CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “En çok iletilen talep, halen çadır… Bugün, ‘çadır niye yok’ diye sorarsanız; 2018’den beri Süleyman Soylu’ya bağlı bir kurum olarak çalışan AFAD’ın gevşekliğinden. İki buçuk yıl, Kızılay’dan bile çadır almamışlar. Son raporlarında 100 binden az çadırları var. 100 bin çadırla bu afete yakalanmışlar. Bilemedi 110 bin çadırla” dedi.  

SGK ÇALIŞANLARI ANKARA'DA İŞ BIRAKMA EYLEMİ YAPTI: "ÜCRET TUTARI DA FAZLA ÇALIŞMA SÜRESİ DE İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR DÜZENLEME DEĞİLDİR. BİZ KALICI ÇÖZÜMLER İSTİYORUZ” SGK ÇALIŞANLARI ANKARA'DA İŞ BIRAKMA EYLEMİ YAPTI: "ÜCRET TUTARI DA FAZLA ÇALIŞMA SÜRESİ DE İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR DÜZENLEME DEĞİLDİR. BİZ KALICI ÇÖZÜMLER İSTİYORUZ”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “En çok iletilen talep, halen çadır… Bugün, ‘çadır niye yok’ diye sorarsanız; 2018’den beri Süleyman Soylu’ya bağlı bir kurum olarak çalışan AFAD’ın gevşekliğinden. İki buçuk yıl, Kızılay’dan bile çadır almamışlar. Son raporlarında 100 binden az çadırları var. 100 bin çadırla bu afete yakalanmışlar. Bilemedi 110 bin çadırla” dedi.  

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, TBMM'de basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. 

2014 Yerel Seçimlerinde, Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğu süreçte kentsel dönüşüm üzerine çalıştığını ifade eden Özel, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın ile ilgili anısını, "Kentsel dönüşümdeki sorun ve tartışma ne? Soru şu, bir; kentsel dönüşüm ayıptır söylemesi bizim işimiz. Niye bizim işimiz? Dikmen Vadisi, Portakal Çiçeği Vadisi… Murat Karayalçın… Murat Karayalçın ben belediye başkan adayıyken kentsel dönüşüm çalışıyorum, nasıl yapalım dedim, ‘Dikmen Vadisi’ne, Portakal Çiçeği Vadisi’ne git Özgür’cüğüm’ dedi. ‘Ne yapacağım’ dedim. ‘Kapıyı çalacaksın, nasıl yaptılar dönüşümü’ diyeceksin. Vatandaşın memnun olmadığı bir kentsel dönüşüm yapılamaz, kavga çıkar’ dedi. Kulağımda küpedir. Bu işi başlatanız ve bu işi en iyi yapanlarız" diye anlattı. 

Özel, CHP'nin hem Genel Seçim hem Yerel Seçimlerde hem de CHP'nin Parti Programı'nda kentsel dönüşüme bakış açılarını aktardı. i

Özel, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin, "Bu yerkürenin en büyük depremlerinden birisidir" açıklamasına, "Yerkürenin dediğinde tam cehalet. O nehirlerimizin, platolarımızın, dağların, ovaların oluştuğu depremler bu yerkürenin depremleri. Yerkürede yaşanan en büyük deprem diyor. Marmara Denizi, yerkürenin geçirdiği bir depremin ürünü. Bu kadar cehaleti ve bunun canlı yayında yapılabilecek kadar cesareti bir tek Süleyman Soylu’da birleştirebilirsiniz" dedi.  

Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“TELE1’İN EMEKÇİLERİNE, GAZETECİLERİNE, YÖNETİCİLERİNE BİR KEZ DAHA DAYANIŞMA DUYGULARIMIZI İFADE EDİYORUM: Bugün sesimizi duyurmak isteyen bir kanalın ekranı kararmış durumda. TELE1 kanalı, RTÜK tarafından verilen 3 günlük kapatma cezasından dolayı bugün bizim sesimizi duyuramıyor. Bunun AKP’nin kendisine yandaş olmayan medyayı susturmak için her şeyi nasıl kullandığının ve böyle dönemlerde dahi bu intikamcı yaklaşımı nasıl sürdürdüğünün bir göstergesi olarak görüyoruz. TELE1’in emekçilerine, gazetecilerine, yöneticilerine bir kez daha dayanışma duygularımızı ifade ediyorum.

GENEL BAŞKANIMIZ, KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN DE ÇADIRINA GİRDİ: Genel Başkanımız dün, belediye başkalarımızla, parti yöneticilerimiz, milletvekillerimizle birlikte deprem bölgesindeydi. Çok sayıda hizmet veren belediyemizin koordinasyon merkezlerini, hizmet alanlarını, çadırkentlerini gezdi. Vatandaşın dertlerini dinledi, belediyelerden bilgi aldı. Ayırmadığımız gibi Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin de çadırına girdi. Orada da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin başkanını, yöneticilerini ve çalışanlarını takdir etti. Kendilerine teşekkür etti. Doğrusu bu. İlk günden beri biz bunu sahada görüyoruz.

BUNU ÜLKENİN CUMHURBAŞKANI YAPMIYOR: Samandağ’a gittiğimizde Uşak Belediyesi’ni gördük, hatta belediye çalışanları ile konuştuk. Bize de sıcak bir yemek teklif ettiler. Yaptıklarını anlattılar. Kimsenin hakkını yemeyelim dedik. Ama şöyle sözleştik dönüşte Manisa’nın komşusu olan Uşak’a gidelim, Belediye Başkanı Mehmet Çakın Bey’e sizin bu yaptıklarınız için teşekkür edelim dedik. Sayın Başkan ile telefonda da görüştüm. Özel Kalem Müdürü Ali Bey ile de sahadaki gereklilik üzerine görüştük. Ayırmamak, ötekileştirmemek lazım. Sadece CHP’li belediyeler çalışmıyor. Elbette İstanbul, Ankara, İzmir… 11 Büyükşehir’in gücünü görünce elbette CHP’li belediyeler ön plana çıkıyor, iyi bir koordinasyon içindeler ama sadece Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bir şey yapıyorsa Genel Başkanımızın tebrik etmesi, diğer belediyeleri ayırmadan yaklaşımda bulunmamız önemlidir. Bunu ülkenin Cumhurbaşkanı yapmıyor.

TÜRKİYE’NİN, KEMAL BEY’İN DÜN KOCAELİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANINA TEBRİK, TEŞEKKÜR ETTİĞİ YAKLAŞIMA İHTİYACIMIZ VAR: 20 yıldır ülkenin başında olan Recep Tayyip Erdoğan, işine geldiğinde 84 milyon diye söyleyen Recep Tayyip Erdoğan, o 84 milyonun neredeyse yüzde 60’ına hizmet verene belediyelerin çadırlarını pas geçiyor. Onları görmezden geliyor. Onların yaptığı bir hizmet çok görünürse bazı kamu kurumları tarafından yapılan diyor. Ama belediyelerimizi, başkanlarımızı ağzına almıyor. Türkiye’nin böyle bir yaklaşıma değil, Kemal Bey’in (Kemal Kılıçdaroğlu) dün Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına tebrik, teşekkür ettiği yaklaşıma ihtiyacımız var. Bunu bütün vatandaşlarımızın takdirine sunuyoruz.

KENDİ SİYASİ İKBALİ İÇİN BİR HAKKI TESLİM ETMEYEN BU ANLAYIŞIN HAKKANİYETLE ÜLKEYİ YÖNETMEDİĞİ AÇIK: Bu anlayış Türkiye’yi taşıyamıyor. Bu yüzden bu anlayış tek adam, tek parti rejimi. Valileri, il başkanı; kaymakamı ilçe başkanı gören bu anlayıştan kurtulmadan biz ne ekonomik ne depremin yarattığı çöküntüden kolay kolay kurtulamayız. Reddeden, küçümseyen, sırf kendi siyasi ikbali için bir hakkı teslim etmeyen bu anlayışın hakkaniyetle ülkeyi yönetmediği açık. Ülkeyi hakkaniyetle yönetecek, ülkedeki çöküntüyü de yıkımı da eğitimdeki yıkımı de depremdeki yıkımı da kaldırıp yıkılmaz bir Türkiye inşa edecek bir anlayışa ihtiyaç var. Onu yaparsa sandıkça seçmen yapacak. En geç 18 Haziran’da…

BORSADAKİ SOYGUNU SEYREDİP DEPREMZEDELERİ BİLE SOYDURDULAR: Defter açıp milleti not etmeye, tehdit etmeye kalktılar. Twitter’ı durdurup enkaz altındakilerin yardım çığlıklarını kestiler. Borsadaki soygunu seyredip depremzedeleri bile soydurdular. Orman alanlarını otel ve AVM olmaya açtılar. Cengiz’e 3 milyar teşvik verdiler. Oysa bir gün önce çok param var diye AFAD’a 3 milyar bağış yapıyordu. AFAD’a bir gece önce verdiğini bir gün sonra teşvik diye ona geri verdiler. Depremzede evlatlıkla evlenilebilir diye fetva verdiler. Mimarlık fakültesine ilahiyatçı dekan atadılar. Deprem çadırında antre haberi yaptırdılar. Düzce Deprem Etki Analiz Raporu’nu dezenformasyon bültenine koyup kendi raporlarını kendileri yalanladılar.

OHAL İLAN EDİP, MECLİS’İN YETKİLERİNİ CUMHURBAŞKANI ALIP MECLİS’İ ÇALIŞTIRMAZKEN ARKADAN HANÇER: Geldiğimiz noktada bir şey daha yapmaya çalışıyorlar. Ali Mahir Başarır (CHP Mersin Milletvekili) ve Lütfü Türkkan’a (İYİ Parti Kocaeli Milletvekili) dokunulmazlıkları kaldırılmak üzere 1 Mart 2023’te komisyonda savunma yapın diyorlar. Şu Meclis, ülke işgal altındayken çalıştı. Top sesleri Polatlı’dan gelirken çalıştı. Pandemide kendi canını hiçe sayarak çalıştı. Bu süreçte deprem oldu, çalışmayalım dediler. Enkaz altında milletvekillerimiz var dediler. Milletvekillerimiz sahada dediler. Bizimkiler de sahada. Bu Meclis’i 3 haftadır muhalefet bir uzlaşı, mutabakat ile artık yeter dememize rağmen bu son haftaki talebe de aç kapa yaparak resmen açık fiilen kapalı, bunlar yüzümüze bakıp bugün de Meclis çalışması olmasın, biz Meclis’in her şartta çalışmasını savunuruz. Ama OHAL ilan edip, Meclis’in yetkilerini Cumhurbaşkanı alıp Meclis’i çalıştırmazken arkadan hançer. Ya bu mu gelir akla. Demişiz ki savunma yapmayacağız, yok hükmündedir. Bize ne, ama bu mu gelir akla. Millet enkaz altında.

MİLLETVEKİLİ ENKAZ KALKSIN DİYE BEKLİYOR. O MİLLETVEKİLİNİN DOKUNULMAZLIĞINI KALDIRMAKLA MEŞGUL: Ali Mahir Başarır, Hatay’da… 14 gününe şahitlik ettim, 12 gününü Samandağ’da; iki, üç gününü de kendi ilindeki depremzedelerle geçirdi. Biz görevlendirdik. Orada çalışıyorlar. Enkaz altında can kurtarmaya çalışan milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmaya çalışıyor. Milletvekili enkaz kalksın diye bekliyor. O milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmakla meşgul. Bugünden yazı yazıyor. Bekle kardeşim. Bunun da sırası gelir, lanet olsun. Halen deprem öncesi o eski hesaplardalar. Aynı 15 Temmuz gecesi sığınaktayken ‘buradan Meclis’imiz güçlenerek çıkacak’ deyip canımızı kurtardıktan sonra Meclis’i güçsüzleştiren, yetkilerini ellerinden alan anayasa yaptıkları gibi. Aynı mantık.

MESELEYE SİYASİ AT GÖZLÜĞÜYLE BAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A KARŞI 360 DERECE KRİZ YÖNETİMİ YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ: Bir yanda bizi görmemeye çalışan, meseleye siyasi at gözlüğüyle bakan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı 360 derece kriz yönetimi yapmaya çalışıyoruz. Herkesi paydaş görüyoruz. Bilgiyi herkesle paylaşıyoruz. Kamunun tüm imkanlarının seferber edilmesine çalışıyoruz. Belediyelerimizi de bölgenin, insanın ihtiyacına bütün kaynakları ve bütün iyi niyetle açarak gayret gösteriyoruz. Bunu da CHP olarak yapmaya devam edeceğiz. Birileri bizi görünmez kılsın ya da dokunulmazlık kaldırmakla meşgul olsun, Cengiz; millet depremzedelere can olmak için para bağışlarken, bağışladığı parayı ertesi gün teşvik diye iade ediyor olsun, millet can derdindeyken o kötülükleri yapıyor olsun, biz iyilikten, doğruluktan, dürüstlükten ayrılmayacağız.

ALLAH GÖSTERMESİN İSTANBUL DEPREMİNDEN SONRA EN BÜYÜĞÜNÜ KURARSINIZ. YAPMAYIN BUNU: Şentop diyor ki ‘Bilim, akıl…’ Sayın Şentop’a şunu söylemek lazım. İyi diyorsunuz da bunların olması için 43, 44 bin kişinin ölmesi, gerçekte 50, 60 bin kişiyi kaybetmemiz mi gerekiyordu? Binlerce insanın uzuvlarını kaybedip, kolsuz, bacaksız kalması mı gerekiyordu? Diyorsunuz ki ‘Araştırma Komisyonu kuralım.’ Biliyorsunuz ki bunu muhalefet hep istiyor, iktidar hep reddediyor. Ne zaman Gaziantep’te Ersin kardeşimin karnına bıçağı sapladı birisi 10 kere, reddedilen sağlık çalışanlarına karşı şiddetin önlenmesi komisyonu 11’incide kuruldu. Deprem komisyonu ise 3’üncü kez kuruldu. Genel Kurul’da 5 Ekim 2021 günü de sonuncusunun raporunu görüştük. Böyle tuğla gibi raporlar bu Meclis tarafından çıkarılıyor, konuşuluyor ve tüm kamu kurumlarına yollanıyor. Sorun şu ki bu komisyonlara bilim insanları, uzmanlar, muhalefet katkı sağlıyor, olması gerekenleri yazıyor ama yürütme bunun gereğini yapmıyor. Şimdi bir tane daha kuralım… Allah göstermesin İstanbul depreminden sonra en büyüğünü kurarsınız. Yapmayın bunu. Gününde söyleneni dinleyin sayın Şentop.

BUNLAR AYAKTA KALAMAZ, DOĞU ANADOLU FAYI HAREKET ETTİĞİNDE DEMİŞİZ. BU KOMİSYONDA SIRASINI BEKLİYOR: 2020’de biz fay yasası verip 18 ili sayıp, bunlar fay üstüne kurulu 80 de ilçe var böyle deyip, mesela onlardan bir tanesi de Gaziantep’in Islahiye ve Nurdağı. Bunlar ayakta kalamaz, Doğu Anadolu Fayı hareket ettiğinde demişiz. Bu komisyonda sırasını bekliyor. Sayın Şentop… Bir gün Müzeyyen Şevkin (CHP Adana Milletvekili) dedi ki ‘Sayın Başkanım, bizim komisyonda bekleyen kanunun kapağını açmıyorlar, çağırmıyorlar. Fay yasasını ben İçtüzük 37’ye göre gündeme getirebilirim’ dedi. Dedim getirelim. Bu da Müzeyyen Hanım’ın İçtüzük 37. Sonuç AKP, MHP oylarıyla reddedildi. Şimdi ‘Ya CHP de öneri getirsin…’ Daha ne yapsın CHP. Ortasından kendisini mi parçalasın. 80 ilçe, 18 il sayıyor, Doğu Anadolu Fayı hareketlenirse olmaz, fay yasasını çıkaralım bu şehirlerde fay üstündeki yerleşimleri yan tarafa taşıyalım diyor. Bunu da kendisi söylemiyor. Jeoloji mühendisleri söylüyor. AKP, MHP olsun fay üstünde otursunlar diyor. Ne yapacağız. ‘CHP de biraz yapıcı öneri getirsin.’

EŞLEŞTİRECEK DEVLET YOKTU. DAHA NE KAOS OLACAK: Süleyman Bey, ‘Eğer Türkiye uzun zamandır bu hazırlıları yapmamış, gerçekleştirmemiş olsaydı büyük bir kaos ile karşı karşıya kalırdık.’ Süleyman Bey, daha ne olacak? İlk üç gün devlet yok. Bana dün Elbistan’dan görevden gelen arkadaşım dedi ki ‘Vatandaş diyor ki ilk üç gün devlet yoktu, yavaş yavaş ortaya çıktı, şimdi var.’ İlk üç gün devlet yok. Zaten ne kurtaracaksan ilk üç gün kurtaracaksın ondan sonra mucize diyoruz, gözyaşlarımızı tutamıyoruz hiçbirimiz. 43 bin kişiyi değil belki 23 binini kurtaracaktık kaos olmasaydı. Karayollarında, şehir girişinde, şehir içinde kaos vardı, enkaz başında kaos vardı, bir yerde operatör vardı dozer yoktu, bir yerde dozer vardı operatör yoktu. Onları eşleştirecek devlet yoktu. Daha ne kaos olacak.

BU CEHALETİ CANLI YAYINDA YAPILABİLECEK KADAR CESARETİ BİR TEK SÜLEYMAN SOYLU’DA BİRLEŞTİREBİLİRSİNİZ: Devam ediyor ‘Asrın depremi dedik, eksik söyledik, yerkürenin en büyük felaketi…’ Burası cehalet boyutu, buraya daha diyecek bir şey yok. Bu depremin üzerine Japonya’da, dünyanın dört bir yanındaki depremlerin nasıl hasarsız, düşük hasarla atlatılabilir hale geldiğini bütün dünya, Türkiye konuşuyor. Bu diyor ki ‘Asrın değil yerkürenin…’ Yerkürenin dediğinde tam cehalet. O nehirlerimizin, platolarımızın, dağların, ovaların oluştuğu depremler bu yerkürenin depremleri. Yerkürede yaşanan en büyük deprem diyor. Marmara Denizi, yerkürenin geçirdiği bir depremin ürünü. Bu kadar cehaleti ve bunun canlı yayında yapılabilecek kadar cesareti bir tek Süleyman Soylu’da birleştirebilirsiniz.

MÜSLÜMAN ÖLECEK DİYE BİR KURAL MI VAR KARDEŞİM: Bu sefer de Adıyaman’da bugün ‘İnsanlarımızı kaybettik ama biz Müslüman’ız.’ Müslüman ölecek diye bir kural mı var kardeşim. Adıyaman’ı ver Japonlara bir Japon ölmüyor. Adıyaman’da Müslümanların ölmesi Müslümanlıktan değil, seçtikleri yöneticilerin beceriksizliklerinden. Yoksa böyle bir şey olabilir mi? Biz Müslümanız, katlanacağız… Hayır arkadaş, biz Müslümanız, Hristiyan, Yahudi kadar yaşamak bizim hakkımız, doğru, bilime önem veren yönetici seçeceğiz, mimarlık fakültesine ilahiyatçı dekan atayan değil en iyi mimar hocayı seçeceğiz, onun yetiştirdiği öğrenciler yıkılmaz binalar yapacak.

ÇOK ŞÜPHELİ: Çevre Bakanı, büyük bir şüphe yarattı. Bunu samimiyetle soruyorum düzeltsin diye. Böyle mi diye endişe ederek soruyorum. Çıktı, afet konutlarına ilişkin rakamlar verdi. Dedi ki ‘Kahta’da 297 afet konutu yapacağız, Birecik’te 534, Afşin’de 501…’ Rakamlara bakıyorsun, ihtiyaca göre saptanmış, düşünsene 297, 531… Baktık, depremde görece az etkilenen illerde de var. Yıkım olmayan ilçelerde de var. Sonra bir döndük baktık, aynı bakanlığın eylül ayında TOKİ tarafından duyurulan tarihin en büyük sosyal konut projelerindeki listelerini siz de karşılaştırın. Kahta’da eylülde 300 sosyal konut demiş, dün 297 afet konutu yapacağım demiş. Birecik’te eylülde 500 demiş, dün 534 afet konutu yapacağım demiş. Afşin’de 500 sosyal konut demiş eylülde, dün 501 deprem konutu demiş. Bir fazla, üç eksik, 4 fazla ile aynı liste. Şüphe şu, bir an önce inşaata başladık diye eylülde TOKİ’nin yapacağı sosyal konutları, afet konutuna mı çevirdiniz. Böyleyse millet bilsin. Değilse şöyle bir açıklama bekliyoruz bakandan; Kahta’da yapacağımız 300 sosyal konuta ilaveten 297 de afet konutu, Birecik’te 500’e ilaveten 534, Afşin’de 500 sosyal konuta ilaveten 501 de afet konutuysa tamam. Ama çok şüpheli.

MUHTAR BEY DE AK PARTİLİ ÇIKTI: Afeti, krizi yönetmek yerine algıyı yönetmek isteyen birileri kentsel dönüşüm tartışması üzerinden ve kelimenin kullanımı üzerinden muhalifleri ve dönüp CHP’yi suçlamayı tercih ettiler. Koca bir yalan. Hatay’da diyorlar ki biz yapmışız, başvurular olmuş, Danıştay iptal etmiş. Başvuranlar CHP zihniyeti… Mahallenin derneği, mahallenin muhtarı çıktı. Muhtar bey de AK Partili çıktı. Yani kentsel dönüşümü hem yerelde hem Danıştay’da iptal ettiren, ki şundan iptal ediyor Danıştay, ekine koy belgeleri kafana göre yapamazsın. Nasıl bir kriterle yaptın diyor. Vatandaş ben mağdur olacağım, bakamıyorum belgelere diyor iptal ediyor. CHP’liler etti dediler. Mahalle derneği çıktı. Sonra mahalleden bir sürü bir sürü kişi çıktı dava açan. Biri de AK Partili muhtar çıktı.

‘VATANDAŞIN MEMNUN OLMADIĞI BİR KENTSEL DÖNÜŞÜM YAPILAMAZ, KAVGA ÇIKAR’ DEDİ. KULAĞIMDA KÜPEDİR: Kentsel dönüşümdeki sorun ve tartışma ne? Soru şu, bir; kentsel dönüşüm ayıptır söylemesi bizim işimiz. Niye bizim işimiz? Dikmen Vadisi, Portakal Çiçeği Vadisi… Murat Karayalçın… Murat Karayalçın ben belediye başkan adayıyken kentsel dönüşüm çalışıyorum, nasıl yapalım dedim, ‘Dikmen Vadisi’ne, Portakal Çiçeği Vadisi’ne git Özgürcüğüm’ dedi. Ne yapacağım dedim. ‘Kapıyı çalacaksın, nasıl yaptılar dönüşümü diyeceksin. Vatandaşın memnun olmadığı bir kentsel dönüşüm yapılamaz, kavga çıkar’ dedi. Kulağımda küpedir. Bu işi başlatanız ve bu işi en iyi yapanlarız. Ama bizim bakış açımız ne diye merak edenler bizim seçim bildirgemizi ve partimizin programını ya da 2018 Genel, 2019 Yerel Seçimlerindeki bildirgelerimizi açacaklar, okuyacaklar. Öyle güzel kentsel dönüşüm tarifi okuyacaksınız ki rant merkezli değil, rant olsun diye büyük projelere yönelen değil, bu projelere ayrılan kaynakların deprem riskinin giderilmesi için uygulanacak dönüşüm ve güçlendirme projelerine ayıracak yetkiyi yerel yönetimlere verecek, halkım karar alma süreçlerine tam katılım sağlayacak, asgari yer değiştirme için yerinde dönüşüme öncelik verecek, yer değiştirmenin kaçınılmaz olduğu durumlarda kayıpları tazmin edecek finans sistemlerini geliştirecek, başta İstanbul olmak üzere doğal afet riskinin yüksek olduğu yerlerde güçlendirme ve yeniden inşa projelerini de kapsayacak bir kentsel dönüşüm diyoruz ve anlatıyoruz.

GİTSİN YİNE KENARDA OTURSUN. BURALAR ESKİDEN KENARDI. BUNLAR KENARA LAYIK: İtiraz ettiğimiz ne? Mesela Fikirtepe’deki öngörüsüzlük, mesela Okmeydanı’ndan, Beykoz Tokatköy’de, Tozkoparan’da vatandaşa iyi anlatmamanın, onu razı etmemenin, rızasını almadan harekete geçmenin yarattığı kavga ve kaos. Murat Karayalçın’ın dediği gibi ‘Çal kapıyı, nasıl yaptığımı anla’ diyor. ‘Rızasından yaptım, hakkını yemeden yaptım’ diyor. Örneğin hiç merak ettiniz mi bu Sulukule’deki büyük kavga neden çıktı? İzledik ya zabıta, polis… Adam elmiş eline benzini, yakarım kendimi, yakarım çocuğumu… Bu adam nasıl bu kadar çığırından çıkmış. Çatıya çıkmış atarım kendimi diyor. Çünkü sen Sulukule’yi şehrin üç ayrı en uzak ilçelerine git orada otur diyorsun. Sen diyorsun ki sen bu şehre geldiğinde burası berbat bir yerde. Sen bu berbat yerin kahrını çektin, ama şimdi burası güzel bir yer olacak, rantını ben yiyeceğim, sen yine berbat bir yere gideceksin. Sulukule’nin itirazı da bu bütün kavga ettiğiniz yerel yönetimlerin ve yereli ikna edemediğiniz kavganın sebebi de bu. Çünkü şöyle bir bakış açıları var, burası çok değerlendi, bu burada işgalci, bunun burada gecekondusu var veya eski mahalleli. Ucuza almış. Gitsin yine kenarda otursun. Buralar eskiden kenardı. Bunlar kenara layık. Buralara kodamanlar, parası olanlar layık. Ben buna buradan ev verirsem, bu gariban Roman’ın 6 milyonluk evde ne işi var. Hak görmüyor onu Roman’a. Düne kadar şehrin en dışında oturanlara şimdi böyle bir servet mi olur. Servet kime olsun, projeyi yapan müteahhitte olsun. Sefayı kim sürsün, parayı basan zenginler sürsün. Biz işin burasına itiraz etmişiz.

KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN RANTSIZ YAPILDIĞINDA ÇÖZÜMÜ KOLAY: ‘O zaman sen yapsaydın…’ Yaptık. İstanbul Büyükşehir KİPTAŞ… 700 bin insanın yaşadığı, 192 bin bağımsız birimi yeniliyor. Sorun ne? Sorun şu; kentsel dönüşümde birine kaynak bulman lazım. Kime? Müteahhidi de kurtaracaksın. KİPTAŞ’ta niye sorun yok? Çünkü maliyetine kentsel dönüşüm diye bir sloganı var. İnşaat maliyetine ne ise. Müteahhit yok. Sizin için KİPTAŞ yapıyor. Bir TL de para kazanmıyor. Nasıl formül? Müteahhitsiz hayat çok güzel kentsel dönüşümde. CHP yapmış. Müteahhit varsa ona da bir şey yaratman lazım. Ya iki kat daha vereceksin, Suzan Milletvekilimiz (CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin) beni bir enkaz başına götürdü, İskenderun yandaki bakkal anlatıyor. Müteahhit bey için iki kat daha lazım. İskenderun Belediyesi’ne gittiler hep beraber, onlar da onlardan bir şey istediler. Onu veremedikleri, pazarlığı ettikleri için kentsel dönüşüme giremediler, enkazın altında girdiler. Anladınız mı? Kentsel dönüşümün rantsız yapıldığında çözümü kolay. Bunun için İBB, CHP’de ise, KİPTAŞ’ın başında liyakatli bürokratlar varsa ben bir müteahhidi zengin etmenin değil de vatandaşı sağlam ev sahibi etmenin memuruysam çözümü buluyorum.

AFAD ÖZEL HESABI, 2009’DAN BU YANA 14 YIL GEÇMİŞ BU RAPOR BİR KEZ YAYINLANMIŞ: AFAD, Kamu İhale Kanunu’ndan muaf. AFAD, Kamu Mali Yönetim Kanunu’ndan muaf. Sayıştay yüzeysel bir denetim yapabiliyor. AFAD’ın Sayıştay ve özel denetçiler tarafından AFAD Özel Hesapları’na ilişkin bir rapor yayınlanacak. AFAD kurulmuş 2009 kanunla.  Kamu İhale Kanunu’nun, Kamu Mali Yönetim Kanunu’nun dışında ya Sayıştay ve denetçi yüzeysel ama özel hesaplarını onlar inceleyip raporlayacak, AFAD özel hesabı, 2009’dan bu yana 14 yıl geçmiş bu rapor bir kez yayınlanmış. Nasıl olacak bu iş.

99 YILINDAKİ DEPREM YARDIM HESAPLARININ HARCAMALARININ TÜM KAMUOYU TARAFINDAN TAKİP EDİLMESİNE OLANAK SAĞLANARAK, UYGULAMADA ŞEFFAFLIK TEMİN EDİLMİŞTİR: Geçtiğimiz günlerde Ankara milletvekilimiz çıktı burada açıkladı; ‘Özellikle Cumhurbaşkanı Yardımcısının AFAD Başkanı olduğu dönemde Erdoğan’ın ikinci bir denetimsiz hesap alanı, Erdoğan’ın ikinci örtülü ödeneği olarak kullanıldı’ diye. Çünkü AFAD’da kanunlar yok, bir tane göstermelik yapmışlar onun dışında yüzeysel denetim bile yok. Şimdi 115 milyar lira para burada. Deprem için millet vermiş, ‘AFAD’a koyduk oradan harcayacağız, hep böyle yapılıyor.’ Hep böyle yapılmıyor. 576 sayılı KHK ile deprem için toplanan iç ve dış yardımların TC Ziraat Bankası’nda açılacak merkezi bir hesaba kaydedilmesi, oluşturulan kriz koordinasyon kurulu kararı ile öncelikle depremden zarar görenlerin iaşe, giyinme, barınma, çadır ve her türlü gereksinimi karşılanması için kullanılmasına; paraların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığının bakanlık ve maliye müfettişleri ile bankalar yeminli murakıplarının Başbakan onayı ile oluşturulacak bir komisyon tarafından 3’er aylık dönemler itibariyle denetlenmesine, raporların Resmi Gazete’de yayınlanmasına karar vermişler. Bu çerçevede 99 yılındaki deprem yardım hesaplarının harcamalarının tüm kamuoyu tarafından takip edilmesine olanak sağlanarak, uygulamada şeffaflık temin edilmiştir.

VAR MI O GÜNLERDE TOPLANAN PARALARA YÖNELİK OLARAK HERHANGİ BİR ŞÜPHE: 24 yıl önce bir koalisyon hükümeti, ‘Ziraat Bankasına koyun, yeminli murakıplar 3 ayda bir rapor çıkarsın, oda Resmi Gazete’de olsun herkes incelesin’ demiş. Var mı o günlerde toplanan paralara yönelik olarak herhangi bir şüphe? AFAD’a koy gerisini sorma. 115 milyar lira para koydular oraya. Benzer bir örnekle mutlaka AFAD bünyesindeki deprem yardımlarıyla ilgili harcamaların bağımsız, muhalefet temsilcilerinin de içinde yer alabileceği bir komisyon tarafından yönetilmesi, deprem hesaplarının Sayıştay ya da bağımsız denetim şirketleri tarafından devamlı ve düzenli olarak denetlenip Resmi Gazete’de yayımlanması, ayrıntılı olarak bunların paylaşılması önerimizi buradan kayda geçiriyoruz. Yapmazlar, ama 3 ay sonra biz yapacağız. 3 ay sonra AFAD hesaplarını şeffaf, denetlenebilir, izlenebilir hale getireceğiz.

2 BUÇUK YILDIR KIZILAY’IN ÇADIR ÜRETME İMKANI VARKEN KIZILAY’DAN ÇADIR ALMAMIŞ: Dün genel başkanımız gittiğinde ona en çok iletilen talep halen çadır. Şu anda çadır üretenlerin hepsi devlete çadır üretmekle meşgul çünkü açığımız büyük. Şundan büyük: 27 Eylül 2019’da AFAD’ın yaptığı açıklamaya göre çadır sayısı 100 bin bile değil. AFAD’ın çadırlarını yıllardır Kızılay üretir. AFAD yönetimi 2020 Ağustos ayından 2022 Aralık ayına kadar 2 buçuk yıl Kızılay’dan tek bir çadır almamış. Bundan 3 ay önce Kızılay’a ve özel bir şirkete; Kızılay’a 60 bin, özel bir şirkete 60 bin çadır sipariş etmiş. Özel şirket Albayraklar diye biliniyor. Daha bu çadırlar teslim edilmemiş. 2 buçuk yıldır Kızılay’ın çadır üretme imkanı varken Kızılay’dan çadır almamış AFAD ve bugünkü durumla karşı karşıya kalmış. Halen yürürlükteki 4123 sayılı Kanuna göre yiyecek, içecek, giyecek, çadır ve her türlü taşınır malların tabi afet dönemlerinde Kızılay’a aktarılması gerekirken fiilen bu yetki AFAD tarafından kullanılıyor. Bugün çadır niye yok diye sorarsanız, 2018’den beri Süleyman Soylu’ya bağlı bir kurum olarak çalışan AFAD’ın gevşekliğinden. İki buçuk yıl, Kızılay’dan bile çadır almamışlar. Son raporlarında 100 binden az çadırları var. 100 bin çadırla bu afete yakalanmışlar. Bilemedi 110 bin çadırla. O yüzden, ‘Parasıyla çadır alacağız’; CHP’li belediyeler. ‘Çadır yok.’ Çünkü AFAD’a dikiyorlar. Depremden sonra, keşke önceden diktirseydiniz. İki sipariş verilmiş, teslim edilmeden depreme yakalanmışız. İki buçuk yıldır, sipariş dahi verilmemiş. Neden? Kızılay’dan almayalım. İhale açarız; ondan alırız, bundan alırız.

KIDEM TAZMİNATI HAK ETMEDEN ÇIKARTMA MADDESİ YİNE İSTİSMARA AÇIK: Dün 125 sayılı CBK ile beklenen bir kararname yayımlandı ama her maddesi eksik her maddesi noksan. Meclis’te görüşülmeye geldiğinde yapıcı önerilerimizi sunacağız, şimdiden de bir kanun teklifi hazırlatıyoruz. Kısa çalışma ödeneği verilmeli mi? Evet. Kısa çalışma ödeneğini son 120 gün sigortalıysan verecekmiş, 600 günde geriye dönük sigortan varsa verecekmiş. Biz diyoruz ki, deprem gününden bir gün önce sigortalı olduysa kısa çalışma ödeneğini hak etmiştir. 3’üncü maddede, ‘kısa çalışma ödeneği alamayacaklara 133 liradan 3 bin 972 lira verelim.’ Biz diyoruz ki bu olmaz. 3 bin 900 liraya deprem bölgesinde işsiz kalmış birisi, dünün sigortalısı, şirket yıkılmış 3 bin 900 lirayla 4-5 boğazı nasıl geçindirecek. İşten çıkarma yasağına yine istisna koymuşlar. İstisnası ahlak ve iyi niyet kuralları. Nasıl istismar edildiğini biliyorsunuz. İstisnanın istismara dönüştüğü covid dönemini, yine olacak. Burada şu var: ‘3 gün izinsiz işe gelmemek.’ Anasını babasını götürmüş olabilir, çoluğu çocuğu enkaz altında olabilir, bugünlerde daha kendi olmayabilir. Yani kıdem tazminatı hak etmeden çıkartma maddesi yine istismara açık. Dördüncü madde de sendikal süreler OHAL süresince erteleniyor, kötü niyetli işverene sendikasızlaştırma imkanı yaratır diye sendikalar itiraz ediyor. Beşinci madde yakınlarının ölüm yardımından yararlanma. Depremzede sigortalıyken ölmüş diyor ki, işçiysen 900 gün, esnafsan 1800 gün geriye dönük sigortası varsa verecekmiş. Bir gün bile olsa verilsin diyoruz. 99’da Ecevit yapmış.

ECEVİT, 3 GÜN SONRA SAHAYA ÇIKIYORSUNUZ, GEÇ ÇIKTI DEDİĞİNİZ ECEVİT 6 SAAT SONRA SAHAYA: O eleştirdiğiniz Ecevit, 3 gün sonra sahaya çıkıyorsunuz, geç çıktı dediğiniz Ecevit 6 saat sonra sahaya çıkmış, deprem bölgesine koşmuş. Sizin 1800 gün istediğiniz esnafa bir gün önce dükkan açtıysa öldüyse çocuğuna deprem yardımı vermiş. ‘99’da devlet yok’ diyenler, devleti 99 uygulamasından, bugün ‘devlet var’ diyenlerin devletin gün hesabı yapmasından o devletle bu devlet arasında nasıl farklar varmış bunları da görsünler.

GÖZÜNÜN ÖNÜNDE OLANDAN DA HESAP SOR TAYYİP BEY: Dün Tayyip Bey, ‘Yaşanan can kayıplarında kastı, ihmali olan varsa hukuk önünde hesap soracağız’ diyor. Gözünün önünde olandan da hesap sor Tayyip Bey. Hukuk önündekini biz takip edeceğiz. Bazı müteahhitler biliyoruz belediye başkan vekilin, bazı belediye meclis üyeleri biliyoruz yıkılmış evin kaçak müteahhidi yani kastı, ihmali olandan hukuk önünde hesap sormak değerli de gözünün önünde olanlardan da sorman lazım.”

Özel, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. AKP İlçe Başkanı’nın evinin bahçesine çadır kurulması ile ilgili sorulara Özel, şu yanıtı verdi:

“Konular çok fazla ve acı çok büyük. Yapılacakları mı söyleyeceğiz, nasıl yapacağımızı mı anlatacağız bir de bu utanmazlıkları mı deşifre etmeye uğraşacağız? AK Parti İlçe Başkanının villası, bahçesine bir tane çadır kurmuş. Villa kaya gibi sağlam, bahçeye çadır kuruyor. Ev halkı korkuyor ve çadırda kalmak istiyorsa AFAD’ın yükü olmayın artık, bu kadar zengin insanlar. Sonra bir açıklama duydum, ‘Bahçeme çadır kurdum, oraya garibanı koydum.’ Ona da bir oda aç. Bu kadar saray gibi evin var, bir oda aç. ‘AFAD’dan çadır aldım, bahçeme kurdurdum bir garibana bakıyorum orada’ deme. O garibana bakarız biz.”

Kızılay Başkanı’nın özel kalem müdürünün sosyal medya paylaşımlarının sorulması üzerine Özel, şöyle konuştu:

“KIZILAY BAŞKANININ ÖZEL KALEM MÜDÜRÜ BURAK ÜNVER, ‘BEBELERE BALON’ YAZMIŞ”

“Birçok çocuğa mezar olmuş bir enkaza; çocuk haklarına duyarlı ve o çocuklar kurtulsaydı psikososyal destek verecek ablaları, bütün ölen çocuklara atfen oraya balonlar koymuşlar. Kızılay Başkanının Özel Kalem Müdürü Burak Ünver, ‘Bebelere balon’ yazmış. Buradaki duygu o değil, burada başka bir duygu var. Bu duyguyu anlayamayanların, krizdeki afetzedenin duygusunu anlamasını kimse beklemesin. ‘Havalar ısınıyor yağış tahminleri düşük dışarıda kalanlar için mutluyum.’ Onun yerine senin ona sıcak konteyner kurmuş olman gerekiyordu. Çadırları yapmış olman gerekiyordu.”

“İSTANBUL’UN BİR TARAFINDA 3 TANE KÖPRÜ, KANAL İSTANBUL YAPACAK ORAYA DA KÖPRÜ”

Özel, depreme bağlı yıkımların ve ölümlere ilişkin açılan soruşturmalarla ilgili soruya ise şu yanıtı verdi:

“Soma’da da sorun bu, Çorlu tren kazasında da sorun bu, depremde de sorun bu. Deprem oluyor bitiyorsa, sadece müteahhit tutuklanıyorsa bu müteahhidin izin aldığı mercilerdeki silsile yoluyla sorumluluğa bakmadan ve bakanlık, yerel yönetimlerin elindeki yetkiyi alıp da kanunlar çıkarıp oraya buraya iskân diyorsa bu sorumlular hesap verecek. Süleyman Soylu, ‘İstanbul’a hazırlanıyorduk’ diyor. Nasıl hazırlanıyordun? Kanal İstanbul’la. Gördük Türkiye’nin dört bir yanından koşuyoruz, şehirlerin girişi daraldığında 36 kilometre araç kuyruğu gördük. İstanbul’un bir tarafında 3 tane köprü, Kanal İstanbul yapacak oraya da köprü. Aradaki göçmüş İstanbul’a o köprülerden yardım ulaşmaya çalışacak. Depremden en çok etkilenecek bölgede bir ada yaratacak Kanal İstanbul Projesini, bunu aklından geçirenlerin bile yargılanması lazım. Geleceğe dönük insan hayatına olası kastla yargılamak lazım.

Depremde yerel yöneticiyse yerel yönetici, bunun AK Partilisi, CHP’lisi, ampul takanı, altı ok takanı, İYİ Partilisi, HDP’lisi olmaz. Bölgede HDP’li bırakmadılar kayyum atayarak, İYİ Parti’nin o bölgede belediyesi yok CHP ve AKP demem ondan. Sorumlusu kimse mutlaka ve mutlaka soruşturulmalıdır. Bu işlerde cezayı kim hak ettiyse cezası verilmeli, hesap vermelidir. Biz parti olarak kendi iç denetimimizi de yapıyoruz bu konuda da hem bölgedeki Hatay’dan başlayarak hem de diğer illerde Cumhuriyet Halk Partisi kendi iç denetimini de yapıyor, bütün hukuki süreçleri de belediyenin ya da belediyeyi yönetenlerin siyasi kimliklerini kör bir şekilde takip edeceğiz."