CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, CHP heyeti ile birlikte Bartın’da yaptığı açıklamada; “Bu devletin asli görevi vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır, yaşam hakkını korumaktır. Bu, devletin Anayasal bir sorumluluğudur. Kırk bir maden emekçisinin can güvenliği ve yaşam hakkı korunamadı. Biz artık bu son olsun istiyoruz. Bu facialardan ders çıkarmayan iktidarda artık ömrünü tamamlamıştır. Yargı tüm siyasi ve ekonomik etkilerden bağımsız bir şekilde hızlı, sağlıklı ve etkin bir soruşturma yapmalıdır” dedi.

Haber: TAMER ARDA ERŞİN - Kamera: ÜNAL AYDIN 

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, CHP heyeti ile birlikte Bartın’da yaptığı açıklamada; “Bu devletin asli görevi vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır, yaşam hakkını korumaktır. Bu, devletin Anayasal bir sorumluluğudur. Kırk bir maden emekçisinin can güvenliği ve yaşam hakkı korunamadı. Biz artık bu son olsun istiyoruz. Bu facialardan ders çıkarmayan iktidarda artık ömrünü tamamlamıştır. Yargı tüm siyasi ve ekonomik etkilerden bağımsız bir şekilde hızlı, sağlıklı ve etkin bir soruşturma yapmalıdır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcıları Gülizar Biçer Karaca, Veli Ağbaba, Gamze Akkuş İlgezdi, Bartın Milletvekili ve CHP Parti Meclisi üyesi Aysu Bankoğlu, Bartın İl Başkanı Selim Karakaş ve yirmi milletvekillinden oluşan CHP Heyeti, Bartın maden faciasının ardından CHP Bartın İl Başkanlığı önünde basın açıklaması yaptı.

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu şunları söyledi:

“ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKMAYA DEVAM EDECEK”

“Üç gün önce Amasra’mızda, bütün ülkenin yüreğini yakan bir facia yaşandı. Amasra Taşkömürü İşletmesi Müessesesinde çalışan 41 madenci kardeşimizi kaybettik. Acımızın tarifi yok. Gerçekten çok ama çok üzgünüz. Milletimizin başı sağ olsun. Maden şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabırlar diliyorum. Tedavisi devam eden yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Bizler üç gündür sahada incelemeleri yakından takip ediyoruz. Bildiğiniz gibi Sayın Genel Başkanımız, grup başkanvekillerimiz ve milletvekili heyetimiz buradaydı. Cenazelerde yurttaşlarımızın acılarını paylaşmaya çalışıyoruz. Yaşanılan acıyı şehit sayılarıyla ifade etmemiz ise mümkün değil. Bu insanların her biri birer evlat, anne, eş, kardeş. Çok ama çok zor gerçekten sabırlar diliyorum. Hiçbir şey bu canları geri getirmeyecek ateş düştüğü yeri yakmaya devam edecek. Ancak burada maden şehitlerimizin aileleriyle acılarını paylaşmak adına ve onları dinlemek üzere üç genel başkan yardımcımız ve yirmi milletvekilimiz bugün buradalar.

“SON 20 YILDIR TÜRKİYE’DE HEMEN HER YERDE 500’E YAKIN MADEN İŞÇİMİZİ KAYBETTİK”

Albert Camus’un bir sözü var, ‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, insanların nasıl öldüğüne bakın’ diyor. Son 20 yıldır Türkiye’de hemen her yerde 500’e yakın maden işçimizi kaybettik. Soma’da 21. yüzyılda dünyanın en büyük maden faciasını yaşamış bir ülkeyiz biz. Gelişmiş ülkelere baktığımızda kömür üretimi Türkiye’den fazla olan; mesela, Almanya’da bile biz 50 yıldır böyle bir felaketin yaşandığını görmedik. ‘Ölümler madenlerin fıtratında var’ diyen yetkililere buradan bu fıtratın neden sadece Türkiye’de ve az gelişmiş ülkelerde olduğunu sormak istiyoruz. Bu ülkede insan hayatı neden bu kadar değersizleştirildi? Madenci kardeşlerimiz ekmek için madene, yerin yüzlerce metre altına giriyorlar ve dünyanın en zor işini yapıyorlar. Buna rağmen Amerika’da bir maden işçisi yılda yaklaşık 50 bin dolar alırken ve yaşarken bizim madencimiz 7 bin 100 dolara ölüme gidiyor.

“PATLAMANIN ARKASINDA BAZI İHMALLERİN VE YANLIŞLARIN OLDUĞUNA DAİR CİDDİ İDDİALAR VAR”

Amasra’da yaşanan patlamanın arkasında bazı ihmallerin ve yanlışların olduğuna dair ciddi iddialar var. Bunların konuşulması, araştırılması gerekiyor. Bunlara ilişkin sorumluların tek tek hesap vermesi gerekiyor. Yaşanan facianın üzerinden üç koca gün geçti trafo diye başlayan patlama nedeni grizu patlamasına dönüştü. Ama bu grizu patlamasının nedenine ilişkin resmi makamlarca yapılmış hala herhangi bir açıklama bulunmuyor.

‘Sansür Yasası’ ile muhalefeti susturma derdine düşenler böyle bir trajedinin arkasından halkımıza güvenilir, şeffaf bir bilgilendirme yapacaklar mı acaba? Göreceğiz ve takipçisi olacağız.

“SAYIŞTAY RAPORLARI DİKKATE ALINDI MI?”

Sayıştay raporlarında burada çalıştırılan işçi sayısının yetersiz olduğu, malzemelerde eksikliklerin olduğu, sistemlerin gözden geçirilmesi gerektiği, ocak kotasının eksi 300’e indiği durumlarda eğer önlemler alınmazsa grizu patlama riskinin ciddi olduğu söylenmiş. Açıkça yazılmış bunlar.

Peki bu Sayıştay raporları dikkate alındı mı? Bu uyarılar dikkate alındı mı? Buna rağmen üretime neden ve nasıl devam edildi? Rutin denetimler en son ne zaman yapıldı? Anlıyoruz ki Enerji Bakanı, 20 Eylül’de bu müesseseye yaptığı ziyarette sadece turistik bir ziyaret gerçekleştirmiş. Maden mühendisleri ve uzmanlar grizu patlamasının teknolojinin geldiği bu noktada önlenebileceğini söylüyor.

Peki nedir bu grizu patlaması? İçeride belirli bir seviyeyi aşmış metan gazının oksijenle teması sonucu oluşan bir patlamadır. Amasra’da kaliteli kömürün ciddi oranda metan gazı içerdiğini neredeyse herkes biliyor, bütün uzmanlar bunu söylüyor. Bu durumda başka madenlere nazaran metan oranı daha fazla olduğu için neden çok daha fazla önlem alınmıyor? Kurum genel müdürü, müessese müdürü, maden mühendisi, iş güvenlik uzmanları acaba liyakatli bir şekilde, uygun bir şekilde seçilmişler mi? Denetimler yeterince yapıldı mı? Asgari güvenlik önlemleri alındı mı? Bunlar olmazsa bu patlamalar olur ve bu trajedileri yaşamaya devam ederiz.

“ÖNGÖRÜLEBİLİR VE ÖNLENEBİLİR HER KAZA CİNAYETTİR”

Burada da metan gazının yüksek olduğuna dair işçi ifadeleri var. Cumhurbaşkanı’na da bana da hayatını kaybeden madencilerimizin yakınları biriken metan gazının varlığından ve tehlikeli bir durumun olduğundan söz etmişler. Normalin üzerinde bir metan gazı seviyesinin olduğu acaba bilinmiyor muydu? Maden Mühendisleri Odası da soruyor: ‘Metan sensörü kritik seviyede uyarı verdi mi? Verdiyse ne gibi önlemler alındı? Uyarı vermediyse neden?’

Düzce'de hasarlı okulların öğrencileri taşınıyor Düzce'de hasarlı okulların öğrencileri taşınıyor

Tedbir alınmazsa, önlemek için gerekli denetimler ve yatırımlar yapılmazsa biz bu ölümlerin önüne geçemeyiz. Gerekli tedbirleri almayıp, ‘fıtrat, kader’ diyenlere de şunu söylememiz lazım: Öngörülebilir ve önlenebilir her kaza cinayettir. Soruşturma başlatılmış. Bildiğimiz kadarıyla ne bir görevden alma ne de bir gözaltı var. Neyse ki bir savcıyla başlayan soruşturma da savcı sayısı ikiye, oradan üçe bugün de beşe çıkarılmış durumda. Böylesine bir faciada davanın güvenilirliği ve şüphelilerin kaçma tehlikesi açısından, şüphelilerin ifadelerine hemen başvurulmuş olduğunu umuyorum. Soruşturmanın sonuna kadar en azından yetkililer görevden uzaklaştırılmalı.

“BU DEVLETİN ASLİ GÖREVİ VATANDAŞLARININ CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAKTIR”

Bir diğer konu: Suudi Kral ölünce milli yas ilan edenlerin, Bartın’da yaşadığımız bu acı faciadan sonra akıllarına yas ilan etmek gibi bir fikrin hiç gelmemiş olması.

Bu devletin asli görevi vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır, yaşam hakkını korumaktır. Bu, devletin Anayasal bir sorumluluğudur. 41 maden emekçisinin can güvenliği ve yaşam hakkı korunamadı. Biz artık bu son olsun istiyoruz. Bu facialardan ders çıkarmayan iktidar da artık ömrünü tamamlamıştır. Yargı, tüm siyasi ve ekonomik etkilerden bağımsız bir şekilde; hızlı, sağlıklı ve etkin bir soruşturma yapmalıdır. Bu ülkede çok üzücü şeyler yaşadık. Biz Soma’da maden işçilerimizin tekmelendiğini gördük. Tekmeleyen şahısların terfi ettirilerek ödüllendirildiğini gördük. Yine Soma’da hakimlerin değiştiğini binlerce yıl hapiste kalması gereken sorumluların infaz yasaları yüzünden ölen her bir madenci için yalnızca sekiz gün hapis yattığını, davanın yedi sene sürünceme de bırakıldığını gördük. Sanki bu ülkede 20 senedir bunları yaşatanlar onlar değilmiş gibi kader, kaza edebiyatı yapmaya devam ediyorlar.

“BU DAVANIN SONUNA KADAR TAKİPÇİSİ OLACAĞIMIZA BURADAN SÖZ VERİYORUM, SÖZ VERİYORUZ”

Şimdi gidip Ferhat’ın babası Mehmet ağabeyin, Okan’ın küçücük kızı Miray’ın gözlerinin içine bakıp da ‘bunlar hep olacak çünkü fıtrat’ diyemeyiz. Kaybedecek bir canımız dahi kalmadı. Kimse sorumluluktan kaçamaz. Bu kadar soru işareti varken, bu kadar iddia varken ‘bunlar hep olacak’ demek en hafif tabiriyle yapılan ihmallerin üstünü örtme çabası ve aymazlıktır.

Biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak özellikle de ben bu toprakların çocuğu ve hukukçu bir milletvekili olarak bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağımıza buradan söz veriyorum, söz veriyoruz. Başka acıların yaşanmasının önüne geçmek için, davanın sürüncemede bırakılmaması için, etkin bir yargılamanın yapılması için bu davayı sonuna kadar takip edeceğiz ve acılı ailelerimizi asla ve asla yalnız bırakmayacağız.”

CHP Heyeti, açıklamanın ardından; hayatını kaybeden 41 madencinin ailelerine taziye ziyaretinde bulundu.