30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı! 30 Ağustos Zaferi, aziz milletimizin gücünün ortaya koyulması bakımından da büyük anlam ifade etmektedir. 26 Ağustos’ta başlayıp, 30 Ağustos’ta Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 96. yılını bugün kutluyoruz...

30 Ağustos  Zafer Bayramı Kutlu Olsun

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bazı sözleri var ki tekrar tekrar okuyup ders çıkarılması gerekiyor. İşte Atatürk'ün bugün bile bize rehber olacak nitelikte 20 sözü...

  • "Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir."

  • 2

    "Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, fendir."

  • 3

    “Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yokur.”

  • 4

    “Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.”

  • 5

    “Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.”

  • 6

    "Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin."

  • 7

    "Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir."

  • 8

    “Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.”

  • 9

    "Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla mümkündür."

  • 10

    "Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müspet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız."

  • 11

    "Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz."

  • 12

    "Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir."

  • 13

    “Millî hedef belli olmuştur. Ona ulaşacak yolları bulmak zor değildir. Önemli olan, çetin olan o yollar üzerinde çalışmaktır. Denebilir ki hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı incelersek temel olarak bundan başka, bundan önemli bir hastalık keşfedemeyiz; hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı bir şekilde tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun doğal sonucu olan refah ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır”

  • 14

    "Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur."

  • 15

    “Uygarlık yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için yegane gelişme ve ilerleme yolu budur”

  • 16

    "Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."

  • 17

    “Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek, birinci işimiz olmalıdır. Bir kere millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin, yeter! Başlangıçta hatalı düşünse de, az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir. Fikir bir kere faaliyete başladı mı, her şey yavaş yavaş düzene girer ve düzelir. Fikrin serbest hareketi ise, ancak bireyin düşündüğünü serbest olarak söylemek, yazmak ve verdiği karara göre her türlü girişimde bulunmak serbestisine sahip olmakla mümkündür.”

  • 18

    “Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.”

“Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk Ulusu’nun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum.İŞTE ATATÜRK'ÜN ZAFER PLANI: KURT KAPANI

Türk Devleti’nin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda
akan Türk kanları, göklerde uçuşan şehit ruhları, devletimizin, cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır.”

30 Ağustos Zafer Bayramı Nedir?

Zafer Bayramı, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz'u anmak için Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde her yıl 30 Ağustos günü kutlanan ulusal bayramıdır.

Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi adıyla da bilinen Büyük Taarruz'un başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan orduları İzmir'e kadar takip edilmiş; 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. İlk kez 1924 yılında Afyon'da Başkumandan Zaferi adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye'de 1926'dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Geçmişe Bakalım

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak ve Anadolu'dan atmak için düşünülüp planlanan gizli bir harekât idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 20 Temmuz 1922'deki oturumunda kendisine dördüncü kez olmak üzere Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını haziran ayında almış ve hazırlıkları gizli olarak yürütmüştü. Büyük Taarruz Ağustos'un 26'sını 27'sine bağlayan gece Afyon'da başlamış, Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştı.

30 Ağustos günü, ilk kez 1924'te Dumlupınar'da Çal Köyü yakınlarında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal'in katıldığı bir törenle Başkumandan Zaferi adıyla kutlanmıştır. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin en önemli nedeni 1923 yılının yeni Türkiye açısından hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun had safhada olmasıydı.

Çal Köyü'nde gerçekleşen ilk törende Mustafa Kemal, milli ruhun canlı tutulmasının önemini vurgulamış ve Meçhul Asker Abidesi'nin temelini eşi Latife Hanım ile beraber atmıştır.

Başkumandan Zaferi 1926'dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. 1 Nisan 1926’da kabul edilen Zafer Bayramı Kanunu'nda 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi gününün Cumhuriyet ordu ve donanmasının Zafer Bayramı olduğu, her yıl dönümünde bu bayram gününün kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı belirtilir. Aynı yıl, dönemin Savunma Bakanı Recep Peker’in yayınladığı bir genelge ile bayram törenlerinde neler yapılacağı detaylı bir şekilde belirtilmiştir. Ancak 1930’ların ortalarına kadar ilk tören gibi üst düzeyde gerçekleşen Büyük Zafer kutlaması veya anma töreni yapılmamıştır.Hava Kuvvetlerinin ülke savunmasında önemli bir yeri olması nedeniyle, Tayyare Cemiyeti de 30 Ağustos tarihini "Tayyare Bayramı" olarak adlandırmıştır.

Zafer Bayramı için özellikle 1960’lardan itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. 30 Ağustos, Türkiye'de askeri okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün olmuştur; ayrıca tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olmaktadır. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmaybaşkanı'nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak kutlanmış; bu durum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Başkomutan sıfatıyla kutlamalara ev sahipliği yaptığı 2011 yılından itibaren değişmiştir.

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI KUTLAMALARI

30 Ağustos günü, Türkiye'de resmî tatildir. Zafer Bayramı’nda başkent Ankara'da ve Ankara dışında gerçekleştirilen kutlama ve törenler, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği” ile düzenlenmiştir. 2012 yılında yenilenen bu yönetmeliğe göre:

Zafer Bayramı törenleri, Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğünce, Genelkurmay Başkanlığıyla koordine edilerek yürütülür.

Törenler 30 Ağustos günü saat 07.00’de başlar ve saat 24.00’te son bulur. Saat 12.00’de başkentte yirmibir pâre top atışı yapılır.

Cumhurbaşkanı Anıtkabir’i ziyaret ederek çelenk koyar; cumhurbaşkanlığında tebrikleri kabul edilir, törene katılanların ve halkın bayramı kutlanır. Zafer Bayramı resepsiyonu Cumhurbaşkanı tarafından verilir. Başkent dışında Atatürk anıt veya büstüne mülki idare amiri, garnizon komutanı ve belediye başkanı tarafından çelenk konulur. Mülki idare amiri makamında garnizon komutanı ve belediye başkanı ile birlikte tebrikleri kabul eder. Törene katılanların ve halkın bayramı kutlanır, İstiklal Marşı ile birlikte bayrak göndere çekilir. Tören geçişi mülki idare amiri, garnizon komutanı ve belediye başkanı tarafından şeref tribününden selamlanır. Zafer Bayramı resepsiyonu vali tarafından verilir.

2015 yılında terör olayları nedeniyle kutlamalar sadece çelenk koyma ve tebrikleri kabul şeklinde icra edilmiş; diğer şenlik, konser, eğlence ve kutlama faaliyetleri gerçekleştirilmemiştir.

96 yıl önce bugün Milli Mücadele, zafer tacını taktı. Türkiye, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı ilk günkü coşkuyla kutluyor.

"Besbelli ki yeni Türk Devleti'nin genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu alanda akan Türk kanları, bu göklerde uçuşan şehit ruhları Cumhuriyetimizin ölümsüz koruyucularıdır." (Mustafa Kemal Atatürk)

Genelkurmay Başkanlığı, Zafer Haftası ve Büyük Taarruz’un 96’ncı yıldönümü dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Büyük Taarruz’un az bilinen fotoğraflarını paylaştı.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATAŞE) Başkanlığı arşivlerinden verilen fotoğraflarda, "Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesi" olarak nitelendirilen büyük zafere ilişkin detaylar da ortaya çıktı. Fotoğraflar arasında Atatürk’ün Çay’da konuşlu 1’inci Ordu Karargâhı’nda askeri bandoyla karşılanması, Büyük Taarruz sabahı Kocatepe’de gözetleme yerine çıkışı ve İsmet İnönü de yer aldı.

Büyük zaferin 96’ncı yılı

Atatürk’ün 1’inci Ordu Sancağı’nın yanındaki görüntülerinin de bulunduğu albümde bir süvari birliğinin safta duruşu, piyade birliğinin tüfek çatışı, askeri fabrikada fişek yapımı dikkati çeken diğer fotoğraflardan oldu. 

Büyük zaferin 96’ncı yılı

LİDERLERDEN MESAJLAR: ‘YENİ ZAFERLERİN EŞİĞİNDEYİZ’

Liderler 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla mesaj yayınladı. Mesajlar özetle şöyle.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: “Bizlere bu zaferi armağan eden Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve ordumuzun mensuplarını şükranla yâd ediyor, şehitlerimize ve gazilerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Malazgirt’le başlayan Anadolu’yu kendimize vatan kılma mücadelemizin asla bitmeyeceğini, en zor dönemimizde, 7 düvele karşı verdiğimiz Çanakkale Savaşı ile ilan etmiştik. 30 Ağustos Zaferi, bu kararlılığımızın yeni bir şahlanışa dönüşmesinin adıdır. Türk milleti 15 Temmuz’da, emperyalist heveslere karşı istiklalini ve istikbalini koruma hususundaki azmini bir kez daha dünyaya göstermiştir. 30 Ağustos bize, şartlar ne kadar zor olursa olsun başarıya ulaşma konusunda önümüzde daima açık bir yol bulunduğuna işaret etmektedir. Geçtiğimiz 16 yılda ülkemizin kat ettiği mesafe, bize bunun mümkün olduğunu göstermiştir. Bugün de yeni zaferlerin, yeni başarıların eşiğinde bulunduğumuza inanıyorum.”

Büyük zaferin 96’ncı yılı

TBMM Başkanı Binali Yıldırım: 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’dan verilen işaret ile başlayan ve 30 Ağustos 1922 tarihinde kazandığımız büyük zafer ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun temeli atılmıştır.

Büyük zaferin 96’ncı yılı

Atatürk, Büyük Taarruz sabahı Kocatepe’deki gözetleme noktasında

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu: “Mustafa Kemal için 30 Ağustos, askeri zafer olmanın da ötesinde ‘Kayıtsız şartsız milletin olacak egemenliğe’ aralanan tarihi dönüm noktasıdır.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli: 30 Ağustos ruhu milli vicdanda hâlâ canlıdır. Bu ruh zulme karşı güvenlik zırhı, hıyanet ve melanete karşı en emin sığınak ve direnç kaynağıdır.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler: “Bugünün aynı zamanda ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ günü olması 30 Ağustos’u bizler için çok önemli kılmaktadır. Bugün gerçekleştirilen ve TSK’nın köklü geleneklerinden olan rütbe terfileri, hepimiz için ayrı bir gurur kaynağıdır.” (İSTANBUL)

Türk Kurtuluş Savaşı’nın son darbesi 96 yıl önce bugün vuruldu. Bir yıllık hazırlık süreci sonrası gerçekleştirilen Büyük Taaruz’dan sonra Yunan ordusu bir daha belini doğrultamadı. Peki ya bu hazırlık nasıl gerçekleşti? Kurtuluş Savaşı süresinde ekonomi nasıldı? Ünlü gazeteci Yardımcı Doçent Doktor Ahmet Emin Yalman’ın Kurtuluş Savaşı Ekonomisi ve Maliyesi isimli çalışması bu konuda pek çok noktaya işaret ediyor. Yalman’ın kurtuluş savaşındaki mali durumu anlattığı satırların ilgili bölümlerini yayımlıyoruz. Okuyunca Cumhuriyetin nasıl büyük fedakarlıklarla kazanıldığını tekrar anlayacaksınız:

Ülke ekonomisinin temeli olan tarım, yıkım noktasındadır. Tarımsal araçların ve uygulanan üretim yöntemlerinin ilkelliği, toprağın verim gücü, toprağa sahiplilik oranı ve özellikle iklim koşulları tarımsal üretimi etkilemektedir.

Türk kadını cepheye mermi yetiştirme telaşında. Fotoğraf: Depo Photos

Türk kadını cepheye mermi yetiştirme telaşında. Fotoğraf: Depo Photos

Tarımsal girdiler, Anadolu’da hemen hemen yok denecek kadar azdır. Geçimlik üretim yapılması nedeniyle, verimliliği yüksek topraklar ekilmekte, toprağın nadasa bırakılması üretimi düşürmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nda üretici nüfusun ve tarımsal hayvanların ordu emrine alınması, buna asker kaçaklarının eklenmesi sonucu tarımsal işgücü açığı doğmuş, üretim düşmüş, aşırı vergiler ve kamulaştırmalar nedeniyle üreticinin çoğu toprağından, tarımsal hayvanlarından, tohumluktan yoksun kalmış, ülke ekonomisinin temeli olan tarım, yıkım noktasına gelmiştir. Öyleki, 1922 yılında tarımsal ürün rekoltesi, 1913 yılının yarısından aza düşmüştür. Esas itibarıyla, sadece ordunun gereksinimleri için çalışan işletmeler üretimde bulunabilmektedir.

İHRACAT BÖLGELERİ İŞGAL ALTINDA

Tarmsal üretim değerinin yüksek olduğu, ihracata yönelik üretimin yapıldığı Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinin işgal altında bulunduğu düşünülürse, Kurtuluş Savaşı’nı yöneten kadronun ekonomik açıdan da ne kadar güç durumda olduğu daha iyi anlaşılır. Kurtuluş Savaşı boyunca, tarımsal ürün alıcısı olarak karşımıza Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetlerinden başka bir güç çıkmamakta, tarımsal ürün fiyatları bölgelere göre hükümetçe saptanmaktadır. Ulaşım giderleri, kimi zaman üretim giderinin iki katına yaklaşmakta, saptanan fiyatlar bazı bölgelerdeki üretimin korunması amacından kaynaklanmaktadır.

İnebolu'daki milis güçleri askeri eğitimden geçiyor. Fotoğraf: Depo Photos

İnebolu’daki milis güçleri askeri eğitimden geçiyor. Fotoğraf: Depo Photos

BOŞ TOPRAK ORANI YÜZDE 50

Esas itibarı ile, ordunun gereksinimi için çalışan işletmeler üretimde bulunur. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar çalışmakta ise de, boş toprakların oranı en az yüzde elliyi bulmaktadır. Tarımsal üretim de yarı yarıya düşmüştür. Üretimin düşmesi, üretim ve istihdam önlemleri alınmasını gerektirmiş, savaş nedeni ile üretimde görülen işgücü açığı, getirilen yükümlülüklerle kapatılmaya çalışılmıştır. Tarım yükümlülüğüne tabi tutulanların, askerlik yükümlülükleri ertelenmiş, cezaevlerinde bulunan tutukluların işgücünden aşamalı olarak yararlanma yolu izlenmiştir

DÖVİZ İÇİN İHRACAT POLİTİKASI

Ulaşımsızlık, çağdaş ulaşım araçlarının bulunmaması ve değişim yöntemlerinin çiftçinin aleyhinde olması, yasaların çiftçiyi koruyamaması gibi güçlüklerin ortadan kaldırılması, tarımsal ürünlerin yabancı ülkelere karşı korunması, ilke olarak bir kilogram da olsa ihracata yönelmek düşünülmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetlerince, hem yerli üretimi korumak, hem gelir sağlamak, hem de ülkeden para çıkmasını önlemek gibi amaçlarla, ithalat malları gümrüğü yüzde beşyüze varan oranlarda arttırılmış; savaş boyunca askeri gereksinimlerle ilgili olmamak koşulu ile, iç pazarda görülen darlığa karşın, ihracaatta serbestlik uygulamaya özen gösterilmiştir. Kapitülasyonların artık mevcut olmadığına, tarım ve sanayinin Avrupa rekabetinden korunacağına dikkat çekilmektedir. Tarım, uygun ortam yaratılarak, kâr esasına dayanan serbest rekabetle geliştirilecektir.

Efsanee Kocatepe Fotoğrafı... Fotoğraf: Etem Tem

Efsanee Kocatepe Fotoğrafı… Fotoğraf: Etem Tem

TÜCCAR TARAFSIZ ÜLKELERE GİTMİŞTİ

Birinci Dünya Savaşı’nda iç borçlanmaya gidilmiş olunması ve tüccarın sermayesini tarafsız ülkelere yatırması, Kurtuluş Savaşı’nda sermaye sıkıntısı çekilmesine yol açmıştır. Ülkenin genel savaş ve ateş- kes yıllarında, spekülasyon ticareti ile servet edinmiş tüccarlarının bir kısmı Anadolu’da kazanç yolları ararken, Anadolu’daki bir çok servet sahibi de Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetine olan güvensizliklerinden dolayı sermayelerini ortaya atmamakta, Anadolu dışına kaçırmaktadır. Anadolu tüccarları sayıca fazla olmasına karşın, sınırlı sermayeye ve bilgi birikimine sahiptir. Tarımsal nitelik gösteren Anadolu ticareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin denetimindedir ve ordu gereksinimlerinin karşılanması en büyük ticari girişim olarak görünmektedir. Hükümet, ordu gereksinimlerini karşılamak için girişimlerde bulunmakta, yeterli olmazsa tüccara iş vermektedir.

ÖNCEDEN KOMİSYON BELİRLENİYORDU

Uygulamada, ithalatı yapılacak malların listesi tüccara verilmekte, ithalatı gerçekleştirdiği takdirde, daha önce açık eksiltme ile belirlenen komisyonu almaktadır. Yerli mallar pahalı da olsa, yabancı mala tercih edilmekte, tüccar hükümet adına iş yapmaktadır. Tüccar malı peşin aldığı halde, hükümet mali darlık nedeni ile tüccara olan borcunu zamanında ödeyememekte, tüccarların bir kısmı iflasa sürüklenmektedir. Sermayenin sınırlılığı nedeniyle tüccarlar, ticaret grupları oluşturmuştu.

YEMEK ALINSA DA DEPOLANAMIYORDU

Savaş boyunca, iç ulaşım güçlüğü nedeni ile cephe gereksinimleri daha çok yerinden sağlanmış, ya da geriden ileriye doğru akan bir ulaştırma sistemi kurulmuş, halka ulaştırma yükümlülüğü getirilmiş, askeri birlikler bunun için yapılarında birer satın alma komisyonu oluşturmuşlardır. Satın alma yolu ile yiyecek ve yem gibi maddelerin bulunması mümkün ise de, örgüt ve ödenek yetersizliğinden yeterli depolama yapılamamakta, ulaşım güçlüğü değişimi aksatmaktadır.

Büyük Taaruz'daki Türk askeri. Fotoğraf: Depo Photos

Büyük Taaruz’daki Türk askeri. Fotoğraf: Depo Photos

YENİ VERGİLER GETİRİLDİ

Kaynak darlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni savaş boyunca iç ve dış arayışlara yöneltmiş, dışarıdan yardım alma olanağının sınırlılığı, içe olabildiğince yüklenme zorunluluğunu getirmiş, bu durum halkı da, yönetimi de zor durumda bırakmıştır. İstanbul’un işgal edilmesi üzerine ülke kaynaklarının tümüne el konulmuş, İstanbul’a kaynak akımı yasaklanmıştır. Ancak, Anadolu’nun gelir kaynaklarına sahip olmak, güçlü olmaya, iç güvenliği sağlamaya ve merkezi otoriteyi kabul ettirmeye bağlıdır. Bu nedenle, önceleri geniş halk kitlelerini doğrudan etkilemeyen vergilerin oranı artırılmış, iç güvenliğin sağlanması ile önemli gelir kaynaklarının artırılması mümkün olmuştur. Çıkarılan gelir artırıcı yasalar, genelde Osmanlı hükümetlerince çıkarılan vergi yasalarının oranlarının artırılması şeklinde olmuş; halka yeni yükümlülükler getirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yönetime el koyması ile bir bütçe hazırlama gereği duyulmuşsa da, savaş boyunca gelirlerin toplanması işi ve harcamalar bir bütçe olmaksızın yürütülmüştür. Harcamalar, geçici bütçe uygulamalarına benzer avans yasaları ile Maliye Bakanlığına verilen yetkilere dayanılarak yapılmaktadır. Amaç, savunma hizmetlerinin aksamaması olduğu için, harcamalar kısıtlanmış, Maliye Bakanlığının bu yetkisi Müdafaa-i Milliye dışındaki tüm bakanlıkları kapsamıştır. Zamanında bütçe yasası çıkarılamamış, Meclis açıldığında Osmanlı hükümetinin 1918 bütçesindeki harcamalar esas alınmıştır. Her bütçe çalışmasında bir önceki uygulamanın temel alınması söz konusu olmuştur. Savaş içinde bulunulması ve toprakların sürekli el değiştirmesi gelir-gider tahminlerini alt üst etmekte; gelirin ve özellikle de harcamaların ne kadar olacağı tahmin edilememektedir. Bütçe, maliye politikasının etkili bir aracı olarak kullanılamamış, denk bütçe özlemi çekilmiştir.

ÖNCE TEMİNAT SONRA AVANS

Savaş süresince özellikle, İtalya ve Fransa ile olumlu ilişkiler kurularak geliştirilmiş, eski ayrıcalıklarını korumaya çalışan bu ülkelerle görüşmeler uzayıp gitmiştir. Olumlu gelişmelere karşın, Osmanlı devletinin devamı olarak görmek istedikleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne güvenmemekte, bankaya teminat yatırılmadıkça, ticari pazarlıklara dahi girmemektedirler. Ancak, Sakarya Savaşı’nın kazanılmasından sonra imzalanan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile durum değişmiştir. Fransa, Anadolu’yu boşaltırken savaş araç gereçlerini bırakmış, para ya da avansla her istenilenin verileceğini vaat etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti daha önce genelde kaçakçılardan almak zorunda olduğu savaş malzemelerini Fransa’dan serbest ve güvenli bir şekilde alabilme olanağına kavuşmuştur.

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ün Afyon Kocatepe'den başlattığı taarruz, Anadolu'yu yeniden vatan yaptı. Bir milleti bağımsızlığa kavuşturdu. Tarihe altın harflerle yazıldı…

CESARET VE İNANÇLA

Zafere giden yol, 26 Ağustos günü saat 05.30'da, Kocatepe'de Türk topçusunun ateşiyle başladı. Ardından süngü savaşları geldi. Savaş meydanında görünürde üstünlük düşmandaydı. Türk Ordusu'nun asker sayısı 207 bin civarında iken, Yunan askeri sayısı ise yaklaşık 225 bindi. Yunan ordusunun silah ve cephane konusunda Türk Ordusu'na karşı üstünlüğü vardı. Bizim 10 uçağımıza karşı, Yunan ordusunun 50 uçağı vardı.

Kahraman Mehmetçik, bütün yokluğa rağmen yüreğindeki cesaret ve inançla kanının son damlasına kadar mücadele etti. 30 Ağustos günü zafer Mehmetçiğin oldu… Ancak Kocatepe'de başlayan mücadele bitmemişti. Atatürk, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri” diyerek yeni hedefi gösterdi. Kahraman ordu, 9 Eylül günü İzmir'e ulaştı. Kenti işgalden kurtardı, düşmanı denize döktü.

‘MUAZZAM BİR ESER'

Atatürk, Nutuk'ta Büyük Taarruz'u ‘muazzam bir eser' diyerek şöyle anlattı: “Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir âbidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”

O büyük zaferin 96'ncı yıldönümünü bugün onur ve mutlulukla kutluyoruz. “Memleketimizi esir etmek isteyen düşmanları behemehal mağlûp edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır” diye anlatan Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını minnetle anıyoruz.

30szt11-ist-izm-ant-trb-ank

‘İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ' EMRİ MEŞE AĞACININ ALTINDA YAZILDI

Atatürk'ün, Yunan ordusunu Dumlupınar'da 30 Ağustos 1922'de yenilgiye uğratmasının ardından 1 Eylül günü karargah subaylarından Şükrü Ali Bey'e “Garp Cephesi Kumandanlığı” antetli bir kağıda “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” sözleri ile biten tarihî emrini yazdırdı.  Mustafa Kemal Paşa, emri Uşak'ın Eşme İlçesi'ne bağlı Takmak Köyü yakınlarında Garp Cephesi Kumandanı İsmet (İnönü), Kurmay Başkanı Asım (General Asım Gündüz) ve karargah subaylarından Şükrü Ali Beyler ile gölgesinde oturduğu bir meşe ağacının altında verdi.  Mustafa Kemal Paşa'nın imzaladığı emir sahra telefonları ile hemen birliklere iletilmiş, o devirde “Akdeniz” denen Ege'ye doğru ilerleyen birliklerimiz kaçan Yunan ordusunu imha etmiş ve zafer 9 Eylül'de İzmir'in kurtuluşu ile noktalanmıştı. Habertürk yazarı tarihçi Murat Bardakçı, 2014'te metnin orijinalini yayınladı. Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüd Daire Başkanlığı'ndaki Arapça harflerle yazılı metni Atatürk, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, Başkumandan M. Kemal” diye imzalamıştı.

SAAT BEŞ OTUZ

(…)
98956 tüfek ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar, bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için  ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve İkinci Ordu'lar baskına hazırdılar.
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde, beygirinin yanında duran sarkık, siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:
– Beş otuz… 
Ve başladı topçu ateşiyle ve fecirle birlikte büyük taarruz…
Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar:
Karahisar güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.
Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihata ettik Aslıhanlar civarında 30 Ağustosa kadar.
Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve esir olundu.

Bugün büyük zaferin 96'ıncı yılı...

  • 96 yıl önce bugün Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleşen Büyük Taarruz, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı.

  • 20 Temmuz 1922'de kendisine 4. kez başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal, işgalcilere karşı hazırlıklarını gizlice yürüttü.

  • Bunun başlıca iki nedeni vardı; gereken cephane ve malzemeyi toparlayabilmek, savaş için yeterli asker sayısına ulaşmak.

  • Başkumandan Mustafa Kemal, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü ve Birinci Ordu Komutanı Nureddin İbrahim Konyar, bir araya gelerek taarruz ile ilgili son detayları görüştü.

  • Hatta büyük taarruz öncesinde diplomatlara bir çay partisi bile verildi.

  • Bunun ardından da milli mücadelenin en kritik savaşlarından biri olan büyük taarruz için düğmeye basıldı.

  • Savaşa katılan Türk ordusundaki asker sayısı 207 bin civarında iken, Yunan askeri sayısı ise yaklaşık 225 bindi.

  • Yunan ordusunun silah ve cephane konusunda Türk ordusuna karşı sayıca üstünlüğü de bulunuyordu. Hava desteğinde ise Türk ordusunun gücü, karşısındaki orduya göre oldukça zayıftı.

  • İki ordu arasındaki savaş, piyade ve süvari birlikleri arasında geçecekti.

  • Türk süvari birlikleri kendilerine düşen hayati görevi layıkıyla yerine getirerek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayacaktı.

  • 26 Ağustos gecesi Afyon'da başlayan Büyük Taarruz’u Mustafa Kemal, bizzat kendisi yönetti.

  • Birçok cephede bulunan Mustafa Kemal'in savaş meydanlardaki büyük tecrübesi, buradaki savaşın kazanılmasında da önemli rol oynayacaktı.

  • Ünlü şair Nazım Hikmet, Büyük Taarruz Zaferi’ni anlattığı şiirinde muharebeninin başlangıç anlarını şu sözlerle tasvir eder;

    “Dağlarda tek, tek ateşler yanıyordu. Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü.

  • Paşalar onun arkasındaydılar.
    O, saatı sordu. Paşalar: “Üç” dediler.
    Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
    Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
    Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.”

  • Sis nedeniyle bir saat geciken topçu ateşi, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte başladı.

  • Yaklaşık yarım saat süren yoğun bombardımanla Yunan mevzileri büyük yıkıma uğratıldı.

  • Piyade birliklerinin taarruzu sayesinde kısa sürede Tınaztepe, Belentepe ve Kalecik bölgeleri geri alındı.

  • Bu sırada cephe gerisine sızan süvari birlikeri de, Yunan ordusunun İzmir-Afyon iletişim bağlantısını kesmeyi başardı.

  • Geri çekilmeye başlayan Yunan ordusu ile Türk askerleri arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Türk ordusu, Yunan askerlerini takibi sürdürdü.

  • Yunan askerlerinin Afyon’u terk etmesinin ardından Türk ordusu 27 Ağustosta kente girdi. Cepheye her türlü desteği veren halk, askerleri coşkuyla karşıladı.

  • Afyon’un kurtuluşu, düşman kuvvetlerinin sıkışmasına yol açtı. Yunanlar demiryolu hakimiyetini de kaybetti. Türk askerleri, 30 Ağustos günü ise Kütahya’ya vardı.

  • Dört gün süren Büyük Taarruz, Dumlupınar Meydan Muharebesi(Başkomutanlık Meydan Muhaberebesi) zaferiyle taçlandırıldı.

  • Bu savaşta Türk ordusu yaklaşık 2 bin 500 kayıp verirken, Yunan ordusundaki ölü sayısı ise 8 bini aştı.

     İki gün sonra Yunan generali Nikolaos Trikupis, Uşak’taki karargahında binlerce asker ile birlikte esir alındı.

  • Mustafa Kemal Atatürk, kazanılan bu zaferin ardından Türk askerlerine “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” talimatını verdi.

    Bu emir doğrultusunda üç koldan ilerleyen Türk ordusu; 1 Eylül'de Uşak'ı, 2 Eylül'de Eskişehir'i, 6 Eylül'de Balıkesir ve Bilecik'i, 7 Eylül'de Aydın'ı, 8 Eylül'de Manisa'yı geri aldı. İşgalci askerlere son darbe ise İzmir’de vurulacaktı.

  • 9 Eylül’de İzmir’in de geri alınmasıyla birlikte Anadolu toprakları, Mustafa Kemal ve silah arkadaşları sayesinde ilk kez rahat nefes alıyordu.

  • Çanakkale ve Sakarya savaşlarında işgalci güçler geri püskürtülürken, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ilk kez zaferle sonuçlanan taarruz savaşı olarak tarihe geçti.

  • 30 Ağustos 1922 yıllarca süren Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlandığını müjdeleyen bir tarih olarak da kayıtlara geçti.

    İlk kez 1926 yılında Zafer Bayramı olarak kutlanan 30 Ağustos, her yıl çeşitli etkinliklerle yurt geneli ve KKTC’de kutlanmaktadır.

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2018, 15:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER