CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, basına ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören sosyal medya teklifine tepki gösterdi. Özkoç, “Haberci, gerçekten bir yıldan üç yıla kadar yargılanacak mı? Biz onları susturursak orman yangınları sönecek mi? Gazeteciler susarsa Türkiye’de sıkıntılar bitecek mi? İnsanlara, gerçeği söyletmezseniz cinayetler bitecek mi? Bunların hiçbir tanesi bitmeyecek, sadece görünmez olacaklar. Yani zalim zalimliğine devam edecek. Masum bundan haberdar olmayacak. Bu yasa böyle bir yasa. Basın özgürlüğü artık, gerçekten hak olmaktan çıktı” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, basına ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören sosyal medya teklifine tepki gösterdi. Özkoç, “Haberci, gerçekten bir yıldan üç yıla kadar yargılanacak mı? Biz onları susturursak orman yangınları sönecek mi? Gazeteciler susarsa Türkiye’de sıkıntılar bitecek mi? İnsanlara, gerçeği söyletmezseniz cinayetler bitecek mi? Bunların hiçbir tanesi bitmeyecek, sadece görünmez olacaklar. Yani zalim zalimliğine devam edecek. Masum bundan haberdar olmayacak. Bu yasa böyle bir yasa. Basın özgürlüğü artık, gerçekten hak olmaktan çıktı” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Özkoç'un konuşmasından satır başları şöyle:

BU İKTİDAR BUNUN HESABINI VERMEYECEK Mİ?: Marmaris yanıyor, uçaklarımız yanıyor. Söylediğimiz şeylerin hepsi yerine getirildi mi? Hayır. En çok ne demiştik. Uçaklardan bahsetmiştik. Üç insanımız, daha önceden hayatını kaybetti. Yedi bine yakın hayvan öldü. Onlarca insan yaralandı. Binlerce dönüm tarla, bağ bahçe yok oldu. 127 bin hektar alan yok oldu, yandı. Kayıp, yaklaşık 2 milyar euroyu buldu. Türk Hava Kurumu’na ait uçaklar neden bekletildi? Biz o zamanlarda bu uçaklarla ilgili isyan ettiğimizde Pakdemirli demişti ki ‘O uçaklar kullanılmaz, hurda o uçaklar.’ Öyle olmadığı açığa çıktı. O uçakları şimdi tamir ettiğinizi söylüyorsunuz. Dört tanesinin hazır olduğunu söylüyorsunuz. Peki biz bu çalışmalar esnasında uçaklardan bahsederken ‘uçaklar nerede’ derken siz bize dediniz ki ‘bu uçaklarla hiçbir şey yapılmaz’ dediniz. Şimdi o uçaklarla bir şey yapılabileceği ortaya çıktı. O zaman Mehmetçikle ilgili dedik ki, ‘Mehmetçik neden çalışmalara katılmıyor?’ dedik. Soylu çıktı dedi ki, ‘onlar eskilerde kaldı artık Mehmetçiğin yangın söndürme çalışmalarına katılmasına gerek yok’ dedi. Dün maalesef gördük ki Marmaris'te orman yangınları varken Mehmetçik de çalışmalara katılmış. Uçak nerede, uçak nerede, uçak nerede diye; haftalarca günlerce kendi hesabımdan sordum. ‘Şu kadar uçağımız hazır’ dedi, bakanlık. O gün sordum. Bakan Pakdemirli; bu kadar insanın ölmesine bu kadar dönüm hektarlık alanın yanmasına bu kadar canlıların telef olmasından bir numaralı sorumlusudur. Hesabı sorulmayacak mı yani? O bakan görevden gittiği zaman bu iş bitmiş mi olacak? Şimdiki Bakan; soruyorum Marmaris'teki orman yangını… Eğer yeterli uçağa sahip olsaydık, gece görüşü olan uçaklara sahip olsaydık; bu kadar hektar alanın yanabilmesi mümkün müydü? Hala tedbirler yetersiz olduğu için, hala sıkıntılar devam ettiği için, hala muhalefeti dinlemekte inat ettiğiniz için, hala tedbir alamadığınız için, hala Cumhurbaşkanı saraylarda uçaklarla yaşarken; ormanı uçaklardan mahrum ettiğiniz için, hala gerekli kontrolleri yapmadığınız, tedbirleri almadığınız için Marmaris yanıyor. Ormanlar yanıyor. Yıllarca yetişen ağaçlar içerisinde yaşayan ayvanlar yanıyor. Bu, memlekete ihanet değil midir? Bunun hesabının bu iktidar gerçekten vermeyecek mi? Ne olursa olsun, bu iktidarın yanında kâr mı kalacak? Pakdemirli’den hesap sorulmayacak mı? Soylu'dan hesap sorulmayacak mı? ‘Hayvanlar yanarsa yansın, bedeli kaç para ise öderiz’ diyen, ‘Ormanların yerine yeni ormanlar çıkar’ diyen sorumsuz Tayyip Erdoğan'dan gerçekten hesap sorulmayacak mı? Göz göre göre Türkiye’nin değerleri yok olup gidecek ve bunun üstü örtülecek mi? Buna asla izin vermeyeceğiz.  Gün gelecek; Pakdemirli’den, Soylu’dan, Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisinden bu millet adına hukuk, onlardan hesap soracak. Millet adına göre yapan gerçek savcılar onlardan hesap soracak.

BEYAZ TV VE İKİ PROGRAMCISI, ASKİ'YE 20 BİN TL TAZMİNAT ÖDEYECEK BEYAZ TV VE İKİ PROGRAMCISI, ASKİ'YE 20 BİN TL TAZMİNAT ÖDEYECEK

DOĞRU EKONOMİ OLMAZSA TÜRKİYE EKONOMİSİ İFLAS EDER: Hiç bitmeyen bir sürece girdik. Gözümüzü açıyoruz, zamlar var karşımızda. Ekmek, ekmek; 5 lira oldu ekmek. Garibin gurebanın çocuğuna yedirmek zorunda olduğu, yanına katık bile katamadığı ekmek 5 TL oldu. Enflasyon uçuşa geçti. Tarihinin en yüksek enflasyonu ile Türkiye karşı karşıya. Bu durumda ne yapmak gerekiyor? 'Asgari ücreti arttıralım asgari ücret muhakkak artsın' diyoruz ama mesele şu; asgari ücreti artırarak bununla baş edemezsiniz. Biz artan enflasyon oranının oranında asgari ücretin 6 bin liranın üstünde olmasının doğru olduğunu söylüyoruz. Daha önceden 4 bin 250 lira konuşulurken, 5 binin liranın üzerinde olsun derken ‘4 bin 250 lira… Çok büyük zam yaptık’ denmişti. Doğru bir ekonomi politikası olmazsa ancak bir tek şey olur, Türkiye ekonomisi iflas eder. Eğer zamlara dur demezsek, eğer üretimi desteklemezsek, eğer adaleti hukuku tesis etmezsek, eğer ekonomide Erdoğan'ın aklına değil, Cumhuriyetin birikimleri ile yetişmiş ekonomistlerin aklına uymazsak; Türkiye iflas eder. Geri dönüşü çok zor bir yola gireriz. İnsanlarımız sadece geçici olarak yoksulluk, açlık yaşamazlar. Onlarca yıl süren sıkıntılar yaşarlar.

GAZETECİLER SUSARSA SIKINTILAR BİTECEK Mİ?: Onun için diyoruz ki bu iktidar bitmeli. Onun için diyoruz ki Tayyip Erdoğan kesinlikle gitmeli. Ama onlar gerçekleri söyleyenleri susturmayı tercih ediyorlar. Onlar orman yangını var deyince, ne oluyor? ‘Biz insanları tahrik etmiş oluyoruz. Gerçekleri söyleyen gazetecilerin tutuklanması gerekiyor. Gazetecilerin hatta bununla ilgili hapis yatması gerekiyor.’ Basın örgütleri bugün Ulus Heykeli önünde açıklama yaptı. Neden? Susmak istemiyoruz, diye. Neden? Gerçekleri yazmak istiyoruz, diye. Neden? Biz zayıfın yanındayız; zayıfı ezen güçlünün değil; diye orada basın toplantısı yaptılar. Üstelik de sadece aynı görüşte olan basın mensupları orada mıydı? Hayır, çok farklı görüşlerde olan ama aynı amaç için mücadele eden basın mensupları bir araya gelip Türkiye’ye sesini duyurmaya çalıştılar. Bu sansür yasası değil, bu sansürden daha fazlası. Zaten basın sansür altında eziliyor. Bu, haberi yapan gazeteciyi susturmak; bu, haberi ortadan kaldırmak. En sıkıntılı madde 29’uncu madde. Çekileceği söylendi, düzeltileceği söylendi. Dün Genel Kurul'da ilgili arkadaşlarla oturduk, konuştuk, tartıştık. CHP’nin yaptığı muhalefetler doğrultusunda ve diğer milletvekilleri arkadaşlarımızın yaptığı muhalefet doğrultusunda; ayrıca haber kaynağının açıklamayan gazeteciye de ceza artırımı vardı… Nihayet onu bir nebze durdurduk. Ama haberi yazan gazeteci, suçlu. Gerçeği yazan gazeteci, suçlu. Bilgiyi yayan kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası alacak. Hangi bilgiyi yayan? Marmaris ormanları yanıyor, insanlar telaşlandılar mı? Elbette ki telaşla olacaklar, hatta dehşete mi düştüler? Elbette ki dehşete düşecekler. Sadece ormanlar yandığı için dehşete düşmüyorlar onlar. Bu iktidarın tutarsızlığından, bu iktidarın zaafından, bu iktidarın yönetememesinden dehşete düşüyorlar. İnsanlar bundan dolayı dehşete düştü diye haberin gerçekliği gün gibi ortadayken haberci gerçekten bir yıldan üç yıla kadar yargılanacak mı? Biz onları susturursak orman yangınları sönecek mi? Gazeteciler susarsa Türkiye’de sıkıntılar bitecek mi? İnsanlara, gerçeği söyletmezseniz cinayetler bitecek mi? Bunların hiçbir tanesi bitmeyecek, sadece görünmez olacaklar. Yani zalim zalimliğine devam edecek. Masum bundan haberdar olmayacak. Bu yasa böyle bir yasa. Basın özgürlüğü artık, gerçekten hak olmaktan çıktı. Kiminin ilan alabileceğini, kimlere basın kartı verilebileceğine, kimlerin çalıştırılamayacağına; kimin gazeteci, kimse suçlu sayılacağına, bir makam bir tek ağız karar verecek. Peki bunun adı diktatörlük değil mi? Bunun adı faşizm değil mi? Bunun adı baskıcı bir yönetim değil mi? Gazetecilik, kendini var eder. Ama haber mutlaka yerini, muhatabını, mecrasını bulur. Yani biz diyoruz ki? Her ne olursa olsun. Haberin peşinde koşan gazetecileri siz susturamayacaksınız. Bütün gazeteciler hakkın ve haberin peşinde koşacak. Yani gerçeğin peşinde koşacak ve biz onların arkasında dimdik duracağız. Onlarla beraber yol yürüyeceğiz. Onlar gerçekleri söyleyecek, biz onları tüm insanlara duyuracağız. Gazeteci için de vekil için de; bedeli hapis mi? Hapis yatarız. Bedeli zindan mı? Zindanda oluruz. Bu Cumhuriyeti, biz böyle kurduk. Sizin gibilere rağmen, sizin gibi zihniyetlere rağmen bu Cumhuriyeti, böyle kurduk. İnsanları yok eden baskıcı zihniyete karşı, insanı yok sayan zihniyete karşı, insanları susturmaya çalışan zihniyete karşı; biz Cumhuriyeti; demokrasi için, özgürlük için, hak için, adalet için kurduk. Bunu sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

ERDOĞAN YİNE SÖZÜNÜN ARASINDA DURMADI: Suudi Arabistan Veliaht Prensi Salman geliyor. Ben size bu ziyaretin olacağını iki buçuk ay önce 31 Mart'ta bu kürsüden söylemiştim. Demiştim ki, şimdi sıra onunla kucaklaşmakta demiştim. Bakın nasıl kucaklaşacaklar, göreceksiniz. Bu resim hafızalarımızda olsun. 31 Mart, Kaşıkçı Davası'nın Suudi Arabistan’a devredilmesi kararının alındığı gündü. Yani kanlı pazarlığın yapıldığı gündü, o gün. Buna muhalefet eden yargıç dedi ki ‘söz konusu davanın devri sanıklar açısından kendi davalarının yargıcı olmak sonucunu doğuracaktır’ dedi. Yani ne demek istedi? ‘Katille hakim aynı adam olacaktır’ dedi. ‘Ben burada olduğum müddetçe bu belgeleri bu davayı devretmem’ demişti. Ne oldu Recep Tayyip Erdoğan'ın sözüne? Ne oldu? AKP Genel Başkanı Erdoğan, yine söylediği sözün arkasında duramadı… Yargıçların tüm söylemlerine karşı, insanların tüm muhalefetine karşı o, yüzünü kızarttı ve bugün bu kişiyle kucaklaşacak.

NAMUSLU YARGIÇLAR, TÜRK HUKUKUNDA GÖREV YAPAMAZ HALE GELMİŞLER: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin itibarını bu kadar ayaklar altına alan, para uğruna Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin itibarını ve saygınlığını yok eden bu kişiye ne denir? Ne denir? Cemal Kaşıkçı davasında, bu pazarlığa itiraz eden mahkeme başkanı sürüldü. Hani yasalar, hani hukuk vardı? Kıdemine uygun bir atama olmadığı için mesleği bırakmayı düşündüğünü söylemiş. Yani namuslu yargıçlar artık Türk hukukunda görev yapamaz hale gelmişler. Sakın pes etmeyin, sakın bırakmayın. Bu vatan kimsenin babasının malı değildir. Millet, bizim milletimizdir. Sizi Cumhuriyet yetiştirdi. Biz geleceğiz, millet iktidarı görev yapacak; siz Türkiye Cumhuriyeti için doğru olanı yapmaya devam edeceksiniz.

Adalet Bakanı Bozdağ, ‘Hakimler ve savcılar, kararları ile konuşur’ demiş. Yaşanan ne? Bu kararın altına vicdanı ile şerh düşen hakimin sürülmesine sen sebep olmadın mı? Oranın başında duran sen değil misin? Sen, gerçekleri söyleyen hakimleri orada cezalandırıp, saraydan yana olan kişileri siz ödüllendirmediniz mi? Ben senin yerinde olsam, bir dakika o koltukta oturmam.

NE OLDU TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ADALETİNE? NE OLDU HAKİMLERE?: Pınar Gültekin ile ilgili yaşadığımız şey nedir? Haksız tahrik. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir haksız tahrik söz konusuysa, Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığıdır. Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı kadar bu millete tahrik söz konusu olamaz. Aç ve açıkta olan insanlara, manda yoğurdu diyen bir insan, insanları tahrik etmiyor mudur? Lüks, şatafat içinde yaşarken; Türkiye’de aç yoktur diyen insan, aslında insanları tahrik etmiyor mudur? Bir kadın, bir cinayete kurban edildi. Üstelik önceden planlandı. Üstelik, hunharca. Ne oldu Türkiye Cumhuriyeti’nin adaletine? Ne oldu hakimlere? Bu kararı alan insanlar, hangi vicdanla bu kararı alıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti bir kaosu sürükleniyor. Her gün yapılan zamlarla, her gün yapılan zulümlerle, adaletsizliklerle Türkiye Cumhuriyeti bir belirsizliğe sürükleniyor. Bunun bedelini, önümüzdeki yıllarda da çocuklarımız ödeyecekler. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti daha fazla tahrip edilmeden, insanlarımız daha fazla mağduriyetle karşı karşıya kalmadan bir an önce bu iktidardan kurtulmak gerekir. Adalet yok, yasalar güçlüler için var, güçsüzler için yasalar çalışmıyor. Ormanlar yanıyor, evlerde de yangın var. İnsanlar geçinemiyor, hayatlarına son veriyor. Bunun sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır. O, sarayından inmediği müddetçe, insanlar huzur içinde yaşayamayacaklar. Çünkü o kendi geleceğini ve yandaşlarının geleceğini düşünüyor.”