Sağlık sisteminde halkın sırtındaki yükü artıracak yeni bir adım daha atıldı. Yeni inşa edilen şehir hastanelerinde uygulanan Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle dışarıdan hizmet alımı yöntemi, mevcut devlet hastanelerine de uygulanacak.

Sağlık Bakanlığı bünyesindeki tüm eski ve yeni sağlık tesislerini kapsayacak kanun teklifi taslağına göre, özel şirketlerle yapılacak sözleşme süreleri 30 yıla kadar uzayabilecek. Hekimler, “Şehir hastanelerinde uygulanan bu model, verimli bir sistem değil. Devlet hastanelerine de taşınması kabul edilemez” dedi.


Ekonomim’de yer alan yasa taslağına göre; kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan 6428 Sayılı Kanun değiştirilecek. Yeni inşa edilen şehir hastanelerinde uygulanan KÖİ modeliyle dışarıdan hizmet alımı yöntemi, mevcut devlet hastanelerine de yansıtılacak. KÖİ modeliyle hizmet alımı ve yatırım yaptırılmasında sözleşmeler 30 yıllık yapılabilecek; hizmet alım süreleri ise 10 ve 15 yıla kadar uzatılabilecek. Kanunun amaç bölümünde çizilen çerçeveye göre sözleşmeler özel hukuk hükümlerine göre yapılacak ve Hazine’nin özel mülkiyetindeki taşınmazlar üzerinde, sözleşme kapsamında 30 yıllık üst hakkı tesis edilebilecek. Taslağa göre; yapılacak anlaşmalarla danışmanlık, araştırma-geliştirme hizmetleri ile ileri teknoloji ya da yüksek mali kaynak gerektiren bazı tıbbi hizmetler dışarıdan satın alınabilecek. Kabine’de henüz görüşülmediği ancak metin olarak yazımının tamamlandığı ifade edilen taslağa göre, devlet hastanelerinin laboratuvardan temizliğe, bakımdan güvenliğe kadar tüm hizmetlerini özel sektör devralacak. Hekimler ise bu yasa taslağına tepkili.


‘KABUL EDİLEMEZ’
TTB Özel Hekimlik Kolu Başkanı Dr. Güray Kılıç, KÖİ modeli ile yapılan şehir hastanesi sayısının 18’e çıktığını anımsatarak şu ifadeleri kullandı:

“Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, AKP öncesinde de var olan ancak o dönemle birlikte hızlanan bir taşeronlaşma ve dışarıdan hizmet alımı süreci zaten vardı. Başlangıçta bu durum temizlik, güvenlik ve bilgi işlem gibi destek hizmetlerinin yıllık ihalelerle şirketlere verilmesiyle sınırlıydı. Zaman zaman tıbbi ve klinik işlemler için de bunu denediler ama tam olarak başaramadılar. MR ve BT gibi yüksek teknoloji gerektiren radyoloji ve laboratuvar hizmetlerini, hastane içinde alan ayırarak kısa süreli hizmet alımlarıyla gerçekleştirdiler. Bu hizmetlerin bedeli de hastanenin döner sermayesinden ödeniyordu. Ameliyathanelerin veya göz kliniği gibi branşların kiraya verilmesi ise o dönem konuşulsa da fiilen uygulamaya geçmedi. Bu modelde sistem şöyle işliyor: Hazine araziyi veriyor; bir inşaat şirketi binayı yapıyor. Ardından bu bina, 25-30 yıllık süreyle Bakanlığa kiralanıyor. Yani devlet, hastanenin yapım maliyetini şirkete taksitle ödemiş oluyor ve süre sonunda mülkiyet devlete geçiyor. İş sadece bina yapmakla da bitmiyor; bu modelde inşaatı yapan şirket, ‘hastanenin sahibi’ konumuna geliyor. Bakanlık orada sadece klinik hizmetler için kendi hekimlerini ve başhekimini görevlendiriyor. Bunun dışındaki tüm süreçler şirkete devrediliyor. Bu modelin pratik karşılığı şudur: Temizlik, yemek, bilgi işlem, güvenlik ve ısınma gibi destek hizmetlerinin yanı sıra; MR, BT, laboratuvar ve patoloji gibi temel tıbbi hizmetler de inşaatı yapan şirketin imtiyazına veriliyor. Kamusal bir hizmetin özel şirkete devredilmesi anlamına gelen bu imtiyaz sözleşmesiyle, şirket de bu işleri alt taşeronlara ihale ediyor. Üstelik bu hizmetler için havaalanlarındaki yolcu garantisi gibi hasta ve yatak doluluk garantisi veriliyor. Hastane hedeflenen kapasiteye ulaşamazsa, aradaki farkı döner sermaye değil, doğrudan Hazine garanti ediyor. Ayrıca hastane içerisindeki otoparklar, dükkânlar ve AVM tarzı yeme-içme alanlarının işletme hakkı da 30 yıl boyunca bu şirkete ait oluyor.”

Şimdi yapılmak istenen şey, mülkiyeti zaten devlete ait olan hastanelerde hizmet satın alma modelini uygulamak” diyen Kılıç, şöyle devam etti:

Finlandiya Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı Kurtulmuş'u kabul etti
Finlandiya Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı Kurtulmuş'u kabul etti
İçeriği Görüntüle


“Görüntüleme ve laboratuvar gibi hizmetleri 10-15 yıllık uzun vadeli ihalelerle tek bir şirkete devretmeyi planlıyorlar. Teknolojinin geliştiği günümüz tıp dünyasında bu hizmetler, bir hastanenin işleyişinin neredeyse üçte birini oluşturuyor. Bu uzun vadeli ihaleler, kapitalist mantıktaki rekabeti bile ortadan kaldırarak bir şirkete tekel alanı yaratıyor. Muhtemelen bu hastaneler için de Hazine garantili doluluk taahhütleri verilecek. Bu dönüşüm, kamu sağlık hizmetlerinin çok büyük bir kısmının fiilen özelleştirilmesi demektir. Hastanenin dış kabuğu kamu gibi görünse de, içi özel sektöre teslim ediliyor. Bir sonraki adım klinik hizmetlerin de özelleştirilmesi olacaktır ki henüz buna cesaret edemiyorlar. Şehir hastanelerinde uygulanan bu model, iddia edildiği gibi verimli ya da sağlık hizmetinin niteliğini yükselten bir sistem değildir. Aksine, hastane içinde ciddi gerilimlere yol açmaktadır. Bu model çok başarılıymış gibi, hiçbir önü arkası değerlendirilmeden şimdi devlet hastanelerine de taşınması kabul edilemez.”

Kaynak: Birgün