SULTAN EYLEM KELEŞ

Köylüler ve çevreciler, zeytin ağaçlarının yanında madencilik yapılmasına, yaşam alanlarının yanında dinamit patlatmasına tepki göstermek için bir kez daha Akbelen Ormanı'nda bir araya geldi. İkizköylü Nejla Işık, "Burada ne toprak kanunu uygulanıyor, ne insanların hayatı gözetiliyor, ne zeytin kanunu uygulanıyor. Burada köylülerin hayatı hiçe sayılıyor. Biz madenin durdurulmasını istiyoruz, bu patlatmaların durdurulmasını istiyoruz. Bugün Akbelen buluşması adı altında Türkiye'nin her yerinden insanlar geldi, bu kalabalığı görünce çalışma durdu. Bu kalabalık gidince tekrar çalışma başlayacak. Yangından mal kaçırır gibi bir an önce burayı yok etmek istiyorlar" dedi.

Mali müşavirler ve muhasebeciler günlerini kutladı Mali müşavirler ve muhasebeciler günlerini kutladı

Muğla'nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı'nda Limak Holding ve İçtaş'ın ortak projesi olan YK Enerji Termik Santrali'nin madencilik faaliyetlerine karşı başlayan Adalet Nöbeti devam ediyor. Akbelen'deki köylülerin çağrısıyla, bugün İzmir, İstanbul ve Bodrum'dan gelen çevreciler yeni nöbet alanında bir kez daha toplandı. Akbelen yolunda İzmir’den yola çıkan araçlar, Bafa Jandarma Karakolu önünde durduruldu. Yurttaşların kimlikleri GBT taraması için toplandı, kış lastiği yok gerekçesiyle araçları bağlanmak istendi. İzmir’den gelen çevreciler, kimliklerin uzun süre geri verilmemesi nedeniyle yol kapatma eylemi yaptı. Çevreci yurttaşlar, eylemlerinin ardından kimliklerini alan ekip Akbelen'deki nöbete doğru yola devam etti. Çok sayıda çevre örgütünün katıldığı nöbete, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar ve Eski CHP Muğla Milletvekili Burak Erbay da destek verdi.

"NİYE BU DEVLET KÖYLÜNÜN YANINDA DEĞİL"

İkizköylü Nejla Işık, maden şirketlerinin dinamit patlatarak hem su kaynaklarını, hem tarım alanlarını hem te zeytirlikleri yok ederek insanlığa zarar verdiğini belirterek, şunları söyledi:

"Kamu sadece bunlara mı var? Burada bu kadar insan, Bodrum, Milas, Muğla... Türkiye kamu değil mi? Kamu sayılmıyor muyuz biz? Sadece iki şirket mi kamu burada? Yeniköy, Kemerköy, Limak, İçtaş mı kamu burada? Onları niye gözetiyor bu devlet? Niye bu devlet köylünün yanında değil? Bizim tepemizde niye bu kadar dinamit patlatılıyor? Jandarma'ya şikayette bulunuyoruz, 'Evlerimiz başımıza çökecek, çatlaklar oluştu diyoruz. 'Kovuşturmaya yer yok' diye dilekçemize cevap geliyor. Bir tanesi de gelip inceleme yapmıyor burada. Neye göre kovuşturmaya yer yok? İlla ki evimizin başımıza göçmesi mi lazım? 80 yaşında ninemiz, dedemiz hala toprağına zeytin ekiyor, bakın. Zeytinyağının kilosu 300, 500'ü bulacağı söyleniyor. Bu paralarla ne yok ettiğiniz suyu bulacaksınız ne zeytinyağını bulacaksınız. Para ne yenir, ne size oksijen verir, ne koklanır. Paranın esiri olmaktan vazgeçin artık." 

Işık, madencilik faaliyetlerinin çevreye zararlı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Celal Şengör'e de yanıt verdi: 

"Bir tane profesör çıkmış, 'Madencilik doğaya zarar vermez' diyor. Gelsin de baksın şu Akbelen'in haline. Gelsin de baksın şu Ören'den Akbelen'e kadar olan, 15 kilometre boyunca uzanan ölüm çukuruna. Gelsin bir baksın, madencilik doğaya zarar veriyor mu, vermiyor mu. Bizim köyde okumuşun cahili derler buna, tam öyle davranıyorlar. Biz paranın esiri olmayacağız." 

"MADENLE BURUN BURUNA HAYATTA KALMA SAVAŞI VERİYORUZ"

Ortak basın açıklamasını okuyan Nejla Işık, şunları söyledi:

"Biz İkizköylüler 4 senedir topraklarımız, zeytinlerimiz, ormanımız, köyümüz için canımız pahasına mücadele ediyoruz. Canımız pahasına diyoruz, çünkü canımızın hiçe sayıldığı ağır süreçlerden geçiyoruz. Madenle köyümüzün arasındaki tek kalkan olan Akbelen Ormanı'nı ne yazık ki tüm çabamıza rağmen kaybettik. Jandarma'nın koruması altında bu hukuksuz kesimi bitirdiler. Bu sırada biber gazına, jopuna, tomasına göğüs germek zorunda kaldık; aylarca jandarma ablukası içinde yaşamaya çalıştık. Şimdi yıllardır mücadele ettiğimiz maden ile burun buruna hayatta kalma savaşı veriyoruz. Evlerimizin karşısında, sarsıntıdan çatlayan duvarlarımıza rağmen her gün dinamitler patlatılıyor. Adeta depremi yaşıyoruz. Bir gün çatlayan duvarların altında kalmaktan; yaşlılarımıza, çocuklarımıza, ailelerimize zarar gelmesinden, yuvamızın bize mezar olmasından korkuyoruz. Bununla ilgili köylüler olarak yaptığımız şikayetlere 'Kovuşturmaya yer olmadığı' kararı tebliğ edildi. Gelip evlerimizde inceleme bile yapılmadı, altında yaşadığımız çatlak ve yarık duvalara bakılmadı,  güvenliğimizden sorumlu herkes sırtını bize, bizim acı gerçeklerimize döndü.

"AKBELEN'İN İÇİNDEKİ ZEYTİNLERE ULAŞAMIYORUZ" 

Yetmedi. Zeytincilik Kanunu'na rağmen zeytinliklerimizin hemen yanında, 100 metre uzağında durmaksızın iş makineleri çalışmaya devam ediyor. Yıllar önce tonlarca zeytinyağı hasadı yapan biz köylüler, şimdi evimizi zor geçindiriyoruz. Verimlerimiz yarı yarıya düştü. Akbelen'in içindeki zeytinlerin bir kısmına jandarma ve şirketin baskısı sebebiyle ulaşamıyoruz. Akıbeti bilinmeyen zeytinliklerimiz var. Akbelen'de kanunlar işletilmediği gibi, can güvenliğimiz de gözetilmiyor. 

"İKİ ŞİRKETİN CEBİ DOYACAK DİYE BİZ KÖYLÜLERİ AÇ BIRAKIP MAĞDUR ETMEYİN" 

Başta bugün burada toplanan İkizköylüler, Karacahisarlılar, Çamköylüler ve dayanışmaya gelen tüm dostlarımızla birlikte; görevini yapmayan, sesimizi duymayan, hâlimizi görmeyen tüm kurumlara, tüm yetkililere sesleniyoruz: Milas ilçe tarım müdürlüğü, Muğla İl Tarım Müdürlüğü, Milas Kaymakamı, Muğla Valisi, Tarım Orman Bakanı İbrahim Yumaklı! İki şirketin cebi doyacak diye biz köylüleri aç bırakmayın, mağdur etmeyin. Güvenliğimizi sağlayın. Akbelen'de Zeytincilik Kanunu'nu uygulayın. Çünkü eğer bu kanunu  uygularsanız, biz zaten köyümüzde güvende olacağız. Bu topraklarda üreterek yaşamaya devam edeceğiz. Bilin ki tüm yetkililer görevlerini yapana dek vazgeçmeyeceğiz. Bu haklı davadan dönmeyeceğiz. Topraklarımızı yıllardır satın almak isteyen YK Enerji'ye satmayarak, köyümüzü terk etmeyerek, fiili meşru mücadelemiz ve insanca onurlu bir yaşam için inadımız ile haklı mücadelemize devam ediyoruz. Köyümüzden, var olduğumuz topraklarımızdan, geçim kaynaklarımızdan vazgeçmiyoruz. Limak ve İçtaş köyümüzden gidene dek biz Akbelen'i terk etmiyoruz."

"BİZ GELECEK KUŞAKLARIN YAŞANABİLİR DÜNYADA YAŞAMASI İÇİN DE MÜCADELE VERİYORUZ"

Köylülerin avukatı Arif Ali Cangı da kamuyouna seslenerek, Akbelen direnişine desteğin sürdürülmesi için çağrı yaptı: 

"Türkiye öyle bir dönemden geçiyor ki; tam bir kuralsızlık ve kurumsuzluk dönemi yaşıyoruz. Saat 8:30'da İzmir'e yola çıktık. Bafa köyünün çıkışında Jandarma kontrolünde GBT sorgulaması nedeniyle durdurulduk. Araçlarımızın lastiğinin kış lastiği olmadığı gerekçesiyle alıkonulduk, yarım saat alıkonulduk. Karda kışta kaldık, yarım saat alıkonulduk. Bu dünyanın hiçbir yerinde yapılabilecek bir şey değildir. Bunlar şunu gösteriyor; bu ülkede şu anda hiçbirimizin hukuksal güvenliği yok. Hiçbirimizin yaşam hakkı güvenceli değil O nedenle Akbelen mücadelesi, Akbelen direnişi önemlidir. Akbelen direnişinin kazanılması hepimizin kazanılması anlamına gelecek. Bu ülkenin, bu cendereden çıkılmasını sağlayacak. O nedenle Akbelen direnişine destek önemlidir, destek vermeye devam edelim. Yılgınlığa gerek yok. Direnişe devam. Çünkü biz burada, kendi yaşam alanımızda yaşamlarımızla birlikte orada yaşayan binlerce canlının yaşamını savunuyoruz. Biz kendi kuşağımızın, kendimizin hakkının yanı sıra gelecek kuşakların yaşanabilir dünyada yaşaması için de mücadele veriyoruz. Gelecek kuşaklara sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğu yerine getiriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesindeki sayılan ödevi yerine getiriyoruz aslında. Şimdi buradan Akbelen Mahallesi'ni görmeye gideceğiz. Öyle bir planımız var, Jandarma'yla karşılaşacağız. Jandarma'ya şunu söyleyeceğiz: 'Biz Anayasa'nın 56. maddesindeki bize verilen çevre kirliliğini ve çevre sağlığını koruma ödevini yerine getirmek için Akbelen Mahallesi'ni görmek istiyoruz. Yurttaş olarak haklarımızı dile getirmek, tepki göstermek istiyoruz' diyeceğiz. Bunu demek zorundayız. Başka türlü bu cendereden çıkamayacağız. Hepimiz buradasınız, hepimiz birlikte olursak bunu başarabiliriz."

"YERALTI SULARINA ÇOK CİDDİ KİMYASALLAR KARIŞIYOR"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar ise şunları söyledi:

"Burada anlatılan tüm hukuki ve ekolojik duruma rağmen ve bütün hukuka aykırılıklara rağmen ne yazık ki bir ekokırımla karşı karşıyayız. Burada dünyanın kültür mirası sayılan zeytinliklerimizin başına gelenleri ne yazık ki üzülerek takip ediyoruz. Bir yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen, zeytinlik kanununa aykırı olarak yürürlüğe giren madencilik yönetmeliğinde değişiklik yapan yönetmeliğin yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen yürürlükteymiş gibi burada dinamik patlatmaları yapılıyor. Bu hukukun uygulanmaması demek, üstünlerin hukukunun, egemen ilişkilerin, ekonomik ilişkilerin sürdürüldüğü bir düzen demek. Biz buna Cumhuriyet Halk Partisi olarak karşı çıkıyoruz. Doğanın yanındayız, vatandaşlarımızın yanındayız. Yeraltı sularımız kirleniyor. Burada sağlıklı içme suyuna erişmek gibi bir durum ne yazık ki ileride söz konusu olmayacak. Türkiye, Akdeniz havzasında ve iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Su kuraklığı çekeceğiz. Buna rağmen buradaki termik santrallerin, buradaki suları kullanarak, soğutma suyu olarak kullanıyorlar. Sularımız da kirleniyor, külleri yüzünden yeraltı sularına çok ciddi kimyasallar karışıyor. Biz burada temiz hava soluyamıyoruz, denizlerimiz kirleniyor. Buna rağmen yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen uygulanmayan bu kararların da karşısındayız ve Akbelenliler için, hukukun uygulanması için, çocuklarımıza sağlıklı bir çevre bırakılması için elimizden gelen ne varsa yapmaya devam edeceğiz."

Açıklamaların ardından İkizköylüler ve desteğe gelen çevreciler Akbelen Mahallesi'ne doğru hareket etti. "Halka değil, Limak'a barikat", "Faşizme karşı omuza omuza" sloganları atan yurttaşlar mahalle önünde jandarma barikatıyla karşılaştı. Jandarma ile avukat Arif Ali Cangı'nın görüşmesi sonucu, 50 kişilik bir heyetin mahalleyi ziyaret etmesine izin verildi. Dışarıdan gelen heyet, İkizköylüler ile birlikte madencilik faaliyeti nedeniyle ağaç kesiminin yapıldığı ve dinamitlerin patlatıldığı alanda incelemeler yaptı. İkizköylü kadınlar dinamit patlatılmasına tepkilerini dile getirdi. 

"ZEYTİNLİKLERİN ÜZERİNE MOLOZ DÖKÜLMÜŞ" 

İkizköylü Nejla Işık heyetin ziyareti sonrası yaptığı açıklamada, şunları ifade etti:

"Akbelen'in içine girdik, son jiletli tellerin olduğu yer burası. İçindeki zeytinlikleri gösterdik, aşağıdan gelirken. Zeytin kanunu uygulanmıyor dedik, uygulanmadığını görüyoruz. Buradaki çatlamış evlerimizi gösterdik, hep sıvanmış, ayaklarla ayakta tutulmaya çalışılıyor. Buradaki köylünün mağduriyetini anlattık, biz aslında daha yukarılara çıkmak istiyoruz. İçeride çok fazla zeytinliğimiz var ama üzerine moloz dökülmüş. Durum bu, Akbelen'deki vahşet, dehşet bu. Burada ne toprak kanunu uygulanıyor, ne insanların hayatı gözetiliyor, ne zeytin kanunu uygulanıyor. Burada köylülerin hayatı hiçe sayılıyor. Biz madenin durdurulmasını istiyoruz, bu patlatmaların durdurulmasını istiyoruz. Bugün Akbelen buluşması adı altında Türkiye'nin her yerinden insanlar geldi, bu kalabalığı görünce çalışma durdu. Bu kalabalık gidince tekrar çalışma başlayacak. Yangından mal kaçırır gibi bir an önce burayı yok etmek istiyorlar." 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar da şunları söyledi: 

"Biz de burada yaşayan vatandaşlarımızla beraber bir keşif yapma imkanı bulduk. Nejla Hanım'ın da söylediği gibi burada bir hukuk tanımazlık söz konusu. Burada görüyorsunuz, kendilerine verilen arazinin, maden ocağı sahasının, ruhsatlı alanın içerisinde yaptıkları gibi, alanın dışında da ağaç kesimi yapmışlar. Burada neden kesildiği belli olmayan ağaçlar var, maden sahası içerisinde değil. Bir sürü hukuk tanımazlık var. Söyledikleri gibi zaten burada dinamit patlatılırken haber verilmeden, sadece siren çalarak dinamit patlatıyorlarmış. Burada gerekli tespitleri yaptık, hem bir basın açıklamasıyla hem de milletvekillerimizin aracılığıyla soracağız burada neden bu kadar hukuksuzluk yapıldığını. Ekonomik ömrünü tamamlamış bir maden ocağı için burada neden bu kadar büyük bir alan verildiğini de soracağız. Vatandaşlarımızın yanındayız, bundan sonra da ne zaman burada olmamız gerekiyorsa o zaman burada olacağız." 

 

Kaynak: anka