayasofya’yı o hâliyle görmüş olursun. Bizim görevimiz yalan değil. Bizim görevimiz, evet, icraattır, dürüstlüktür ve yapılamayanları yapmaktır. Bay Kemal ne diyor? ‘Bir tane eserleri yok’ diyor. Ya sen İzmir milletvekili değil misin? Ula İzmir’in yollarını kim yaptı? Hiç olmazsa Türkiye’yi dolaşmıyorsun, İzmir’e de mi gitmiyorsun ya? 7-7,5 saatte gidilen İzmir’e şu anda 3 saat 15 dakikada arabayla gidiliyor. Bundan da mı haberin yok? Sabuncubeli Tüneli’ni açtık ya, o tünelden de mi geçmedin? Bunlarda yalan yenilir yutulur gibi değil. Ne derse desinler, şimdi ben İzmir milletvekillerime sesleniyorum: Arkadaş, daha çok çalışacaksınız. Daha çok çalışacaksınız ve bunu tüm İzmirli kardeşlerimize anlatacaksınız. Bunların yalanlarına İzmirli vatandaşlarım artık daha fazla esir olmamaları gerekir. Manisalı kardeşlerim daha fazla esir olmamaları gerekir. Bunları bölgenin milletvekilleri olarak anlatmak zorundayız. Çünkü hafıza-i beşer isyan ile maluldür. Şunu boşu boşuna demiyoruz. Bunlarla bu yolculukta biz öyle bir yarışa gireriz ki bizi yakalayamazlar.

Şehir hastanelerini inkâr ediyor. ‘Bütçeye nereden parayı koyacaksın’ diyor. Ya bütçe dediğin nedir, adamın haberi yok. Her şeyi zannediyor ki bütçeyle yapılır. Bay Kemal, parayı finansmanı yönetmenin yolları var, yolları. Onun için işte PPC diyoruz. Kamu-özel işbirliği.  Bunu yaptık mı, yaptık. Bununla milli bütçeden ortaya para koymadan bu yatırımları gerçekleştirdik mi, gerçekleştirdik.

Eğer biz bunları milli bütçeden yapmaya kalksaydık şöyle bir faiz hesaplaması yapmaya kalkın, bunun faizini bile ödeyemezsin. Hiç bu yollara başvurmadık. Sadece şehir hastanelerinde değil, bütün yollarda, viyadüklerde, havalimanlarında aynı uygulamayı yaptık. Onun için de ülkemizi ne yaptık, adeta bir uçuşa kaldırdık. Enerjide, ne diyor adam, konuşuyor. Ya sen zaten anlamazsın bu işlerden. Senden sirk cambazı da olmaz ve yalan üzerine yalan. Açtığım davalardan bir tanesi de, işte bu, Sakarya’ya da hakaret oluyor ya, bu adamdan da 50'yi aldık. Ama artık bu paralar bana gelmiyor, onu da söyleyeyim. Bunları iftira attıkları vakıflar var ya, onlara gönderiyorum. Bay Kemal Amerika’ya gitti, malum. Orada tost, most, falan filan, o işleri yaparken bir de oradaki vakfın binasını şöyle videoya çekim yapmış. İşte oradaki o iki vakfa bunlardan kazandığımız parayı da o iki vakfa veriyoruz. Hayırları dokunsun. Çünkü onların bu tür niyeti yok, böyle bir derdi de yok. Hiç olmazsa biz onları böyle bir hayra teşvik etmiş oluruz.

“KUMLUCA’YI SEL ALDI. SENİN BELEDİYELERİN NE YAPTI. BAY KEMAL EN UFAK BİR GAYRETİN OLMADI”

Üretimi ve hizmeti büyüteceğiz dedik, büyüttük mü, büyüttük. Ne diyor beyefendi, ‘Hiçbir şeyleri olmadı, yapmadılar, bir hayırları yok.’ Cumartesi günü biz Antalya'ya gideceğiz. Antalya’da Kumluca Belediye senin. Büyükşehir Belediyesi senin. Peki, sel afeti aldı Kumluca'yı götürdü, ya senin belediyelerin orada ne yaptı? Bay Kemal, en ufak bir gayretin olmadı. Biz anında bakanlarımı Kumluca’ya gönderdi ve anında bakanlarım AFAD'ıyla her şeyiyle orada seferberlik ilan ettiler ve Kumluca'yı o sel afetinden devlet olarak biz kurtardık. Sadece o değil tabi. Aynı şekilde Manavgat.

Utanmadan zaman zaman şunu söylüyorlar, ‘Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu.’ Hani nerede? E işte burada. Bu, bu. Bu. Biz Dicle kenarında bir kurt bir koyunu aşırdığı zaman biz onu yalnız bırakmadık. Bunlar bu işin tefsirinden de anlamazlar. Bu şiirde Akif ne demek istedi, bunlar anlamazlar.

Kadir kıymet bilen biliyor ya. Bay Kemal bilmese de benim vatandaşım, benim halkım, onlar biliyor.

Biz bunları yaparken muhalefet ne ile uğraşıyor dersiniz? Bakınız, aylardır altı kişi bir masa etrafında toplanıp duruyor, konuşuyor, tartışıyor, değil mi? Peki, ortaya ülkenin hayrına, milletin hayrına, haydi hepsini geçtim, masa etrafında oturanlardan herhangi birinin hayrına bir şey çıktı mı? Çıkmadı. Kavga, dövüş, kumpas, arkadan dolanma, önden kaçma, rol çalma, her şey var. Sadece vizyon yok, program yok. Tabii bu arada aday da yok.

“BİZ HÂLÂ SANDIKTA KİMİNLE YARIŞACAĞIMIZI BİLMİYORUZ”

Seçim tarihi geldi çattı. Biz hâlâ sandıkta kiminle yarışacağımızı bilmiyoruz. Milletimiz önüne aday diye kim ve kimler çıkartılacak, hâlâ bilmiyor. Dikkat ederseniz çıkacak demiyorum, çıkartılacak diyorum. Çünkü masada hiç kimsenin kendi kararı ve iradesiyle ortaya çıkma imkânı olmadığı, bir yerlerden alınacak işaretin beklendiği çok açık ve net bir şekilde anlaşılıyor. Dünyayı dört dolandılar ama herhalde işareti henüz alamadılar. Dolayısıyla, güya adayı belirleyecek olan masanın etrafındakiler de henüz bunun kim olduğunu bilmiyor. Malum olduğu üzere, daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, CHP’nin başındaki zat, kendisi karşımıza çıkmaya cesaret edemediği için hep birilerini öne sürmüştü. Bu sefer bakıyorsunuz, bazen cesaretini toplayacak gibi oluyor, sonra yeniden geri çekiliyor. Ardından tekrar adaylığa niyetli gibi davranıyor. Çekincelerini giderme, korkularını yenme konusunda kendisine verdiğimiz tüm teminatlara rağmen henüz açık bir beyanda bulunmadı. Kendileri bilir. Bizim için fark etmez. Şu anda biz arazideyiz, çalışıyoruz. ‘Durmak yok, yola devam’ diyoruz.”