Bu sağlık sistemiyle ancak taşeronluk yapılır

Türk sağlık sistemiyle de OECD ülkelerinin efendilerinin arasına girilemez olsa olsa taşeronluk yapılır.

Bu sağlık sistemiyle ancak taşeronluk yapılır

Türk sağlık sistemiyle de OECD ülkelerinin efendilerinin arasına girilemez olsa olsa taşeronluk yapılır.

10 Ekim 2017 Salı 10:36
Bu sağlık sistemiyle ancak taşeronluk yapılır

Kapitalist ekonomik düzen insanlık tarihine girdiğinden itibaren bütün çıkmazlarını, yanlışlarını, eksiklerini, metayı önceleyen ahlaki yapısını toplumlara empoze etti. Etkilediği sektörlerden kuşkusuz en önemlisi sağlık sistemi oldu. Sağlığın bireysel bir sorundan ziyade toplumsal bir sorun olduğunu kapitalizmin kötü uygulamaları tescilledi. Sağlık alanı öylesine kontrolden çıkmış bir sektöre dönüştü ki güya sağlık sistemini kontrol etmek üzere kurulan örgütler, kurumlar bu çıkmazın içerisinde savruldular.

ABD SAĞLIK SİSTEMİNİN AÇMAZLARI DÜNYA MEDYASININ DA İLGİSİNİ ÇEKMİŞ

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2000’li yıllarda Dünya Ülkelerinin Sağlık Sisteminin etkinliğini kıyasladığı bir liste çıkardı. Bu liste hazırlanan ilk ve son liste oldu. Ardından örgüt açıklama yaparak son derece rölatif kıstaslar üzerine oturtulması nedeniyle bir daha böyle bir liste çıkarmayacağını açıkladı. Dünya Sağlık Sistemini kontrol eden dev bir örgütün bu türden raporlar hazırlamasını beklenirken basit bir oyun yazarının yazdıklarını yırtıp çöpe atması ve bir daha yazmayacağım diyerek tövbe etmesi gibi bir ifadenin gerekçesi neydi?

Bu liste hazırlandığı dönemde ABD’de kişi başı sağlık harcaması 4559 Dolardı ve DSÖ’nün hazırladığı bahsedilen listede sağlık seviyesindeki sıralamada tam 37. sıradaydı. Fransa’nın kişi başı sağlık harcaması 2505 Dolar, İtalya’nın ise 2047 dolardı ve Fransa ve İtalya DSÖ’nün listesinde 1. Ve 2. Sırayı paylaşıyordu. Bu listede en dikkat çekici şey ise kuşkusuz Küba’nın sağlık seviyesindeki yeriydi ve listede ABD’nin hemen altında bir yerde 39. sırayı paylaşıyordu. Ancak Küba’nın o yıllarda kişi başı sağlık harcaması en fazla 250 Dolar civarındaydı. Küba 1970’li yıllarda başlattığı Sosyalist Sağlık modeli ile sağlık seviyesinde ABD ile eşit bir pozisyona ulaşmakla kalmamış; bulaşıcı hastalıklar ve bebek ölümü gibi kriterlerde ABD’nin önüne geçmişti.

Bu önemli tespitler yanında ABD sağlık sisteminin açmazları dünya medyasının da ilgisini çekmiş, Michael Moore gibi ünlü yönetmenler, Ottawa Citizen gibi gazeteler hazırladıkları belgeseller ve karikatürler ile ABD Sağlık Sistemini yerden yere vurmuştu. Ancak kapitalizm boş durmamış, Sağlık Sistemleri üzerinde algı operasyonlarına devam ederek sağlıkta harcama eşittir sağlık düşünce yapısını toplumlara yerleştirmeyi görev edinmişti.

SOSYALİST SAĞLIK SİSTEMLERİ ÇEVRENİN SAĞLIĞIN EN ÖNEMLİ BELİRLEYİCİSİ OLDUĞUNU BİLİR

Türkiye’de 2000’ li yıllardan itibaren paran kadar sağlık ilkesiyle hareket etmeye başlamış, sağlıktaki bütün liberal ekonomik politikaları uygulamış, kendisini OECD ülkeleriyle kıyaslamaya başlamıştır. Nitekim 2000’li yıllarda 425 Dolar olan kişi başı sağlık harcaması 2016 yılında 1088 Dolar’a ulaştı. OECD ülkeleri arasında kişi başı sağlık harcamasındaki artış yönünden % 6.9 la birinci sıraya yükselmesine rağmen, OECD ülkeleri arasında Sağlıkta DÜŞÜK PERFORMANSLI ülkeler arasındaki yerini korudu. (Kaynak: Health at a Glance 2015). OECD ülkeleri ise bu tespiti fırsat bilerek aslında Türkler’in kişi başı sağlık harcamasının düşük olduğunu, harcamanın daha, çok daha fazla artması gerektiğini savlayarak ateşe barutla yaklaştılar.

OECD Ülkelerinin Sağlık Seviyesini belirleyen kriterlerin hemen çoğunluğu sağlıkta KAPİTALİST DÜZENİ empoze eden kriterler. Bu kriterler arasında en dikkat çeken bazıları kaynak kullanımını artırmaya yönelik. Bunları doktor muayene sayısı, hastaneden taburcu sayısı, yıllık MR, CT görüntüleme işlemi, katarakt, anjioplasti, Bypass, Kök Hücre nakli, apendektomi, kolesistektomi, fıtık operasyonu, böbrek nakli, kalça kemiği replasman sayısı olarak sıralayabiliriz. İşte tam bu noktada Türkiye Sağlık Sisteminde güya devrim yapmak için var olan kaynağının çok büyük oranını sağlığa yatırmaya ve sıralanan bu işlemlerin sayısını artırma yoluna gitti. Bin kişiye düşen hekim (1.8) ve hemşire sayısı (2) olarak OECD ülkelerinin en sonunda olmasına rağmen hekim muayene sayısı, yatarak ve ayaktan hasta muayene sayısındaki artışla bu farkı ortadan kaldırmaya çalıştı. Tabii ki bunu yapmak için düşük ücretlerle, uzun süreli, zor şartlarda sağlık personelini çalıştırarak çalışanlarını ezdi, köleleştirdi, sisteminin bütün kirliliğini çalışanların üzerine yükledi. Kirli sistemine ortak edebilmek için SAĞLIKTA PERFORMANS adıyla kurduğu kölelik düzeninde sağlık çalışanlarının karnını doyurmak için parça başı para politikasına ortak etti. AKP’nin kurduğu düzen o kadar tuttu ki bin kişiye düşen MR sayısında, CT sayısında, tetkik sayısında, antibiyotik kullanımında, sezaryan operasyonu sayısında OECD ülkelerini sollayarak şampiyon oldu. Ancak yine de OECD ülkelerinin arasında KALİTESİZ damgasını yemekten kurtulamadı.  

Türkiye’nin sağlıkta kaliteyi yakalamakta kullanmadığı tek faktör Sağlığın Tıbbi Olmayan Parametreleri idi. Oysa göz ardı ettiği bu faktörler Toplum Sağlığının gerçek belirleyici olan faktörlerdir. Bu faktörleri Çevresel ve Toplumsal Davranışsal faktörleri olarak tanımlarız. Çevresel faktörleri fiziksel, biyolojik, sosyal ve insan eliyle yaratılan faktörler olarak sıralayabiliriz. Toplumsal davranışsal faktörleri ise toplumsal eylemler, alışkanlıklar, reaksiyonlar, inançlar, yaşam şekilleri olarak tanımlayabiliriz.

Sosyalist Sağlık Sistemleri Çevrenin sağlığın en önemli belirleyicisi olduğunu bilir. Özellikle insan eliyle yaratılan çevre olarak tanımladığımız barınma, nakil, endüstrileşme ve iletişim gibi faktörlerin sağlıklı olması toplum sağlığı için tartışmasız önemliliktedir. Toplum Sağlığı’nın diğer belirleyicilerini ekonomik faktörler (Milli gelir, milli üretim, kişi başı gelir), beklenen yaşam süresi, beş yaş altı ölüm oranları, bebek ölüm oranları, eğitim seviyesi, anne ölüm oranları ve insan gelişimini izleyen diğer indikatörlerdir.

Sosyalist Sağlık Sisteminde bireyin sağlığı rölatif bir kavramdır. Sağlık denince bir köyün, bir kasabanın, bir şehrin sağlığı anlaşılır. Nitekim sağlıklı bir şehir denince sağlıklı su kaynakları ve atık su arıtma sistemleri olan, caddeleri asfaltlı, çöp toplama sistemi sağlıklı, insanların sağlıklı tuvaletler kullandığı, kadın eğitim oranı yüksek, kadınları çalışma hayatının içerisinde aktif, doğumların eğitimli sağlık personeli tarafından yaptırıldığı, doğum ve ölüm oranlarının kabul edilebilir sınırlarda, aşılama sistemi tam ve barınma sistemleri üst seviyede olan şehirler anlaşılır. Eğitim seviyesi en düşük, obezite oranı en yüksek, çocuğunu beslemeyi bilmeyen, her gün şiddete maruz kalan, çocuğuna bakmayı bilmeyen ya da zamanı olmayan, çalışan kadının aşağılandığı bir toplumda kişi baş MR muayene sayısını artırmakla, kadınlara normal doğum yerine sezeryan yaptırmakla OECD seviyesi ülkelerin seviyesine çıkmayı düşlemek sadece ve sadece cehaletin, aymazlığın, ilkelliğin ve hepsinden önemlisi kapitalist sağlık sisteminin taşeronluğunun resmidir.  

Şunu unutmamak gereklidir. Nasıl bireysel hastalık olumsuz koşulların hastalık şeklindeki ifadesi ise, salgın şeklindeki hastalıklar toplumsal yaşamın olumsuz koşullarının ifadesidir. Sonuç olarak bir toplumun ahlakından, tarihinden, politikalarından, ekonomisinden, ulusal değerlerinden bağımsız bir sağlık sistemi olamaz. Şu anki Türk sağlık sistemiyle de OECD ülkelerinin efendilerinin arasına girilemez olsa olsa taşeronluk yapılır.

Gülümser Heper

Odatv.com

banner178
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.