Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Baban, internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifiyle ilgili “Bu yasa, sansür yasasıdır. Basını, internet sitelerini ve vatandaşı susturmanın yasasıdır. Anayasamıza aykırılık teşkil eden bu sansür yasasını kesinlikle reddediyoruz” dedi. Pınar Gültekin davasında verilen haksız tahrik indirimine tepki gösteren Babacan, “Sanığa ödül verdiler resmen. Pınar Gültekin’in acılı ailesinin neler hissettiklerini tahayyül bile edemiyorum. Ülkemiz, hayattan koparılan kadınların mezarlığı haline geliyor” diye konuştu.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Baban, internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifiyle ilgili “Bu yasa, sansür yasasıdır. Basını, internet sitelerini ve vatandaşı susturmanın yasasıdır. Anayasamıza aykırılık teşkil eden bu sansür yasasını kesinlikle reddediyoruz” dedi. Pınar Gültekin davasında verilen haksız tahrik indirimine tepki gösteren Babacan, “Sanığa ödül verdiler resmen. Pınar Gültekin’in acılı ailesinin neler hissettiklerini tahayyül bile edemiyorum. Ülkemiz, hayattan koparılan kadınların mezarlığı haline geliyor.” diye konuştu.

 DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bugün partisinin genel merkezinde haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Babacan, özetle şunları söyledi:

“Türkiye’de artık seçim dönemi başladı. Seçim ister erken yapılsın ister zamanında yapılsın, hiç fark etmez. Sandık gününe yaklaşıyoruz. Sandık günü geldiğinde, akşam sayımlar tamamlanıp sonuçlar açıklanınca göreceğiz ki inşallah bu seçimin yıldızı DEVA Partisi olacak. Seçim başarımız; görmezden gelinenlerin, yok sayılanların zaferi olarak tarihe geçecek. Biz başarmaya mecburuz. Tam demokrasi yolculuğumuzu, tamamına erdirmeye mecburuz. Neden mecburuz biliyor musunuz? Kamu gücüne sığınıp vatandaşa, halka parmak sallayanları, bu ülke bir daha görmesin diye mecburuz. Hep beraber şahit olduk; geçtiğimiz cuma günü, saygısız bir memur, Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanımız Sayın Mustafa Yeneroğlu’na ve vatandaşlarımıza hukuksuzca hakaret etti. Devlet adına görev yaptığını unutan bu kişi, Ankara’nın göbeğinde, vatandaşa parmak salladı. Hakkını savunan insanlara hakaret savurdu. Yetmedi, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tüzel kişiliği bir açıklama platformu olarak kullanılarak hem sayın Yeneroğlu hem de vatandaşlarımız tehdit edildi, hedef gösterildi.

“BU HUKUK TANIMAZLIK, ÜLKENİN CUMHURBAŞKANININ KAMU YÖNETİMİNDE OLUŞTURDUĞU DAR ZİHNİYETİN, HUKUKSUZLUĞUN VE HAKARET ÜSLUBUNUN BİR NETİCESİ”

Cumhurbaşkanı’ndan hiçbir ses yok duydunuz mu? Yok. Niye? Çünkü vatandaşlarımıza hadsizce sallanan parmakta onun gölgesi var. Bu saygısızlık, bu hukuk tanımazlık, ülkenin Cumhurbaşkanı’nın kamu yönetiminde oluşturduğu dar zihniyetin, hukuksuzluğun ve hakaret üslubunun bir neticesi. Peki Meclis Başkanı’ndan bir itiraz duydunuz mu? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir üyesine; haksızca, hukuksuzca, hadsizce kalkan parmağa iki çift laf etti mi? Edepsizliğe itiraz etti mi? Yok.

“SAYIN ERDOĞAN, SİZE OY VEREN İNSANLARA BİR ÖZÜR BORCUNUZ VAR. ADALETTEN ŞAŞTINIZ”

Hiç kimse Erdoğan’a 2002 seçimlerinde bunun için oy vermedi. Kendisine destek veren bunca insan, bir memur gelip, hakkını arayanlara hakaret etsin diye desteğini vermedi. Sayın Erdoğan, size oy veren insanlara bir özür borcunuz var. Adaletten şaştınız. Bu milletin adalet duygusunu, hak bilincini istismar ettiniz. Çıkın ve açıkça şunu söyleyin; ‘Ben artık yola çıkarken olduğum kişi değilim. O yüzden de yanımda yola çıktıklarımdan kimse kalmadı’ deyin. Ama çıkın bir özür dileyin.

“ŞAİBELERİN ORTASINDAKİ BU İSMİ EN ÇOK SAHİPLENEN DE KRİZLERİN ORTAĞI BAHÇELİ”

Emniyet Genel Müdürlüğü gündemimizdeyken bir başka vahim durumdan söz etmek istiyorum. Bakın, bir amirin, hakkını arayan vatandaşlara ve bir milletvekiline yaptıklarını izledik. Peki Emniyet içerisinde neler oluyor, haberimiz var mı? Daha evvel de değinmiştim, bir süredir kulağımıza gelen ‘polis intiharları’ haberleri var. Biliyorsunuz, Emniyet Teşkilatı kabinenin en şaibeli bakanına bağlı. Ülkenin huzurunu sağlamakla görevli bir kurumun başında olan bu kişiyle ilgili, bir çete lideri vahim iddialarda bulundu. Ve konunun üstü tamamen örtüldü. Şaibelerin ortasındaki bu ismi en çok sahiplenen de krizlerin ortağı Bahçeli.

İntiharların altında yatan gerçekler nedir? Bu nedenleri ortadan kaldırmak için hangi çalışmayı yapıyorsunuz? Emniyet teşkilatımızda üstler astlarına nasıl bir baskı uyguluyor? Polislere psikolojik destek sunmak için, rehabilitasyon merkezleri kurmayı düşünüyor musunuz? Polislerin ve ailelerinin mali durumlarını iyileştirmek için, sosyal güvenlik hakları için hangi çalışmayı yapıyorsunuz? İktidara soruyorum. Çıkın ve açıklayın.

“BU YASA, SANSÜR YASASIDIR. BASINI, İNTERNET SİTELERİNİ VE VATANDAŞI SUSTURMANIN YASASIDIR”

'Yerel Projeler' hibeleniyor... Son başvuru 1 Ağustos'ta 'Yerel Projeler' hibeleniyor... Son başvuru 1 Ağustos'ta

Kamu gücünü millete karşı kullanmanın bir diğer örneği daha var. İşte, son günlerde ‘Dezenformasyon yasası’ olarak paketlenen bir çalışmayı da dikkatle izliyoruz. Öncelikle, yasanın adını doğru koymak lazım. Bu yasa, sansür yasasıdır. Basını, internet sitelerini ve vatandaşı susturmanın yasasıdır. Daha evvel söylemiştim. Tekrar edeceğim; özgür basın hayat kurtarır. Ama bunların akılları fikirleri basını susturmakta.

“CUMHURBAŞKANININ TALİMATIYLA NE DİYORSA; TÜM GAZETELER TELEVİZYONLAR ONU DESİN”

Dolardaki artışın haberi yapılır, basın susturulur, İntihar haberi, basın susturulur, enflasyon haberi, basın susturulur, sağlık haberleri…Yine basın susturulur. İstiyorlar ki, Algıları Ayarlama Enstitüsü, hani şu adına İletişim Başkanlığı dedikleri yer, Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla ne diyorsa; tüm gazeteler televizyonlar onu desin. Şimdi bu yeni yasa çalışmasıyla ne yapmaya çalışıyorlar? Tamamen yeni bir suç uyduruyorlar. ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak suçtur’ diyorlar. Öyleyse, sansür yasasını çıkaranlara buradan soruyorum; ‘Enflasyon yüzde 73 buçuktur’ demek mi halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır? Yoksa ‘Enflasyon en az yüzde 150’ demek mi? Hangisi doğru? Hangisi halkı yanıltıcı bilgi?

‘Türkiye’de enflasyon sorunu yoktur’ demek mi halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymaktır? Yoksa ‘Türkiye’de yüksek enflasyon vardır’ demek mi? Bir örnek vereyim. Hatırlayın, Sayın Erdoğan daha yakın zamanda çıkıp ne demişti? ‘Cumhurbaşkanı’na hakaretten açılmış davalar falan yok’ demişti. Değil mi? Adalet Bakanlığı da diyor ki ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan 2014’ten bu yana en az 35 bin 500 dava açıldı.’ Bunlar resmî rakamlar.

Bu durumda, halkı yanıltıcı bilgiyi kim yayıyor? Halkı kim yanıltıyor? Arkadaşlar, yanıltıcı bilgi avcıları, hedeflerini öyle çok uzaklarda aramasınlar, Beştepe’ye baksınlar. Şimdi size bir örnek vereceğim. Bakın, suç ne? ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak.’ Düşünün; Twitter’da dolaşırken bir vatandaşımız ‘enflasyon yüzde 150’ haberini gördü ve bunu retweet etti, ‘Sözde’ yanılan vatandaşımız, retweet ettiği için halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işlemiş mi olacak? Bu vatandaşımız, suçun faili mi, yoksa mağduru mu olacak? Böyle saçma sapan bir suç türü olmaz arkadaşlar, olamaz. Sansür yasasının tek hedefi basın ve ifade özgürlüğünü yok etmektir. İnsanları susturmak ve hizaya getirmektir.

“ANAYASAMIZA AYKIRILIK TEŞKİL EDEN BU SANSÜR YASASINI KESİNLİKLE REDDEDİYORUZ”

Uydurulmuş gerçeklik dünyasında yaşayan Beştepe’ye koşulsuz biat etmek, amaç bu. Biz bu baskı karşısında basın ve ifade özgürlüğüne sahip çıkıyoruz. Anayasamıza aykırılık teşkil eden bu sansür yasasını kesinlikle reddediyoruz.

“PINAR GÜLTEKİN’İN ACILI AİLESİNİN NELER HİSSETTİKLERİNİ TAHAYYÜL BİLE EDEMİYORUM”

Görüyorsunuz değil mi? Nasıl çarpık bir zihniyetle karşı karşıyayız? Tweet atanı hapse koymak isteyen, ama kadın katillerini de kısa sürede hapisten çıkarma derdinde olan bir zihniyet. Daha iki gün önce yaşadık. Düşündükçe kahroluyorum. Biliyorsunuz, gencecik bir kadın, Pınar Gültekin diri diri yakılarak katledildi. Fakat sanığa, cezasında ‘haksız tahrik indirimi’ uygulandı. Sanığa ödül verdiler resmen. Pınar Gültekin’in acılı ailesinin neler hissettiklerini tahayyül bile edemiyorum. Yazık, çok yazık. Pınar Gültekin vakası, ne yazık ki tek vaka değil. Ülkemiz, hayattan koparılan kadınların mezarlığı haline geliyor.

“GECE YARISI KARANLIĞINDA TERK ETTİKLERİ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE, GÜNDÜZ GÖZÜYLE YENİDEN DAHİL OLACAĞIZ”

Geçtiğimiz ay en az 36 kadın katledildi. Onun için bizim bu topraklara bir borcumuz var: Kadınları öldüren zihniyeti, toprağa gömmeye mecburuz. İktidara gelir gelmez işe, derhal, katilleri cesaretlendiren uygulamaları tersine çevirerek başlayacağız. Gece yarısı karanlığında terk ettikleri İstanbul Sözleşmesi’ne, gündüz gözüyle yeniden dahil olacağız. Kadın cinayeti davalarında, cezaları caydırıcı hale getireceğiz. ‘İyi hal indirimi’ gibi uygulamaları kaldıracağız. Kadına yönelik şiddet sebebiyle, koruyucu tedbir kararları verildikten sonra işlenen suçlarda; denetimli serbestlik, iyi hal, seçenek yaptırımların uygulanmasını engelleyeceğiz. Elektronik kelepçe sisteminin daha etkin ve geniş bir şekilde uygulanmasını sağlayacağız. Koruma kararları kâğıt üzerinde kalmayacak. DEVA Partisi iktidarında kadınların yaşatılması için devleti seferber edeceğiz. Cinayete kurban giden kadınlar için dökülen göz yaşlarını, evet, adaletle sileceğiz.  Yaşam mücadelemizi kadın, erkek, hep beraber büyüteceğiz. Pınarların, Özgecanların, Eminelerin, Münevverlerin hatırasına mutlaka ama mutlaka sahip çıkacağız. Bu bizim sözümüzdür ve bizim vatandaşlık borcumuzdur.”