HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Vergilere yüzde 122 zam yapan bir iktidar memura, emekliye yüzde 30 zam yapıyor ve bunu büyük bir lütuf gibi sunuyor. Vatandaşın cebinden yüzde 122’yi alıyor, veriyor yüzde 30’u ve buna da ‘oy verin’ diyor. Bu kadar akıldan izandan kopmuş bir yönetimle karşı karşıyayız. TÜİK veri hırsızlığı ile emekli ve memurun cebinden alıyor, alenen hırsızlık yapıyor. Erdoğan ise bu hırsızlığı kendisine fırsat kolluyor ve müjde kürsüsü kuruyor…Milyonların gözünün içine baka baka gerçek dışı söylemlerle siyasi bir rant şovu yapıyorlar” dedi.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Vergilere yüzde 122 zam yapan bir iktidar memura, emekliye yüzde 30 zam yapıyor ve bunu büyük bir lütuf gibi sunuyor. Vatandaşın cebinden yüzde 122’yi alıyor, veriyor yüzde 30’u ve buna da ‘oy verin’ diyor. Bu kadar akıldan izandan kopmuş bir yönetimle karşı karşıyayız. TÜİK veri hırsızlığı ile emekli ve memurun cebinden alıyor, alenen hırsızlık yapıyor. Erdoğan ise bu hırsızlığı kendisine fırsat kolluyor ve müjde kürsüsü kuruyor…Milyonların gözünün içine baka baka gerçek dışı söylemlerle siyasi bir rant şovu yapıyorlar” dedi.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, bugün TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün grup toplantısında açıkladığı memura ve emekliye yüzde 30’luk zammın vergi artışları karşısında yetersiz olduğuna dikkat çeken Beştaş, şunları söyledi:

“VATANDAŞIN CEBİNDEN YÜZDE 122’Yİ ALIYOR, VERİYOR YÜZDE 30’U VE BUNA DA ‘OY VERİN’ DİYOR”

“Vergilere yüzde 122 zam yapan bir iktidar memura, emekliye yüzde 30 zam yapıyor ve bunu büyük bir lütuf gibi sunuyor. Vatandaşın cebinden yüzde 122’yi alıyor, veriyor yüzde 30’u ve buna da ‘oy verin’ diyor. Bu kadar akıldan izandan kopmuş bir yönetimle karşı karşıyayız. TÜİK veri hırsızlığı ile emekli ve memurun cebinden alıyor, alenen hırsızlık yapıyor. Erdoğan ise bu hırsızlığı kendisine fırsat kolluyor ve müjde kürsüsü kuruyor. Bugün grup toplantısında müjde üzerine müjde verdi. Sadece müjde vermedi 2022’nin değerlendirmesini yaparken aslında aynı sözleri nakarat halinde tekrarlamaktan da geri durmadı. Milyonların gözünün içine baka baka gerçek dışı söylemlerle siyasi bir rant şovu yapıyorlar. İktidarın derdi tabi ki ne emeklinin alın gücü ne yaşam memnuniyeti ne asgari ücretlilerin yaşamı ne çiftçilerin ifade ettikleri sorunların çözümü. Bunlar etin, makarnanın, yoğurdun fiyatını bilmezler. Bilseler böyle bir dili tutturmazlar.

İlaca erişimde ciddi bir kriz yaşanıyor. Gidiyoruz eczaneye ‘şu ilacı verin’, ‘kalmadı.’ Hastalık teşhis ediliyor eğer edilebilirse, randevu alınabilirse ama tedavi edilecek ilaçlar bulunamıyor. Sağlık sektöründe büyük krizler var. Bir yıl sonrasına randevu verebiliyorlar.

Kira ödenemiyor, insanlar kira ödeyemediği için isyan halinde. Isınamıyorlar, mutfaklarına malzeme alamıyorlar ama onlar hala bu krizi görmezden geliyorlar ve AKP ve onun sarı sendikasının enflasyon farkı olmaksızın belirlediği oran yüzde 8. Para basıp dağıtmayı çözüm olarak görüyorlar. Sonra bu hiperenflasyonla kim başa çıkacak? Yine vatandaş alım gücü yoksulluğu ve yoksunluğuyla baş başa kalacak. Bunlar müjde değil, kesinlikle kimse müjde olarak görmüyor ve yüzde 16 milyonlarca emekli ve memurdan çalınan en yüzde 50 zamdan arta kalandır.

“ORTA VADELİ PROGRAMLARI HER SEFERİNDE PATLAYIP ELLERİNDE KALIYOR”

Orta vadeli programları her seferinde patlayıp ellerinde kalıyor. Merkez Bankası enflasyon oranlarının sürekli şaştığını sanırım söylememe gerek yok. Merkez Bankası’nın döviz kurları tahmini her seferinde tepe takla oluyor. ‘Yeni ekonomi modeli’ diye sunulan modelde sadece bir yılda ithalat tarihi rekorlar kırıyor. Enflasyon, cari açık, dış ticaret açığı rekorlar kırıyor. Bütçe 6 ayda hiç oluyor. Fakat bu tablonun yaratıcılarından bu halkın beklentisi olduğunu düşünüyor iktidardakiler. Hayır maval okumayın. Bu halkın sizden beklentisi yok. Siz de bunu gördünüz o yüzden son kez oy istiyorsunuz. Ama bu halk size fazlasıyla kredi verdi ve bu krediyi tamamen tükettiniz.

Bir Hazine ve Maliye Bakanı var sürekli büyümeden bahsediyor ama kimlerin, nerelerin, hangi odakların büyüdüğünden söz etme gereği duymuyor. Mademki büyüyoruz gerçekten Türkiye 16 milyonu aşkın memur ve emekliye yüzde 25 bugün de yüzde 5 daha verildi taksitli yüzde 30 zammı reva görüyorsunuz ama bankalar yüzde 500 kar açıklıyor. Yandaş sermaye kar üzerine kar ediyor. Milyoner sayısı sürekli artıyor ama yoksulluk sınırının altında kalan 50 milyondan söz etmiyorlar. Tek boyutlu Türkiye çizimi aslında gerçeklerden de kopuştur.

“CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ ASLINDA BORÇ VE BORÇLANDIRMA SİSTEMİDİR”

Cumhurbaşkanlığı sistemi aslında borç ve borçlandırma sistemidir. Şu anda doğmamış çocuklar bile borçlanıyor. Doğduktan sonra ailelerinin Medeni Kanun’a göre mirasçılık belgelerinde mal kalıyor ya, borç kalacak. Şimdiden bu borçlar yazılıyor. Bu borç miraslarını devralacaklar listesinde doğmamış çocuklar bile var.

84 milyon nüfusu olan Türkiye’de 75 milyon insan açlık ve yoksullukla mücadele etmekte, günü kurtarma derdinde. Çocuklarının eğitimini sağlama derdinde. Geceleri çocuklarının aç olmadan yatağa girmesi derdinde. Okulda beslenme çantasına bir iki parça yiyecek koyma derdinde. Vatandaş bunu yaşarken onlar başka bir dünyadan bize gazel okuyorlar. Taneyle patates alınan bir dönemi yaşıyoruz. Kampanyalar var artık belirli palto gibi belirli kıyafetleri insanlar krediyle almak derdindeler.

“EKONOMİDE YARATMAK İSTEDİKLERİ BU ALGI TUTMAYINCA YARGI DARBESİNİ DEVAM ETTİRİYORLAR”

Ekonomide yaratmak istedikleri bu algı tutmayınca yargı darbesini devam ettiriyorlar. Bu algı niye tutmuyor? Her gün gaz müjdesi veriyorlar. Sıkıştıkları anda tekrar tekrar bu müjdeleri veren bir iktidar… Ortada gaz da yok ortada insanca yaşayacak bir zam da yok. Siyasi rakiplerini devre dışına çıkartmak için tam hız bir yargı darbesi devam ediyor. Siyasetleri kalmadı halka cevap veremiyorlar. Şebnem Korur Fincancı, Gezi davası, Kobani kumpas davası, İmamoğlu davasında olduğu gibi siyasi siparişlerle karar alınıyor. ‘Ekrem İmamoğlu’na ceza verin’ diyorlar. Neymiş ceza verilme sebebi, ‘ahmak’ demiş. Dünya tarihinde de Türkiye tarihinde de siyasetçinin ‘ahmak’ demesi en fazla eleştiridir. Şebnem Korur Fincancı kendi alanıyla ilgili bir değerlendirme yaptı üçüncü duruşmadır hala serbest bırakılmadı. Çünkü bir linç kampanyası yapıldı ve Şebnem Korur Fincancı’yı cezalandırmak konusunda yargı bir talimat aldı. Gezi davasında istinaf alelacele onayladı neymiş çünkü Gezi davasında bütün topluma bir gözdağı vermek istiyorlar.

“MİLLETİN HAKEMLİĞİMDEN KORKAN BİR İKTİDAR VAR”

SAMSUN BÖLGE İDARE MAHKEMESİ, ÇAMBÜKÜ KÖYÜNDE YAPIMI PLANLANAN OSB İÇİN YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI VERDİ SAMSUN BÖLGE İDARE MAHKEMESİ, ÇAMBÜKÜ KÖYÜNDE YAPIMI PLANLANAN OSB İÇİN YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI VERDİ

Milletin hakemliğimden korkan bir iktidar var. Milletin artık kendilerine güvenmediğini biliyorlar, kendileri de millete güvenmiyorlar. Bu nedenle kendi emirlerindeki hakimleri sahaya sürüyorlar ve ‘istediğimiz cezayı verin’ diye söylüyorlar. Yargı verdiği bu kararların ilerde hepsinin değişeceğini ve kendilerinin de o görevde kalamayacağını gayet iyi biliyor. Bunu söylerken hakikaten adaletin, hukukun üstünlüğüne inanan yargıç ve savcıları ayrı tuttuğumu herkesi kastetmediğimi de önemle ve özenle söylemek istiyorum. Benim hedefimdeki yargıçlar ve savcılar iktidarın siyasi talimatlarını emir olarak telakki edip hukuktan tamamen bağımsız karar verenlere yöneliktir.

Kobani davasının da saydığım davalar gibi dünyada bir eşi, benzeri yok. İkinci kere aynı iddiadan yargılama başlatılmış, her bir arkadaşımız bir ilin cezaevinde SEGBİS’e zar zor bağlanıyorlar. 15 günde bir duruşma yapılıyor, 15 gün aralıksız duruşma yapılıyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel, Zeynep Karaman’ın daha sorguları yapılmamış geçen hafta sabah 5’te bir ara karar açıklandı, sorgu yapmaya gerek yokmuş. Onlara göre sanığa da yargılamaya da gerek yok. Savcıya esas hakkındaki mütalaa için süre verdiler. Artık mahkeme ‘mış’ gibi de yapmıyor. Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun asgari ilkelerini bile dinlemiyor, uymuyor. Sincan Mahkemesi tıpkı İmamoğlu’nda olduğu gibi Gezi davasında olduğu gibi Kobani kumpas davasında da verilen siyasi siparişi yetiştirme derdinde. ‘Seçimlerden önce karar verin’ demişler. Yargıyı sarayın sipariş servisine çevirdiler.

“YARGICIN GÖREVİNİ ANLATMAYACAĞIM HİTLER ALMANYA’SINDAKİ TABLOYU HATIRLAMAMIZ YETERLİ”

Yargıcın görevini anlatmayacağım. Hitler Almanya’sındaki tabloyu hatırlamamız yeterli. Orada Führer diyor ki, ‘O davada ben kendinizi benim yerime koyun ne düşünüp ne karar vereceksem aynı kararı verin’ diyordu. Hakimler, savcılar bunu yapıyordu. Ülke kaynaklarını sömürenlere yargılama var mı? Yok. Yolsuzluk yapanlara yargılama var mı? Yok. Rüşvet çarkı kuranlara, çarşaf çarşaf ilan edilenlere bir yargılama var mı? Yok. Mafyadan rüşvet alan siyasetçilere yargılama var mı? Yok. Arazileri yağmalayanlara yargılama var mı? Yok. Adresi teslim kamu ihalesi alanlara yargılama var mı? Yok. Çocuk tecavüzcülerine ceza var mı? Yok. Kadın cinayetleri işleyenler korunuyor.”