Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, Süleyman Özışık’ın açıklamalarına ilişkin, "Gazetecilikten başka her yola tevessül etmişler, bir de şecaat arz ederken sirkatin söylüyorlar. Ülkede hukuk devleti namına hiçbir şey kalmayınca, mahkeme kararlarına dayanmayan mağduriyetler arşa varınca, bu pişkinler de lafın nereye varacağının hesabını yapamıyorlar... OHAL kararnameleri ile işten atılan sayısı toplam 142 bin. OHAL komisyonuna başvuran sayısı 123 bin. Toplam iade sadece 14 bin. Demek ki 14 bin iadenin binlercesi, bu sözde yerli ve milli gazeteci ile bakanın iş birliği sonucu becerilmiş öyle mi?” dedi.

Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, parti genel merkezinde yaptığı haftalık basın açıklamasında partisinin görüşlerini açıkladı. Özcan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

"PEK ÇOK SORUNUN CEVABINI YİNE ELİN YARGISI SAYESİNDE ÖĞRENECEĞİZ"

"Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 6 yılda 48 basamak geriledik. Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde 86. sıradayız. Kara Para aklamada da 100. sıraya ulaşmışız. 'Varlık Barışı, Mali Af' derken, kaynağı belirsiz paraların aklandığı bir ülke haline geldik. Yerli-yabancı yatırımcının korktuğu ama kara para simsarlarının cenneti haline gelmişiz.

İşte Sezgin Baran Korkmaz hadisesi bize tam da kurulan bu düzenin aynasını tutuyor. Adam, daha 15 Temmuz gecesi başlamış propagandalara. 'Amerikalı iş adamları bize güveniyor, ülkemize milyonlarca dolar getiriyor' diye haberler yaptırmış, aklımızla dalga geçmiş. Nice gazetecileri, yargı mensuplarını, siyasetçileri kurduğu sistemin ortağı yapmış. 'Yerli-milli' propagandalar eşliğinde gemisini yüzdürmüş. Biz ‘mal varlığı tedbiri nasıl kalktı? Hangi güç bu tedbiri kaldıranı terfi ettirdi?' iddialarına cevap arayaduralım, 'Adamdan 10 milyon Euro isteyen klik kim?' diye soraduralım. 

Şimdi bu adamı Amerikan yargısı istiyor. Sorup da öğrenemediğimiz pek çok sorunun cevabını, yine elin yargısı sayesinde öğreneceğiz maalesef. İktidar hukuka değil, suskunluğa bağlı hareket ettiği, her konuda sus-pus olduğu için, bir düzeneğin tüm detaylarını yine onlardan öğreneceğiz.

"DOSYALARI DEMOKLESİN KILICI GİBİ SALLANDIRACAKLAR YİNE"

Adam daha ilk günden itirafçı olmayı teklif etti; 'Rüşvet verdiğim siyasileri açıklayayım' teklifinde bulundu. Aslında paraları akladığı ülkemiz iktidarına da aba altından sopa gösterdi. 'Beni Türkiye’ye alın, orada yargılanayım ki bildiklerim bende kalsın' diye tehdit etti. 

Şu utanca bakın ki; kara paraları ülkemizde aklayan adam, yine de Türkiye’ye iade edilmek istiyor. Çünkü burada yargılanırsa bir gün bile cezaevine girmeyeceğinden emin. Geldiğimiz nokta bu, maalesef hali pürmelalimiz bu. İşte şimdi; yargı, siyaset ve medya sayesinde öğrenemediklerimizi Amerikan yargısı aydınlatacak. Keşke kabak sadece bu işlerin ortaklarının başına patlasa. Ama öyle olmayacak. Uluslararası yolsuzluk endeksinde de güvenilirlik sıralamasında da üçer-beşer basamakları çıkacağız yine. Tepemizde bu dosyaları Demoklesin kılıcı gibi sallandıracaklar yine.

"SEZGİN BARAN KORKMAZ BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI"

Bu adam sadece bildiklerimizin bir kısmı. Buz dağının görünen kısmı. 15 Temmuz sonrası kurulan düzenden istifade edenlerden sadece bir tanesi. Eğer iktidarın üst düzey isimleriyle içli dışlı olmasa, siyaset, yargı ve medyada geniş ilişkiler ağına sahip olmasa, sadece yandaş medya değil, medyanın geniş kesimleriyle duygusal ilişkilere girmese, ‘FETÖ Borsası’ndan istifadeyle o adı geçen şirketlerin üzerine nasıl çökebilirdi? Bu sözde 'yerli-milli', sözde 'FETÖ karşıtı savaş simsarları' olmasa, yargının eleğinden nasıl geçebilirdi? Eğer bu kliklerin verdiği güven olmasa; gazeteci kılıklı biri çıkıp oteli tankla basan adamın çok yakın arkadaşı olduğunu, onun davetlisi olarak orada bulunduğunu açıklayabilir miydi yüzsüzce?

Eğer bu kliklerin verdiği güven olmasa; Savunma Sanayi Başkanı, aynı sektörden ihaleler alan adamın otelinde ailece bedava tatil teklifini geri çevirmez miydi? Eğer bunların verdiği güven olmasa; Yargıtay üyesi, Sezgin Baran Korkmaz’la çekilmiş fotoğrafına 'avukatımız ortak' diye bir yorum getirebilir miydi?

"GAZETECİLİKTEN BAŞKA HER YOLA TEVESSÜL ETMİŞLER"

"Siyasi ahlak yasası çıkarırsak, ilçe başkanı bile bulamayız' diyenlerle yollarımızı ayırmamız bu anlattıklarımla yakından ilgili. Şu yolda buldukları siyasetçilere, yargı mensuplarına, bürokratlara, medya şaklabanlarına bakar mısınız, Allah aşkına? Onlardan biri çıkmış; masum KHK’lılardan binlercesinin dosyasını İçişleri Bakanı’na götürüp işlerine iade ettirdiğinden bahsediyor. Şu ülkenin haline bakın. Beyefendi bir de kefil olduğundan dem vuruyor! Gazetecilikten başka her yola tevessül etmişler, bir de şecaat arz ederken sirkatin söylüyorlar. Ülkede hukuk devleti namına hiçbir şey kalmayınca, mahkeme kararlarına dayanmayan mağduriyetler arşa varınca, bu pişkinler de lafın nereye varacağının hesabını yapamıyorlar. İyilik meleği pozlarına bürüneyim derken, ahbap-çavuş sistemini açık ettiğinin farkında bile değil! OHAL kararnameleri ile işten atılan sayısı toplam 142 bin. OHAL komisyonuna başvuran sayısı 123 bin. Toplam iade sadece 14 bin. Demek ki 14 bin iadenin binlercesi, bu sözde yerli ve milli gazeteci ile sayın Bakanın işbirliği sonucu becerilmiş öyle mi?

"NORMAL BİR HUKUK DEVLETİNDE..."

"'Normal bir hukuk devletinde; 'OHAL komisyonu ve Adalet Bakanlığı ne iş yapar?' diye sormak gerekir değil mi? Normal bir hukuk devletinde adama, 'Sen savcı mısın, hâkim misin, kimin ne olduğunu nereden biliyorsun? Hangi delillere binaen ona buna kefil oluyorsun? Senin ‘okudum’ dediğin dosyaların sorumlusu yargı makamları değil midir? Hangi dosyalarmış acaba bunlar?' diye sorulması gerekmez mi? Ortalık 'FETÖ borsası' iddialarıyla yangın yerine dönmüş, adam resmen ‘Bu işler İçişleri Bakanı’ndan sorulur’ diyor!  Yine yetkili kurumlar sus-pus. Her şey, her yer arapsaçı. Demek ki OHAL komisyonu görevini layıkıyla yerine getirmiyor ki, böylesi aracı adamlar türüyor! Demek ki mahkemeler görevini yapamıyor, masumiyet ilkesi çiğneniyor ki, kimsenin kendisine kefil olmayacağı bir gazeteci 'Ben kefilim' diye ortalıkta dolanabiliyor!"

"ASIL TEHDİT, HALA SÜRDÜRDÜĞÜNÜZ NEFRET SAÇAN BU SİYASET ANLAYIŞI DEĞİL Mİ?"

"Sayın Bahçeli, ‘Siyasi Etik Yasası'nı bu kutuplaştırıcı dil ve zihniyetle mi çıkaracaksınız? Parti binasında vahşice katledilen bir insanı, ölümünün ardından terörist diye yaftalamak, cinayeti meşru gören açıklamalarda bulunmak büyük bir sorumsuzluk hali değil mi? Asıl tehdit, hala sürdürdüğünüz nefret saçan bu siyaset anlayışı değil mi? Asıl zehirli dil bu değil mi? Bu iklimi sizler yarattınız. Kafasındaki adaleti kendisinin sağlayacağına inanan bu canilere sizler yol verdiniz. Onları sizler umutlandırdınız. Bütün bir muhalefeti yıllardır terörle yan yana zikreden sizler değil misiniz? 'Daha bunlar iyi günleriniz' diyerek, o saldırganları teşvik edenler sizler değil misiniz? Saldırganları il ve ilçe teşkilatlarınıza başkan yapan, suçluları bulmaya çalışan savcıları örgütlü olarak linçe kalkışanlar sizler değil misiniz? Siyaseti zehirleyen bu dil bumerang işlevini görmeye başlayınca, suçu sağa sola atmanın kime ne faydası var?

Kendileri için kutuplaşma ikliminden başka bir beka görmeyenlerin, ülkeyi hapsettikleri bu kısır döngüden çıkmak zorundayız! Toplumsal barışı hedef alan şiddet sarmalı her yanı sarmadan, hepimiz aklımızı başımıza almak zorundayız. Bir siyasi partinin kapatılması, 6 milyon seçmeninin cezalandırılması çabaları dahil olmak üzere, bu sarmaldan çıkılmalıdır! Vatandaşı da gazeteciyi de siyasetçiyi de Anayasa Mahkemesi gibi kurumları da hedef alan şiddet dilinin derhal terkedilmesi, demokrasimiz ve toplumsal güvenliğimiz açısından artık elzemdir! Asıl tehdit ve tehlike buradadır. Sırf iktidarı kaybetmeme adına verilen bu gayrı meşru çaba, adaletsizlik ve hukuksuzluktan başka bir şey getirmez bu topluma. Seçim yasalarını, kendi lehlerinde değiştirmeye çalışan bu iktidar ve ortakları, siyasi enkazın üzerini bu şekilde örtemeyeceğini artık anlamak zorundadır.”

Kaynak: anka