Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Hüsnü Bozkurt, derneğin hazırladığı “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Manifestosu’nu açıklayarak “Biz ADD olarak, tarımdan eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkenin gidişatından şikayetçiyiz ve çıkış yolunu Mustafa Kemal’in 1920’lerden itibaren uyguladığı ve o günün koşullarında geçerli olsa da bugünün koşullarına uygulayarak tekrar hayata geçirilmesi mümkün olan o politikalara dönüş olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Hüsnü Bozkurt, derneğin hazırladığı “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Manifestosu’nu açıklayarak “Biz ADD olarak, tarımdan eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkenin gidişatından şikayetçiyiz ve çıkış yolunu Mustafa Kemal’in 1920’lerden itibaren uyguladığı ve o günün koşullarında geçerli olsa da bugünün koşullarına uygulayarak tekrar hayata geçirilmesi mümkün olan o politikalara dönüş olduğunu düşünüyoruz” dedi.

ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, hem derneklerinin 3. kuruluş yıl dönümü hem 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla açıklama yaptı. Bozkurt, ADD’nin ‘Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Manifestosu’sunu açıklayan Bozkurt, şöyle konuştu:

“TALEPLER DOĞRULTUSUNDA YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ MANİFESTOSU ’NU YAYINLADIK”

“ADD'nin bugün 33'üncü kuruluş yıldönümü. 33 yıl önce 18 Mayıs 1989’da Muammer Aksoy ve 49 cumhuriyet aydını onursal başkanımız cumhuriyet çınarı Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun onursal başkanlığında bir araya gelerek derneği kurdular. Hem Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamak hem de derneğimizin 33'üncü yılını kutlamak istedik. Yedi aydır yönetimdeyiz. Anadolu’yu karış karış geziyoruz nereye gitsek Atatürk’e ve onun bu ülke için yaptıklarına ciddi bir yönelim ve her yaştan yurttaşların yeniden Atatürk’ün akıl ve bilim yoluna Türkiye’nin dönmesi gerektiği talepleri ile karşılaştık. O talepler doğrultusunda ‘Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Manifestosu’nu yayınladık.

DAVUTOĞLU: “TÜRKİYE’NİN 13. CUMHURBAŞKANI, GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEMDEN YANA OLAN, DEMOKRASİ ÂŞIKLARININ ADAYI OLACAK” DAVUTOĞLU: “TÜRKİYE’NİN 13. CUMHURBAŞKANI, GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEMDEN YANA OLAN, DEMOKRASİ ÂŞIKLARININ ADAYI OLACAK”

“KEMALİST KARMA EKONOMİ MODELİ İLE SADECE 5-6 YIL İÇİNDE UÇAK ÜRETİP İHRAÇ EDEN BİR ÜLKE OLMAYI BAŞARMIŞ BİR ULUSUN EVLATLARIYIZ”

Türkiye Cumhuriyeti dünya üzerinde 200’e yakın ülke içinde antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşı ile kurulmuş ve kurulduktan sonraki 10-12 yıl içinde tam bir çağ atlama yaşamış, o güne kadar kendi dili ile yazma olanağında yoksun insanı dilinin alfabesi ile buluşturmuş, üzerinde yaşadığı toprağın bütün tarihsel kültürel birikimi ile buluşturmuş, kadınını erkekle eşit değil kadınını insan olarak birinci sınıf yurttaş yapmayı başarmış, gencini yurtdışında ikbal aramak şurada dursun 1930 üniversite reformu ile gençlerini kendi ülkesinde çağın gereklerine göre yetiştirmeyi başarmış, emeği ve sermayeyi üretim bazından bir araya getirerek Kemalist karma ekonomi modeli ile sadece 5-6 yıl içinde uçak üretip ihraç eden bir ülke olmayı başarmış bir ulusun evlatlarıyız.

“MİLLETİMİZ YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİNİ TALEP EDİYOR”

Bugün de inanıyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti 70 yıldır yönetilmekte olduğu sağ iktidarların ve son 20 yıldır siyasal İslam adı verilen bu anlayışı mutlaka aşacaktır, biz milletimize çok güveniyoruz. Gezip gördüğümüzde Türkiye’nin her yerinde gördüğümüz budur; milletimiz yeniden 'Atatürk Cumhuriyeti'ni talep ediyor. 'Atatürk Cumhuriyeti' derken kastımız; milletin her kuruş parasını doğru yere harcamak, devlet işlerinde  akıl ve bilim dışında hiçbir yönelime meydan vermemek, kamunun düzenleyici rolünü göz ardı etmemek, sağlıkta toplumcu kamucu sağlık hizmeti ile yurttaşlarının sağlığını mezata düşürmemek, hastayı müşteri hastaneyi ticarethane olarak gören neoliberal soygun düzenine yurttaşını kurban vermemek, laik bilimsel eğitim sistemi ile çocuklarını yetiştirmek, dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz diyerek evlatlarımızın ve ülkemizin geleceğini karartmamak, parti ordusu yaratma hezeyanlarına kapılmadan milletin ordusunu yaratmak ve Montrö’yü savunduğu için amirallerin ayağın kelepçe takmamak ya da milli güvenlik kurulu bildirisine imza koydular diye 85-90 yaşındaki komutanları 300 gündür zindanda tutmamak.

“MİLLETİMİZİN SİYASET KURUMUNA OLAN GÜVENİNİ SARSAN EN TEMEL UNSUR SOKAKTAKİ İNSANIN SORUNLARI İLE SİYASETİN GÜNDEMİNİN ÖRTÜŞMEMESİ”

Siyaseti görüyoruz, milletimizin siyaset kurumuna olan güvenini sarsan en temel unsur sokaktaki insanın sorunları ile siyasetin gündeminin örtüşmemesi. Benim yaşadığım Konya’da pek çok insan çocuğunu göndereceği imam hatip okulu dışında okul bulamamaktan yakınıyor. Sadece Konya Ovası’nı buğday üretimi tam kapasite olsa Türkiye’nin buğday üretimi sorunu olmayacağı ortadayken üretim yarı yarıya düştüğü için Türkiye geçen yıl 8,5 milyon ton, bu yıl 10 milyon ton buğday ithal etmek zorunda. Dünya pandemi koşulları nedeniyle gıda krizine girmekte olduğu için Hindistan’dan Rusya’ya Ukrayna’ya kadar buğday ihracatı yasaklanmış durumda. Bugün 4 lira, 4,5 lira olan ekmeği yarın 10 liraya yemek zorunda olabiliriz. Bütün bunlar bu milletin hak ettiği şeyler değil.  Şimdi Anadolu’daki bütün çiftçilerin tarlaları, traktörleri ipotekli, üzerlerinde haciz yükü var. Bugün bir ton gübre 15 bin lira olduğu için Konya Ovası’nda, Haymana Ovası’nda Trakya’da taban gübresi atılamadığından rekolteler düşmekte.

“ÇIKIŞ YOLU, ATATÜRK’ÜN POLİTİKALARINA GÜNÜMÜZ KOŞULLARINA UYGULAYARAK DÖNMEK”

‘Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ derken; yeniden tarımı ve hayvancılığı teşvik eden, 1970’li yıllarda nüfusunun iki misli hayvan mevcuduna sahip Türkiye bugün nüfusunun yarısı kadar hayvan sahibi ve son bir yıl içinde 1 milyon 300 bin süt ineği, üretilen süt yapılan harcamayı karşılamadığı için kesilmiş durumda; bu tamamen yanlış yöneyimin sonucu. Biz ADD olarak, tarımdan eğitime, sağlıktan dış politikaya ülkenin gidişatından şikayetçiyiz ve çıkış yolunu Mustafa Kemal’in 1920’lerden itibaren uyguladığı ve o günün koşullarında geçerli olsa da bugünün koşullarına uygulayarak tekrar hayata geçirilmesi mümkün olan o politikalara dönüş olduğunu düşünüyoruz.”

ADD’NİN YENİDEN ATATÜRK CUMHURİYETİ MANİFESTOSU

ADD'nin “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti Manifestosu”, özetle şöyle: 

“Laiklik; demokrasinin olmazsa olmazı, aklın doğmalara tutsaklıktan kurtularak özgürleşmesi, yurttaşın; fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür birey olmasıdır. Devlet; taş binalar değil, görevli yurttaşlardır ve görevlileri laik bireyler ise laiktir. Laiklik; gölgesinde güvenle yaşadığımız Cumhuriyet Kubbemiz 'in kilit taşıdır. Tarihten ders alınmalı, tarikat, cemaat adıyla örgütlenmiş, emperyalizm taşeronu yapılanmalar için yasalar uygulanmalı, Devlette hiçbir laik cumhuriyet ve üniter ulus devlet karşıtı kadrolaşmaya izin verilmemelidir.

Yargı; egemenliğin ve ulusal bağımsızlığın temel unsurudur. Bağımsız olacaktır, ama tarafsız olamaz. Anayasal düzenden yana taraftır. Bir devlet; yargı hak ve yetkisini, hiçbir koşulda başka bir otoriteye ya da devlete devredemez. İktidarların ya da paralel güçlerin emrine girmiş, baskılarla hüküm kuran bir yargının devletleri felakete sürüklediğinin tarihte örneği çoktur, biri de Osmanlı Devleti’dir. Yargı; kayıtsız, koşulsuz bağımsız olmalıdır. Ulusumuz; 1961 Anayasası'nı esas alan demokratik bir Anayasa'ya ve hukukun üstünlüğü ile kuvvetler ayrılığı ilkesine tam bağlı gerçek bir hukuk devletine kavuşturulmalıdır.

Dış politika; Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi ve bölge merkezli karşılıklılık esaslı Kemalist felsefeyle yürütülmelidir. Atatürk'ün; Sadabad ve Balkan Paktları, Montrö ve Hatay politikaları ile SSCB (Rusya), Orta Doğu ve Avrupa ilişkilerindeki prensipleri hep akılda tutulmalı, uluslararası anlaşmalarda ve büyük devletler siyasetinde bağımsızlığımızı zedeleyecek adımlardan kaçınılmalıdır. BOP, 21. yüzyılın Sevr’idir. Bölgemizi kana bulayan bu emperyalist projenin Sevr ile aynı mantıkla hazırlandığı ve ülkemizi bölme amacının haritası ile sabit olduğu görülmelidir. Cumhuriyetimiz antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı kuruluş ayarlarına dönmeli, Türkiye Türkiye’den yönetilmelidir!

Eğitim; en önemli sorunumuzdur. Çocuklarımız; öncelikle düşünmeyi, öğrenmeyi, sorgulamayı öğrenmeli, tarikat ve cemaatlerden, hurafe ve dogmalardan uzak tutulmalı, bilimsel bilgi ile eğitilmelidir. 4+4+4 yanlışından dönülmeli, temel eğitim kesintisiz 12 yıl olmalıdır. Parasız laik milli eğitim sistemi ile özgür bireyler yetiştirilmeli, öğretmenlerimiz yeniden baş tacı edilmelidir. Öğretim Birliği Yasası'nı yok etme çabalarına, hele 100 yıl sonra yeniden medrese ve benzeri diyanet akademisi türü arayışlara hiç girilmemelidir. Üniversitelerimizin bilimsel ve idari özerkliği tartışmasız demokratik bilim yuvaları olacağı bir üniversite reformu yapılmalı, ara eleman yetiştirecek meslek okulları Köy Enstitüleri modeliyle yeniden örgütlenmeli, gençlerimiz geleceklerini yurt dışında arama çaresizliğinden kurtarılmalıdır.

Sağlık; sosyal devletin temel görevidir. Hastayı müşteri, hastaneyi ticarethane olarak tanımlayan, sağlık çalışanının emeğini sömüren, insan sağlığını küresel kapitalizmin çok uluslu şirketlerinin talanına terk eden neoliberal sağlık politikalarına son verilmeli, koruyucu tıp öncelikli ‘Toplumcu Kamusal Sağlık Sistemi’ yeniden kurulmalı, ilaç, aşı ve tıbbi malzeme üretimi yerli kaynaklara dayandırılmalıdır.

Kadının; insan olarak eşitliği temelinde, çalışma hayatının ve sosyal yaşamın içinde olması ile toplumsal özgürleşmenin mümkün olacağı bilinciyle, sadece ailenin değil, uygarlaşmanın da taşıyıcı kolonu olduğunu içselleştiren bir yönetim anlayışı yeniden yaratılmalıdır. Eğitim müfredatından başlanarak, medyadan sokağa ve eve kadar, başta kadına ve çocuğa, şiddetin, istismarın her türü sözlüklerimizden çıkarılmalıdır. İstanbul Sözleşmesi'ne dönülmeli, çocuk ve gelin sözcüklerinin birlikte kullanılması utancı tarihe gömülmelidir.

Ordumuz; siyasetin etkisinden arındırılmalı, komuta bütünlüğü yeniden sağlanmalı, kendi sağlık, eğitim, yargı ve terfi sitemlerine sahip kılınmalıdır. Parti ordusu arayışları nafile, sonu hüsrandır. Paramiliter yapılanmalar dağıtılmalı, bireysel silahlanma önlenmeli, halkımızın bütün güvenlik güçlerimize tereddütsüz güveneceği bir düzen kurulmalıdır.

Basın; Atatürk'ün "Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir" sözü ışığında özgür olmalıdır. Basın organları sahiplerinin tek işlerinin basın olması yeniden sağlanmalı, yandaş medya yaratmanın kimseye yararı olmayacağı bilinmelidir.

Siyasi partiler ve seçim yasaları; demokratikleştirilmeli, lider sultası ortadan kaldırılmalıdır. Anayasa ve yasalarımıza uygun bütün örgütlülüklerin- örgütlü toplum olmanın- önündeki engeller kaldırılmalı, hukuk dışı uygulamalarla baskılanmamalıdır. Tırnak boyası ve seçim kurulları dâhil, seçim güvenliği tartışılır olmaktan çıkarılmalı, propaganda eşitliği sağlanmalıdır.”