Gönüllüler Ordusu: UMKE

Türkiye 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde gerek arama-kurtarma gerekse medikal kurtarma konusunda bir sınav verdi ve işin doğrusu bu sınavda pek başarılı olamamıştı. Şimdi yine bir felaketle karşılaştık. Van Depremi’ni yaşadık. Ama bu kez özellikle medikal kurtarma ve sağlık yardımı konusunda bir farklılık göze çarptı. Bu farkın adı ise Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE) oldu.

 Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Ali Coşkun ile UMKE’nin ne anlama geldiği, kuruluşu ve bugüne kadar yaşanan aşamaları konuştuk.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri ne zaman kuruldu?

Açıkçası, Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UMKE)’nin, tabii kurtarma ekibi dendiğinde, arama-kurtarma ekipleri ve medikal kurtarma ekipleri şeklinde iki grup olarak tanımlanması gerekir. Bu ekiplerin birbirinden farklılığı şudur: Arama-kurtarma ekiplerinin amacı, enkaz altındaki yaralıya ulaşmak ve onu çıkartmaktır. “Search and Rescue (SAR)” olarak tanımlanan bu grupların içerisinde medikal personel yoktur. Bunlar tamamen enkazdaki ağırlıkları kaldırmaya, arada tüneller oluşturmaya vs. yönelik kurtarma amaçlı eğitilmiş özel donanımlı personellerdir.

UMKE’nin farkı, sağlık çalışanlarından, tıbbi personelden oluşan bir yapıya sahip olmasıdır. Asıl görevleri, enkaz altında kalmış kişilerin kurtarılma sürecinde medikal destek sağlamaktır. Bu öyle zaman gelir ki, çok basit bir damar yolu açmadan tutun da, enkaz altındaki daracık yerlerde, en ufak bir hareketle birlikte belki üzerinize kayacak onlarca ağırlığın sizi de bir anda ezebileceği bir ortamda, enkaz altındaki insanlara her türlü donanım varmış gibi cerrahi müdahale yapma gerekliliğini de ortaya koyar. Dolayısıyla medikal kurtarma, enkaz altında kalmış olan afetzedelerin kurtarılma sürecindeki tıbbi desteği ve müdahaleyi yapmak üzere kurulmuş bir yapıdır.

1999 yılındaki büyük Marmara Depremi’nden sonra medikal kurtarma ekiplerine ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır. Ben birçok konuşmamda söylüyorum, söylemeden de geçemiyorum; UMKE’leri kurduktan sonra, ilk uygulamamızı ve büyük Marmara Depremi’ni anma sürecini Düzce ilinde bir tatbikatla başlattık. Düzce’deki tatbikata Yunanistan ekibini de götürmüştük. Hiç unutmam, Düzce İl Sağlık Müdürü, “1999 Marmara Depremi yaşandığında ben yine burada İl Sağlık Müdürü idim ve o dönemde dünyanın birçok ülkesinden insanlar akın akın donanımları, köpekleri, sırt çantaları ve araçlarıyla bu bölgeye gelirken, biz doktor kimdir, sağlık çalışanı kimdir, kurtarmayı kim yapar, bilmiyorduk. Medikal kurtarma adına sağlıkçıyı nasıl tanıyacağımızı bile bilmiyorduk” demişti. “Şu an geldiğimiz nokta”, -ki bu UMKE’nin ilk kurulduğu zaman değil, bir yıl sonrasını söylüyoruz. Yani 2005-2006 yıllarından söz ediyorum- Gözleri doldu, ağlamaya başladı. “Şu an geldiğimiz yer, o kadar sevindirici ki.” Dedi. Biz şu an geldiğimiz nokta itibariyle baktığımızda, o günkü Düzce İl Sağlık Müdürümüzün herhalde hayalinin çok daha ötesinde bir yerlere ulaştık. Son nokta değil, çalışma devam ediyor, süreç devam edecek.

Dolayısıyla 1999 depreminde ihtiyacı hissedilen UMKE’ler, Afetlerde Sağlık Organizasyonu Projesi (ASOP) olarak tanımlanan bir projeyle, o zamanın Araştırma Planlama Koordinasyon (APK) Kurulunun alt birimi olarak Bakanlıkta ilk defa oluşturulmuştur. Bu proje, o dönemin özellikle Kocaeli vs. illerinin milletvekilleri ve oradaki arkadaşların büyük desteğiyle hayata geçirilmiştir. 2004 yılından sonraki takip eden süreçte -Ben 2005 yılında göreve gelmiştim-, bu dairenin acil 112 ve afet birimleri birleştirilerek, daha sistematik, şematize edilmiş ve kurumsallaşmış bir yapıya dönüştürülmüştür.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri’nin yapılanması (merkez ve taşra teşkilatlanması) hangi unsurlardan ve nasıl oluşuyor?

UMKE’lerin yapılanmasını az önceki ifadelerimle ortaya koymaya çalıştım aslında. Tepede, Başbakanlıkta, afet yapılanması kendi içerisinde bir süreç olarak gelişiyor. Başbakanlıkta Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) -daha önce TAY diye geçiyordu-, Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü idi. Daha sonra bu genel müdürlüğün daha üst bir yapıya dönüşmesi gerektiği görüldü ve Başbakanlıkta AFAD oluşturuldu. AFAD içerisinde, bakanlıkların ilgili birimlerinin kendi iç yapılanmalarını oluşturmaları gerekiyordu. Sağlık Bakanlığı bu anlamda, Sağlık Afet ve Acil Durum Yönetimi (SAKOM) olarak tanımladığımız yönetim merkezini oluşturdu ve yapılanmasını tamamladı. Bu arada aslında çok önemli bir adım attık. Bu süreç içerisinde ASOP projesinden UMKE yapılanmasına ve Daire Başkanlığına geçiş aşamasını 19 Mart 2004 tarihinde iki daireyi birleştirerek sürdürdük. Yani 112 acil servislerdeki hizmetlerle UMKE birimini birleştirdik. Bu birleştirme bize ne sağladı? İllerde acil bir durum olduğunda ilk çağrı o ilin 112 acil birimine geliyor. Biz de, Bakanlık merkezinde kurmuş olduğumuz 24 saat açık ve nöbet tutar vaziyette çalışan SAKOM kriz merkezinde, hangi ile çağrı geldiğini anında görüyoruz. Dolayısıyla buraya gelen mesajlardan -mesajın önemine göre 1, 2 ve 3. kademe, ayrıca en üstte Bakana da derhal ulaşacak şekilde bir maille haberleşme trafiğimiz var-, ilde meydana gelen bir depremden veya bina yıkılmasından tutun da, herhangi bir şekilde kimyevi bir deponun patlaması vs. birçok acil durumda, bildirildiği andan itibaren konuyu takip ediyoruz. Olayın çapı büyükse, o ildeki UMKE ve 112 acil birimleri harekete geçse bile yetersiz kalabilir. O zaman komşu illerdeki kapasitenin oraya yönlendirilmesi, o da yetmez ise daha uzak illerdeki ilgili birimlerin olay yerine ulaşmasının sağlanması gerekmektedir. Dolayısıyla bizim bir Bakanlık teşkilatımız, AFAD ile koordineli çalışarak, dünyayı ve uluslararası alanı kontrol eden ve haberleşmeyi sağlayan bir mekanizmamız var. Bakanlık merkezde bu SAKOM ayağıyla hem Başbakanlığı koordine eden hem illerde 112 acil birimler aracılığıyla veri akışını takip eden hem de aynı zamanda SAKOM’da 24 saat süreyle monitörler aracılığıyla Kandilli Rasathanesi veya diğer ülkelerin rasathaneleri vasıtasıyla dünyadaki afetleri, depremleri ve acil durumları takip eden bir mekanizmamız var. Örneğin; benim ve benimle birlikte diğer arkadaşlarımın telefonlarına, tanımlamış olduğumuz 3.5’in üzerindeki depremler düşer. Ne kadar büyüklükte olduğunu, afet bölgesinin enlem ve boylamını vs. hepsini anlık olarak görürüz. Bu bize neyi sağlar, erken reaksiyonu sağlar. Son Van Depremi ile ilgili olarak bir şey anlatayım: Çocuğumu hafta sonu dershaneye bırakmak için evimden çıktım. Saat 14.00’da dershanede olması gerekiyordu. Arabamıza bindik, yolda giderken saat 13.45 dolaylarında deprem haberi benim telefonuma düştü. Ona, dershaneye yürüyerek gitmesi gerektiğini söyleyip araçtan indirerek, hemen Bakanlığa geldim. Bakanlık kriz merkezinden derhal Bakanımızı ve müsteşarımızı aradım. Müsteşar Bey buraya kriz merkezinin başına hareket ederken, Bakan yardımcımızla birlikte ben, derhal Bakanın bulunduğu yere hareket ettik. Bakanla birlikte birkaç saat içerisinde Van’da idik. Bizden hemen sonra Başbakan geldi. Böyle bir yapı sonuç itibariyle.

 

Türkiye genelinde kaç Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi bulunuyor? Bu ekiplerdeki toplam personel sayısı nedir?

UMKE beş kişiden oluşan timler şeklinde organize edilmiştir. Bu timlerin hemen hepsine donanımları olan UMKE araçları verilmektedir. Dağa tırmanılacaksa ona ait malzemeler, eğer karlı bir bölgede çalışılacaksa kar yürüyüş gereci (hedig) vs. malzemelerin önemli bir kısmı özellikli konuma getirilmiş, ekiplere deniz, kar, dağcılık vs. eğitimler verilmiştir.

Şu an geldiğimiz nokta itibariyle beşer kişiden oluşan timler olarak değerlendirirsek, UMKE’lerde personel sayısı 4 bin 440’tır. Kadromuz sürekli yenilendiği için bu sayılar değişebiliyor. Ama şu anki veri itibariyle 4 bin 440’lardayız. Bunların tamamı sağlık personellerinden oluşmaktadır. Doktor sayısı 826’dır, dolayısıyla beşte birini doktorlar oluşturmaktadır. Diğerleri hemşire, sağlık memuru, paramedik, anestezi teknisyeni, laboratuvar teknisyeni gibi personelden oluşmaktadır. Her timin içerisinde bir doktor olacak şekilde toplam 4 bin 400’ün üzerinde UMKE personelimiz var.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri’nde görev alanlar herhangi bir ücret alıyor mu, yoksa tamamen gönüllülük esasına göre mi çalışıyorlar? Sadece burada mı görev yapıyorlar, yoksa başka yerlerde görevli olup da ihtiyaç anında mı biraraya geliyorlar?

Tamamı gönüllü olarak katılıyor. Normal zamanlarda kendi mesleklerini icra ederlerken, ihtiyaç halinde kime görev verilirse veya kendi bölgesinde afeti duyduğu andan itibaren kendi mekanizması içerisinde toplanma noktalarında buluşup malzemelerini, sırt çantalarını, kıyafetlerini, botlarını giyerek araçlarına biniyorlar. Kara veya hava yolu ile bir şekilde bunları olay yerine intikal ettiriyoruz. Şu anki yapılanma tamamen gönüllülük esası üzerine kurulmuştur. Tabii, süreç içerisinde ihtiyaç neyi gösterirse, o esneklikte var olacak şekilde devam edeceğiz. Ama esas temel unsur, gönüllülük.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri nasıl bir eğitimden geçiyor?

UMKE’lerin standart bir eğitim programları var. Bunlar genel afet bilgisi modülü, psikososyal durum eğitim modülü, afet ve olağan dışı durumlara müdahale eğitimi modülü, tıbbi müdahale bilgisi modülü. Ayrıca bir de, bu eğitimlerin desteklenmesi amacıyla yapılan tatbikat ve eğitimler var. Bunların dışında biraz daha özellikli olan geliştirme modüllerimiz var. Biraz önce saydığımız modüllerin belirli aralıklarla tekrarlanması da var. Geliştirme anlamında, yine KBBN kimyasal ve nükleer atıklara yönelik eğitimlerimiz, kurtarma eğitimlerimiz var. Örneğin; Antalya ilimizde bu eğitimler veriliyor. Havadan hasta tahliyesi ile ilgili eğitimlerimiz var. Dağda kurtarma eğitimlerimiz var. Özellikle Rize’de vs. yaşanan değişik problemler gibi. Bölgenin coğrafi özelliklerine bağlı olarak detaylı eğitimlerimiz, genel afet bilgisi eğitimi, afet ve olağan dışı durumlara bakış, Türkiye afet ve kriz yönetimi nedir, UMKE ve görevleri, Afet lojistiği nedir? gibi eğitimler veriyoruz. Hepsini saymıyorum. Örneğin; psikososyal durum eğitiminde sahada etik davranış nedir? Çok önemli. Grubu yönetiyorsunuz, o stres ortamına insanlar da katılıyor. Kırılgan olabilirler. Orada bu stresle nasıl baş edilecektir? Afet ortamında ekip çalışması nasıl yapılacaktır? Liderlik ve motivasyon nedir? Bütün bunların eğitimleri veriliyor. Ondan sonra afet ve olağan dışı durumlara müdahale ile ilgili olay yeri incelemesinden sonra medikal kurtarma nasıl yapılır? Afetlerde sağlık yönetimi nasıl yapılır? Çevre sağlığı hizmetleri ne şekilde verilir? Beslenme ve hijyen konularında eğitimler veriliyor. Ayrıca, işin medikal yönünün anlatıldığı tıbbi müdahale dediğimiz kısım var. Örneğin; UMKE’lerin sırt çantaları var. Bu sırt çantalarının içerisinde hangi malzemeler bulunmaktadır? İlk yardım nasıl yapılır? Temel yaşam desteği nedir? Solunum yolunun açılması, kan dolaşımının sağlanması vs. maddeler halinde sıraladığımız ilk yardım müdahalelerinin dışında, bir hasta nasıl stabil hale getirilir, nasıl taşınır? Yerden nasıl çıkartılır, kardan nasıl kaldırılır? Bunların eğitimleri var. Ayrıca triyaj eğitimleri var. Tabii bir de, ezilme sendromu ile mücadele vs. eğitimleri veriliyor. Van Depremi’ni, depremin büyüklüğü ile enkaz altında kalan insanların sayısı kıyaslandığında, belki de en fazla sağ vatandaşımızın çıkartıldığı deprem, olarak tanımlayabilirim. Baktığımız zaman irili ufaklı buna benzer eksiklikler, aksilikler çıkabilir, ama sonuçta bu yönüyle oldukça başarılı olmuştur. Bunun sebebinin de, Van’da arama-kurtarma ekiplerindeki arkadaşlarla UMKE birimlerinin olaya çok hızlı, erkenden, seri ve çok ya da etkin sayıda insanla müdahale etmesi olduğu ifade edilebilir.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri’nin teçhizatları nelerden oluşuyor? İhtiyaç duydukları tıbbi ve teknik malzemeler nasıl karşılanıyor? Bunların finansmanını kim/kimler sağlıyor?

Şu an tamamen, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuş resmi bir yapılanma var. 4 bin 440’ın üzerindeki bu personelin lojistik desteği Sağlık Bakanlığınca karşılanmaktadır.

UMKE teçhizatları dendiğinde, öncelikle ekiptekilerin kişisel kıyafetleri, botları, yazlık ve kışlık takımları geliyor. Onun haricinde sırt çantaları var. Bir enkaza, deprem bölgesine gittikleri zaman müdahale edebilecekleri tıbbi donanımı taşıdıkları bir çantaları var. Bunun haricinde, deniz kıyısındaki ekipler için dalgıçlık, su botu vs. denizde müdahale araçları var. Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki illerimizde dağa çıkmayla, karlı alanda “hiding” vs. dağcılıkla ilgili donanımları var. Tabii bu tip donanımların dışında, dağa tırmanmak için halat vs. var. Bu teçhizatlar bütün UMKE’lerde, bölgelerin coğrafi özelliğine göre değişmektedir. Bunların dışında, yine ekiplerimizin kendileriyle bütünleşmiş olan vazgeçilmez UMKE araçlarımız var. Yani, toplam 55 ilimiz için son aldıklarımızla birlikte, bütün illerimizde UMKE aracımız olacak. Bundan sonra birden fazla UMKE aracımız olan illerimiz de olacak. Bu araçlar hızlı reaksiyon ve mobiliteyi sağlamaktadır. UMKE araçlarımız telsiz haberleşmeden tutun, görüntü aktarımına kadar ve tabii kişisel donanımları taşıyacak bütün imkânlara sahiptir. O ekip, o araçla olay yerine çok kolay intikal edebilmektedir. Bunun dışında, mobil komuta araçlarımızda yine merkezle, hem il merkezi hem de Bakanlığımızla haberleşmeyi, veri aktarımını sağlayabilecek kısa dalga telsiz sistemlerine sahip bir yapı oluşturulmuştur.

Bir diğer önemli konu da, UMKE’lerin hizmet verdiği yurt içi ve yurt dışı alanlarda onlarla neredeyse bütünleşmiş olan çadır ve sahra hastanelerimizin bulunmasıdır. Bu hastaneler iki çeşittir. Biri, şişme, her biri sekiz çadırdan meydana gelen 27 setten oluşmaktadır. Bir büyük çadırımız 50 m2 civarındadır, yani bunları kurduğumuzda toplamda yaklaşık 400 m2’lik bir set oluşmaktadır. Bunların hepsini birbirine bağlayarak, binlerce m2’lik bir alan oluşturabiliriz. Çadır hastaneler 10-15 dakika içinde kurulabilen, kompresörleri koyduğunuzda, hemen ayağa kaldırıp içine girebileceğiniz şekilde tasarlanmıştır.

Onun dışında, ağır iklim tipi sahra hastanelerimiz bulunmaktadır. Bunlar, konstrüksiyonel özelliğe sahip, daha fazla katlı, hava yalıtımlı, yaza ve kışa karşı daha dayanıklı olan çadır hastanelerdir. Bunları, kurulumları biraz daha zor olduğu için, uzun vadeli, uzun süreçli ve iklim şartlarının ağır olduğu ortamlarda kullanıyoruz. Şu an için bunların dışında tabii ki UMKE’lerin ihtiyaç duyabilecekleri jeneratör, klima, su deposu vs., bunların yanında, kimyasal, biyolojik, nükleer enerjiye karşı kirlenmelerde dekontaminasyon dediğimiz arındırma yıkaması yapabileceğimiz arındırma üniteleri de bulunmaktadır. Bu sistemde buzdolabı, doktor masası, muayene masası, yani artık bir hastanenin içerisinde olması gereken bütün donanımlar, kısacası ihtiyaç olan herşey var.

 

Araç çeşitliliğinden de söz eder misiniz?

UMKE’leri saydık ama, 112 adı altında UMKE ile birleştirdiğimiz yapı içerisinde donanım olarak gerçekten çok güçlü hastane ve öncesi sağlık hizmeti kurmada araç çeşitliliğimiz var. Motosiklet ambulansımız var, İkisi yedek, 19 helikopter ambulansımız, iki uçak ambulansımız var. Çok yakın zamanda iki uçağımız daha olacak, böylelikle uçak ambulanslarımızın sayısı dördü bulacak. Biri daha hizmete girecek, beş edecek. Yani, kapasitemiz giderek artıyor. Bunun dışında, karlı bölgeler için paletli ambulansımız, kar küreyerek giden ambulansımız var. Deniz bot ambulansımız var. Afet bölgesinin coğrafi ve iklim özelliklerine göre araç çeşitliliğimiz de o oranda artıyor. Lojistiğiniz güçlüyse reaksiyonunuz hızlı, kapasiteniz yüksek oluyor. Alet işler, el övünür.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri bir ihtiyaç anında nasıl harekete geçiyor? O bölgeye nasıl ulaşılıyor?

İsterseniz bu soruya, yaşanan bir örnekle yanıt verelim. Deprem, afet sıralamasında Türkiye’nin birinci önceliğidir. SAKOM’da, kriz merkezimizde nöbetçi arkadaşlarımız görev yapmaktadır. Hava ambulans sisteminin başında bir doktor ve yardımcı personellerimiz var. Yani, burada cidden yeterli sayıda sağlık çalışanı bulunmaktadır. Güncel olayları takip eden, uluslararası alanda, herhangi bir ülkede bir afet olduğunda, internet ortamında veya diğer iletişim araçlarıyla izleyen, Başbakanlık AFAD üzerinden takip eden, birimlerle iletişim kuran, gerektiğinde, o bölgenin büyükelçilikleriyle koordine eden bir yapıdır bu. Afet haberi alınır alınmaz üst yöneticiler kriz merkezinde toplanmaktadır. Örneğin; Van Depremi’nde daha önce de belirttiğim gibi, müsteşarımız, müdürümüz, diğer arkadaşlarımız bölgeye, yönetimdekiler kriz merkezine gelmiş, biz de, Sayın Bakanla birlikte olay yerine hareket etmiştik

Biz Bakan Bey ile buluşurken, burada yönetimi devralacak arkadaşlar da Bakanlık merkezinde görevlerinin başında bulunuyorlar. Zaten deprem olduğu duyulduğu an, bizim 112 acil birimlerimiz de birbirleriyle bağlantıyı sağlamış oluyorlar. Hangi bölgede afet yaşandıysa, o bölgenin 112 acil birimleri koordineli olarak hareket ediyorlar. Van Depremi’nde, hemen Hakkâri, Şırnak, Siirt, Bitlis, Ağrı, bölgeye hemen UMKE’lerini, 112 acil servis ekiplerini yönlendirdi. Özellikle Bitlis, Van’la iç içe, çok yakın. Bir saat içerisinde olay yerine ulaşılıyor. Özellikle Bitlis ve diğer illerden, Ağrı’dan da gelenler oldu. UMKE ve diğer 112 ekiplerimiz hızlı ve akıcı bir şekilde kapasitelerini harekete geçiriyorlar. Sonrasında Ankara merkezde buraya ne kadar araç ve personel yönlendirildiğinin takibi yapılıyor. Çünkü olayın, afetin büyüklüğünü hemen anlayamazsınız. Evet, depremin ölçeği size bilgi verir, ama afetin etkisi değişebilir. Etkinin ölçekten bağımsız bir etkisi vardır. Eğer olayın etkisi büyükse, ki bu son depremde hemen çevre illerden, Ağrı, Muş, Erzurum, Bingöl, Diyarbakır, Mardin’den ekipler de olay yerine sevk edilmiştir. UMKE yapılanması, koordinasyon merkezi ve koordinasyon bünyesindeki diğer illerden oluşuyor. Bunlar zaten birlikte çalışıyor, tatbikatları vs. birarada yapıyorlar.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri şu an kaç ilimizde mevcut?

Bütün illerimizde, yani 81 ilimizde UMKE mevcuttur. Biz bu süreci 2006 yılında tamamladık.

Türkiye 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde gerek arama-kurtarma gerekse medikal kurtarma konusunda bir sınav verdi ve doğrusunu isterseniz bu sınavda pek başarılı olamamıştı. Şimdi yine bir felaketle karşılaştık. Van Depremi’ni yaşadık. Ama bu kez özellikle medikal kurtarma ve sağlık yardımı konusunda bir farklılık göze çarptı.

 

Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri Van’da oldukça ön plana çıktı. O günden bugüne ne değişti? Van Depremi’nde nasıl bir organizasyon gerçekleştirildi?

1999 yılından bu yana, 2011 yılı itibariyle baktığımızda, her şeyden önce algılama değişti, her şeyden önce depremlere karşı duyarlılık değişti, her şeyden önce depremlerin değil, yapıların öldürdüğü, buna karşı da bir şeylerin yapılabileceği öğrenildi. Bütün bunlara rağmen yapılarla ilgili olumsuzluklardan dolayı zarar gören afetzedelere erken müdahale ile hayatta kalma ve kurtarılanların sakat kalma oranlarının azalması anlamında çok şeyin yapılabileceği fark edildi. Bence bunlar çok önemli idi. Dolayısıyla, şu an gelinen nokta itibariyle Başbakanlık ülke çapında “ulusal deprem stratejik eylem planı” gibi bir çalışma yaptı. Bu çerçevede kurumların görevleri, kapasite ve envanterleri tanımlandı, kimin ne yapacağı belirlendi.

UMKE’lerin çalışması, bilgi birikiminin yanı sıra tecrübe birikimini de sağlamış oldu. Örneğin; UMKE birimlerimiz ne yaptı? 2005 yılında Pakistan Depremi’ne gittiler. İnsani yardım amaçlı Sudan’a, ayrıca, Endonezya Depremi’ne, Afganistan’daki sel ve toprak kaymalarına gittiler. Ekiplerimiz Endonezya’daki tsunami felaketine, akabinde Japonya’ya nükleer kaza sonrası gittiler. Irak’tan yaralı transferi yapıldı. Libya’dan yaralı ve hasta transferi yapıldı. Bunların hepsi birer tecrübedir. Haiti Depremi yaşandı. İsrail’den yaralıların nakledilmesi, Gazze saldırılarında yaralanmış insanların Türkiye’ye getirilmesi süreçlerini yaşadık. Şu an Somali’ye insani yardım organize ediyoruz. Bunların yanı sıra, yurt içinde Konya’da Zümrüt Apartmanı’nın yıkılması, Pamukova’daki tren kazası, Isparta’daki uçak kazası, yine Rize’de dağda karda kalan insanların kurtarılması yaşanan diğer süreçlerdir. En son yaşanan Elazığ ve Van depremleri bize şunu göstermelidir ki, deprem Türkiye’nin bir gerçeğidir. Bizler bu gerçekle yaşamak ve baş etmek mecburiyetindeyiz. O halde ne yapacağız, bununla baş edebilmenin yollarını bulacak, tedbirlerimizi alacak, kapasitemizi geliştireceğiz. 1999 Marmara Depremi’nden sonra bence Türkiye, şu an geldiğimiz nokta itibariyle bununla ilgili farkındalığı oluşturmuştur. Ancak daha kat edilmesi gereken çok mesafe vardır.

Van’da gördük ki, 1999’dan sonra geldiğimiz noktada evet, biz depremde bir farkındalık oluşturmuş, doğru çalışmaları başlatmışız. Ama bu farkındalığın bence en büyüğü kurumsal yapıdan çok, halkta. Halkımızda bu duyarlılık ve bilinç çok daha fazla. Onlar bence depremlerle, afetlerle ilgili bilincin ve sosyal dayanışmanın ne olduğunu daha iyi ortaya koydular. İnşallah, ilerleyen süreçlerde bunun yansımalarını göreceğiz, diye düşünüyorum.

 

Teşekkür ederiz.

medimagazin.com.tr

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER