CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden alınacağına yönelik söylentiler nedeniyle AKP iktidarını uyardı ve “Ekrem Başkan’ımıza bu komployu devam ettirirlerse, Allah korusun kayyum atama aptallığına girişirlerse bunu, bir diktatörün halkına uyguladığı terörizm olarak kabul edeceğiz ve öyle göreceğiz. Bu terörizme karşı olabilecek her türlü mücadeleyi vereceğiz. Bunu yapmaya kalkarlarsa kimse daha fazla Bay Kemal’den sabır beklemesin. Açık ve net söylüyorum. Sakın bu hataya düşmesinler. Vallahi de billahi de cehennemin kapılarını açarlar. Hiç kimse için iyi olmaz” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun görevden alınacağına yönelik söylentiler nedeniyle AKP iktidarını uyardı ve “Ekrem Başkan’ımıza bu komployu devam ettirirlerse, Allah korusun kayyum atama aptallığına girişirlerse bunu, bir diktatörün halkına uyguladığı terörizm olarak kabul edeceğiz ve öyle göreceğiz. Bu terörizme karşı olabilecek her türlü mücadeleyi vereceğiz. Bunu yapmaya kalkarlarsa kimse daha fazla Bay Kemal’den sabır beklemesin. Açık ve net söylüyorum. Sakın bu hataya düşmesinler. Vallahi de billahi de cehennemin kapılarını açarlar. Hiç kimse için iyi olmaz” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bugün Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, gündemdeki konulara ilişkin şunları söyledi:

“Birlikteyiz, altı lider birlikteyiz. Demokrasi için bir araya geldik. Ülkemize huzur gelsin diye bir araya geldik. Toplumda kaynaşma olsun, ama kamplaşma olmasın diye bir araya geldik. Kadın ve erkek ayrımı olmasın diye bir araya geldik. Kucaklaştık, geçmişin acılarını sarmaya çalıştık. ‘Helalleşme, kucaklaşma’ dedik. ‘Adalet’ dedik. Bütün bunları dillendiriyoruz ve dillendirmeye de devam edeceğiz. Demokrasi kadar güzel bir şey yok. Demokrasilerde medya özgür olacak, havuz medyası diye bir şey olmayacak. Saray tarafından beslenen bir medya olmayacak. Ama o medya da özgürce bizi eleştirebilecek. O olanağı onlara sağlayacağız.

Rüşvet alanlar var. Devlette liyakati yok ettiler. Rüşvetçilerden, uyuşturucu baronlarından bu ülkeyi, göreceksiniz 2023’te, seçimlerden sonra temizleyeceğiz. Olmayacak bunların hiçbirisi. Gençlerimiz, sınava girdikten sonra ‘dayın var mı, torpilin var mı’ arayışına asla girmeyecek. Sınava girecek, kazandığı zaman sözlü sınav olmayacak, kazandığı taktirde görevine hemen başlayacak. Torpil denen bir kuralı tamamen değiştireceğiz. Yeni bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz. Altı partiyiz, doğru; altı ayrı partiyiz, doğru ama aynı felsefeden hareket ediyoruz demokrasi konusunda. Neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. Neyi nasıl yapacağımızı bugünden oturup çalışıyoruz. Sadece liderler değil, onun altında ekipler çalışıyor. Güzel şeyler yapacağız, güzel şeyleri hayata geçireceğiz.

KUL HAKKI VURGUSU: Eğer kul hakkına herkes saygı gösteriyorsa, kul hakkı yemenin en büyük günah olduğuna toplum olarak inanıyorsanız ‘kul hakkı yiyenleri iktidardan göndereceğiz; yemeyen insanları, dürüst ve namuslu insanları iktidara getireceğiz’ demelisiniz. Biz, terörün olmadığı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Terör dolayısıyla çok ağır bedeller ödendi. Masum çocuklarımız, kadınlar, kızlar hayatlarını kaybettiler. Türkiye’yi buradan çıkaracağız. Demokrasinin olduğu, düşüncelerin özgürce ifade edildiği, ama terörün sıfırlandığı bir Türkiye inşa edeceğiz. Biz, bütün komşularımız ile barış içinde yaşayacağız. Hiç kimseyi, hiçbir komşumuzu düşman olarak görmeyeceğiz. Türkiye, bölgesinin en güçlü ülkesi olacak, göreceksiniz. Sadece bunu Türkiye görmeyecek, dünya da görecek bunu.

Biz, Allah nasip eder, halkın oyları ile iktidar olduğumuzda, halktan toplanan her kuruş verginin hesabını vermeyi, şerefli ve onurlu bir görev olarak üstleneceğiz. Böyle kabul edeceğiz. Gençlerle sohbetlerimde söylüyorum; sizler vergi ödüyorsunuz ama ödediğiniz verginin hesabını sormuyorsunuz. Sormadığınız için demokrasi gelişmiyor. Demokrasinin gelişmesinin temel sözcüğü; ‘benden toplanan vergiler nereye harcandı’, bunu sormaktır. Bunun sorulmadığı yerde demokrasi gelişmez. O nedenle 7’den 70’e hepimiz vergi ödüyoruz ve ödediğimiz vergilerin nerelere harcandığını sormak zorundayız. Ama bizim iktidarımızda, bu sorular sorulmasa dahi biz, kuruşu kuruşuna her harcamanın hesabını bu millete vereceğiz ve milletimiz de görecek.

TUTUKLULARIN İSİMLERİNİ TEK TEK OKUDU: Bu ülkenin hapishanelerinde haksız yere yatanlar var. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Mücella Yapıcı, Çiğdem Utku, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman; haksız yere yatıyorlar bunlar. Adaleti savunmazsanız siyaset yapmanızın mantığı yoktur. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytansa hiçbir haksızlığı mazur görmeyeceğiz. Her haksızlığa karşı itirazımızı yapacağız. Geçen gazetelere bakarken bir annenin kanser olan 6 yaşındaki Yusuf’a sarılırken fotoğrafını gördüm. İçim cız etti. Anne hapiste; Yusuf 6 yaşında kanser, ölüm ile pençeleşiyor. ‘Anne’ diye sayıklıyor. Bu anne, evladından ayrı. Bu adalet midir Allah aşkına? Savcı izin vermiş, çocuğunu hastanede görmek istiyor. İl başkanımız Canan Hanım’ı aradım, ‘Git, aileyi bul’ dedim. İhtiyaçları var mı diye sor dedim. Hangi gerekçe ile bir anne ile 6 yaşındaki evladı ayırabilirsiniz? Kişi suçlu olabilir ama en azından anne, bu evladın yanında olmak durumundadır. Siz hatırlamazsınız belki ama ben asla unutmadım. 15 Temmuz’dan sonra yeni doğum yapmış bir kadın öğretmeni karakola almışlardı. Ben, çocuğun anne sütüne ihtiyacı var, bu çocuğun anneye teslim edilmesi gerektiğini söyledim. Kıyamet koptu. Beni teröristlere destek vermekle suçladılar. O masum çocuğun günahı ne Allah aşkına? Bunun kavgasını verdim ve sonunda benim dediğimi yaptılar, çocuğu götürüp anneye teslim ettiler. Anne, evladı ile buluştu ve evladını doyurdu. Biz insanız ya. İnsanlıktan çıkma nedir biliyor musunuz? 6 yaşındaki çocuğu anneden ayırmak nedir? O anne, evladı öldüğü zaman mı gidecek, mezarın başında duracak? 85-90 yaşında, FETÖ terör örgütünün sorguladığı insanları hapislere attılar. Şu anda hapisteler. Vicdan, ahlak, erdem, adalet denen bir kavram var ya. Halkıma söz veriyorum. Bütün bu haksızlıklar son bulacak, bu ülkeye mutlaka ama mutlaka adaleti getireceğiz.

AYKUT ERDOĞDU, CHP’YE GERİ DÖNDÜ AYKUT ERDOĞDU, CHP’YE GERİ DÖNDÜ

ZULÜM İKTİDARINA SON VERECEĞİZ: 85 milyon yurttaşıma sesleniyorum. Asla karamsarlığa kapılmayın. Bütün bu haksızlıkları görüyor ve yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz. Ama asla karamsarlığa kapılmayacağız. Sandık geldiğinde gideceğiz ve bir zulüm iktidarına son vereceğiz. Hiç kimse endişe etmesin. Az kaldı, geliyor gelmekte olan.

KENDİ EVLADINA SAHİP ÇIKAMIYOR: Bu ülkenin Başkent’inde bir suikast gerçekleşti: Sinan Ateş. Genç bir babayı öldürdüler. Ülkücü hareketin en değerli isimlerinden birisiydi. Akademisyendi, milliyetçiydi, inançlıydı, Atatürkçüydü. İki kız çocuğunun babasıydı, değerli eşi vardı. Bunu Ankara’nın göbeğinde katlettiler. Ailesi talep etti diye, konu siyasallaşmasın diye sabır ile susuyor. Baba ile de konuştum, eşi ile de konuştum. Sabırla sonucu bekliyoruz. Tabii ki bize de bilgiler akıyor. Biz, bunun farkındayız. Tabii ki çok şey biliyoruz bu konu ile ilgili olarak. Bu işten ne kadar pis kokuların geldiğinin de farkındayız. Bunu hissediyor ve biliyoruz. Bize duyuruyorlar. Görevliler işini yapsın diye şimdilik sesimizi çıkarmıyoruz. Bu ülkenin namuslu polisleri görevini yapsın diye şimdilik sesimizi çıkarmıyoruz. Bakınız, saraydan tık yok. Sarayın stepnesi ise sanki en değerli evlatlarından biri öldürülmemiş gibi tek kelime etmiyor. Kendi evladına dahi sahip çıkamıyor. Bu cinayeti görmezlikten gelemezler, susarak bu işi geçiştiremezler. Biz, buna CHP olarak, gerçek aydınlanıncaya kadar izin vermeyeceğiz. Eşine de söz verdim, babasına da söz verdim. Hiç kimse unutmasın; Bay Kemal, kafasına bir şeyi koyduysa mutlaka çözecektir.

ADALET BAKANI DA KUMPASIN İÇİNDEDİR: Birinci kumpası anlatayım. Birinci kumpas; ‘Efendim Ekrem Bey birisine ya da Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret etmiş’ diye savcı iddianame hazırladı. Aslında söylenen Yüksek Seçim Kurulu değil, açıkça söylendi zaten. Muhatabı olan, bizim ‘Fotoroman’ dediğimiz kişi, yani Süleyman. Fotoroman Süleyman. Yüksek Seçim Kurulu; ‘Hayır, bu size söylendi’. Arkasından gitti dosya, namuslu bir hakimin önüne gitti. Namuslu hakim, oturacak dosyasına bakacak, adalet neyi gerektirirse onu gerektirecek. Fakat bu hakimi değiştirdiler. Aldılar, Samsun’a sürdüler. Bu hakimin söylediği bazı şeyler var. Bugün öğleden sonra, söyledim, grup başkanvekillerimiz ve bazı hukukçu milletvekillerimiz Adalet Bakanlığı’na gidecekler. Samsun’a sürülen hakimin iddiaları konusunda soruşturma açılmasını istiyoruz. Soruşturma açılsın. Soruşturma açılmazsa Adalet Bakanı da bu kumpasın içindedir. Gerçekleri bilmeye sadece benim değil, 85 milyonun hakkı var. Hakim hangi gerekçe ile sürüldü? Hakime kim söyledi, ‘Biz istinafı da ayarladık, meraklanma, orası da mahkum edecek’ diye. Sarayın sofrasına oturan hakimin kararına itibar edilmez, bunu herkesin bilmesi lazım. Karar, hakimin kararı değil, sarayın kararıdır. Bir hakim iradesini saraya ipotek etmişse, ona hakim denmez. Onun hakimlik ile ilgisi yoktur.

Buradan bütün hakim ve savcılara da sesleniyorum. Görevinizi Anayasa’nın öngördüğü hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatinize göre yapıyorsanız başımın üstünde yeriniz var. Ama yapmıyor da saraydan talimat alıp kendinize göre hukuk oluşturuyorsanız bunun hesabını yeri ve zamanı gelince vereceksiniz. Ayarını bozduğunuz kantarın sizi de tartacağını asla unutmayacaksınız. Adalet terazisini bozdunuz.

İkinci kumpas; ‘Efendim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı bünyesinde teröristler ve terörle iltisaklı kişiler çalışıyormuş’. 9 Aralık 2021’de bunu bizim Fotoroman söylüyor, ‘Bu kadar terörist çalışıyor sizde’ diye. Sonra bu rakamı bin 668’e çıkarıyor. Bunun üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, doğal olarak bir yazı yazıyor; ‘Burada böyle bir iddia var. Siz İçişleri Bakanı’sınız, dolayısıyla sizin istihbarat örgütleriniz var. Böyle kişiler varsa bize bildirin, gereğini yapalım.’ ‘Siz yapamazsınız’ deniyor. ‘Size cevap vermeyiz’ deniyor. Sevgili halkım; hem suçlayacaksın, ‘bana bildir’ dediği zaman da ‘sana bildirmiyorum’ diyeceksin. Şimdi bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, herkes elini vicdanına koyup düşünsün bir. İtham ediyorsun, belediye başkanı diyor ‘Bana isimleri bildir’, ‘Ben sana bildirmem’ diyor. O zaman diyor ki ‘Siz işlem yapın. İçişleri Bakanı’sın, istihbarat örgütün var. Kimse bu adamlar, yakala hepsini ve gereğini yap.’ ‘Sonra yapacağım’ diyor.

TAM BİR KUMPAS: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, gönderdiği yazıda diyor ki ‘Arşiv araştırması ve güvenlik soruşturması yapın, bize bildirin o zaman’. İçişleri Bakanlığı bütün valiliklere yazı yazıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne de geliyor bu yazı. Diyor ki ‘İl özel idareleri, valiliklere bağlı belediyeler ve bağlı kuruluşları ile bunların üyesi olduğu mahalli idare birliklerinin sermayesinin yarısından fazlasına sahip oldukları şirketlerde görev alan, alacak kişiler hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmasının ancak yeni bir yasal düzenleme ile mümkün olabileceği, konuya ilişkin yasal düzenleme yapılıncaya kadar 4045 sayılı Kanun ile özel kanunlarda belirtilen istisnaların haricinde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmaması gerektiği bakanlığımızca değerlendirilmektedir’. Ben söylemiyorum, İçişleri Bakanı söylüyor. Kim suçlanıyor? Bizim büyükşehir belediye başkanımız Ekrem Bey suçlanıyor. Akıl var, mantık var. Ne için güvenlik soruşturması yapamıyorlar? Çünkü Anayasa Mahkemesi ilgili yasayı iptal etmiş. İptal edince böyle bir soruşturma olmaz. Peki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ne yapıyor? Eleman alacak değil mi? ‘Git, savcılıktan iyi hal kağıdı al’ diyor. ‘Bakalım sen kimsin arkadaş. Savcılık iyi hal kağıdı veriyorsa temizdir, dürüsttür, namusludur, çalışır diyorsa biz de alalım.’ Sordum; ‘İyi hal kağıdı almadığınız bir kişi var mı?’ ‘Hayır’ dediler, ‘Biz zaten giren işçi de olsa, başka birisi de olsa iyi hal kağıdı alır, gelir ve biz de başlatırız.’ Eğer sen terörist arıyorsan, birisini suçlayacaksan o kişilere iyi hal kağıdı veren savcıyı suçlaman lazım. Belgeyi veren savcı. Kimi suçluyorsun sen? Kaldı ki Ekrem Bey’den önce bir dönem Mevlüt Uysal İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ydı. Vali de kısa bir süre belediye başkanlığı yaptı, iki seçim arasında. O dönemde 4 bin 116 kişi göreve başlamış. Bin 800’ü için ne güvenlik soruşturması ne de arşiv soruşturması; hiç yapılmamış. Bunlarla ilgili olarak hiçbir şey yok. Peki ne yapıyorlar? Birinci kumpasta dedim ya hakimi değiştirdiler, oraya bir saray hakim getirdiler. Burada da müfettişi değiştirdiler, sağlık nedeni ile müfettiş ayrılmak zorunda kaldı oradan. Yerine AK Parti’den milletvekili adayı olan birisini getirdiler ve o da bu raporu düzenliyor. Tam bir kumpas.

BUNU YAPARLARSA KİMSE BAY KEMAL’DEN SABIR BEKLEMESİN: Yeni bir saray oyunu ile karşı karşıyayız. Yargıyı sopa olarak kullanarak, milli iradeye darbe vurarak, bir şekli ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne çökmek istiyorlar. Amaçları, seçime İstanbul’un kaynaklarını kullanarak girmek. Ekrem İmamoğlu’na kurulan komplonun tek sebebi budur. Şimdi görüyoruz ki işi kayyuma kadar götürme hevesindeler. Kısa ve net uyarılarda bulanacağım. Ekrem Başkan’ımıza bu komployu devam ettirirlerse, Allah korusun kayyum atama aptallığına girişirlerse bunu, bir diktatörün halkına uyguladığı terörizm olarak kabul edeceğiz ve öyle göreceğiz. Bu terörizme karşı olabilecek her türlü mücadeleyi vereceğiz. Bunu yapmaya kalkarlarsa kimse daha fazla Bay Kemal’den sabır beklemesin. Açık ve net söylüyorum.

CEHENNEMİN KAPILARINI AÇARLAR: Sakın bu hataya düşmesinler. Vallahi de billahi de cehennemin kapılarını açarlar. Hiç kimse için iyi olmaz. Bu kadar derdimiz var, siz ne istiyorsunuz ya. Milletin iradesinden ne istiyorsunuz? Demokrasiye kastediyorsunuz, milletin iradesine kastediyorsunuz. Atama ile gelen hakimlerinize mi güveniyorsunuz? O hakimlerin hangi kantarda tartılacağına karar vereceğiz, göreceksiniz.  

KUL HAKKI YEMEKTİR: ENAG’a göre enflasyon yüzde 138. İstanbul Ticaret Odası’na göre enflasyon -ki başkanı sarayın çok yakınıdır- yüzde 93. TÜİK’e göre yüzde 64. Zammı neye göre verecekler? TÜİK’e göre. Kimin hakkı yeniyor? Memur, işçi, emeklinin. Buradan memurlara, işçilere, emeklilere, dul ve yetimlere sesleniyorum. Kul hakkını yedirmeyeceğiz. Bunun mücadelesini vereceğim. Sizin hakkınızı sonuna kadar savunacağım. TÜİK’i kullanmaları, kul hakkı yemektir. Bir taraftan verip, öbür taraftan daha büyük tekrar geri almak bu parayı. Buna izin vermeyeceğiz. 2023; güzel, huzurlu, birlikte demokrasinin geliştiği, İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçtiği, herkesin huzur içinde yaşadığı bir yıl olacak.”