Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, “Kamu yönetiminde liyakat ve eşitlik ilkesinde, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dini, mezhebi ve etnik kimlikleri ne olursa olsun kamu tarafından tanımlanmış, belirlenen şartları taşıyan herkesin kamuda rahatlıkla yer alabileceği ve mülakat uygulamasına son verilerek özellikle yazılı bir sınav sistemi içerisinde en yüksek puandan başlayarak herkesin kamuda yer aldığı bir sistemi inşa etmek zorundayız. Geçmiş dönemlerde de 'ötekisi' olan bir devlet vardı, şimdi de 'ötekisi' olan bir devlet var. Bizim sağlamamız gereken, 'ötekisi olmayan', 85 milyonluk bir devlet inşa edebilmek” dedi.

Haber: EDDA SÖNMEZ - Kamera: ADEM KARABAYIR

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, “Kamu yönetiminde liyakat ve eşitlik ilkesinde, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dini, mezhebi ve etnik kimlikleri ne olursa olsun kamu tarafından tanımlanmış, belirlenen şartları taşıyan herkesin kamuda rahatlıkla yer alabileceği ve mülakat uygulamasına son verilerek özellikle yazılı bir sınav sistemi içerisinde en yüksek puandan başlayarak herkesin kamuda yer aldığı bir sistemi inşa etmek zorundayız. Geçmiş dönemlerde de 'ötekisi' olan bir devlet vardı, şimdi de 'ötekisi' olan bir devlet var. Bizim sağlamamız gereken, 'ötekisi olmayan', 85 milyonluk bir devlet inşa edebilmek” dedi.

Kartal Kent Kültürü ve Demokrasi Vakfı’nın düzenlediği “Neden Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem?” konulu panelin ikinci oturumunda Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Serap Yazıcı, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem ve Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya konuştu.

“İKTİDARLAR, GÜCÜ ELİNDE BULUNDURURKEN DE SORGULANABİLMELİ"

Saadet Partili Kaya şunları söyledi:

"Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de yapmak istediğimiz işlerden bir tanesi, iktidarların iktidar gücünü elinde bulundururken de denetlenip sorgulanabilmelerine imkân sağlamaktır. 3 türlü bir denetim olur. Seçimden seçime yapılan denetim, siyasal bir denetimdir. TBMM’nin yaptığı bir parlamento denetimi söz konusu. Bir de bağımsız yargının, iş başında bulunan gerek kamu yöneticileri, gerekse iktidar mensuplarını yargılayabilmesidir. Denge ve denetleme açısından parlamenter sisteme getirilen eleştirilerden bir tanesidir. Kuvvetlerin yumuşak ayrımından bahsedildiği için iktidarı elinde bulunduran kişiler, aynı zamanda Meclis çoğunluğuna da hükmettiği için acaba denge ve denetlemenin iktidar lehine bozulma ihtimali söz konusu olabilir mi? Burada da TBMM önem arz ediyor. TBMM’nin tek görevi, karar oluşturacak sayısal çoğunluk değil. Sorgulama, müzakere etme, kamuoyu oluşturma ve denetleme gibi özelliklere sahip TBMM. Bu fonksiyonlarını kullanırken sayısal bir çoğunluğa ihtiyaç hissetmeden, hatta muhalefet partileri lehine pozitif bir ayrımcılık tanıyarak, onların bu araçları kullanıp iktidarı denetleme imkânı sağlanması gerekiyor ki bu kuvvetlerin yumuşak ayrımından dolayı iktidarların, Meclis’i kilitleme imkânını da ortadan kaldırabilmiş olalım. Mutabakat metnimizde yer alan, Kesin Hesap Komisyonu ile Bütçe Komisyonu'nun birbirinden ayrılıp, Kesin Hesap Komisyonu'nun başkanının muhalefet partilerinden birinin olması da o komisyonun sağlıklı bir şekilde çalışmasına imkân sağlayacaktır.”

“BİRBİRİMİZİ SUÇLAMADAN, SAĞLIKLI BİR KAMU GÖREVİ TESİS EDEBİLİRİZ”

Saadet Partisi’nin İstanbul Sözleşmesi’ne karşı tutumuna ilişkin soruya da Bülent Kaya, şöyle yanıt verdi:

“Benim şahsi kanaatim, İstanbul Sözleşmesi meselesi olur, Kürt meselesi olur ya da laiklik uygulamalarının dini özgürlük alanlarını sınırlaması söz konusu olabilir mi, temel hak ve hürriyetlere tanıdığınız geniş imkânların, özgürlük- güvenlik dengesinde acaba kamu düzenini bozma gibi bir risk olabilir mi; bütün bunlarla ilgili Saadet Partisi olarak bizim inandığımız 3 ilke var. Birbirimizi anlamak zorundayız. Birbirimizin kaygılarını gidermek zorundayız. Ortak paydalarda buluşarak, tamamen evet ya da tamamen hayır demeden bu konuları müzakere etmeye mecburiyetimiz söz konusu. Bugün burada İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olmak veya taraftar olmaktan ziyade toplumun belli bir kesiminde, İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasına dair ciddi endişeler varsa, bu endişelerin giderilmesi lazım. Yine İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasına dair belli kesimlerde, belli alanlarda kaygı varsa bu kaygıları gidermek durumundayız. Meselelere bu şekilde yaklaştığımız zaman, birbirimizi suçlamadan, birbirimizin arasına duvarlar örmeden sağlıklı bir kamu görevi tesis edebiliriz.

“BİZİM SAĞLAMAMIZ GEREKEN, 'ÖTEKİSİ' OLMAYAN 85 MİLYONLUK BİR DEVLET İNŞA EDEBİLMEK”

İSTANBUL'DA TÜTÜN OPERASYONUNDA 4 TUTUKLAMA İSTANBUL'DA TÜTÜN OPERASYONUNDA 4 TUTUKLAMA

Liyakatten, eşitlikten ziyade geçmişte partimizin hangi il veya ilçe örgütünde yer aldığı ya da hangi dönemde bizim eski milletvekilimizdi, kamunun neresinde bunu yönettirirsek muhalif olup da başka partilere gitmeyebilir kaygısıyla kamu görevlilerinin seçildiğini ve atandığını maalesef görüyoruz. Kamu yönetiminde liyakat ve eşitlik ilkesinde, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dini, mezhebi ve etnik kimlikleri ne olursa olsun kamu tarafından tanımlanmış, belirlenen şartları taşıyan herkesin kamuda rahatlıkla yer alabileceği ve mülakat uygulamasına son verilerek özellikle yazılı bir sınav sistemi içerisinde en yüksek puandan başlayarak herkesin kamuda yer aldığı bir sistemi inşa etmek zorundayız. Geçmiş dönemlerde de 'ötekisi' olan bir devlet vardı, şimdi de 'ötekisi' olan bir devlet var. Bizim sağlamamız gereken, 'ötekisi' olmayan 85 milyonluk bir devlet inşa edebilmek. Yazılı sınavla tespit edemediğimiz bazı kriterleri tespit edebilmek için mülakat yapacağız. Mülakatlarda sorulan soruların abuk sabuk olmamasını temin etmek gerekiyor.”